GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:82
Tarih:15.04.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Her salı bu ülkede 10 binlerce mahpus ve onların aileleri saat 15.00'te gong sesiyle birlikte televizyonun başına geçiyorlar ve Meclis TV'yi açıyorlar. Neden mi? "Belki bu ülkede, bu ülkenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde cezaevlerinin sorunlarını giderecek bir yasa çıkar." diye; "Belki yıllardır dile getirdiğimiz sorunları nihayet bu Meclis çözer." diye ekranlarının başına geçiyorlar. İşte biz de bu kez o hüsran yaşanmasın diye, bu erteleme siyaseti son bulsun diye DEM PARTİ olarak cezaevlerinin sorunlarının giderilmesi için tüm siyaseti göreve çağırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir ülke düşünün ki kapasitesi 300 bin olan cezaevlerinde 400 bine yakın mahpus tutulsun; bir ülke düşünün ki her ay hapishanelerinden bir mahpusun cenazesi çıksın; bir ülke düşünün ki ölüm döşeğindeki mahpuslar dahi tahliye edilmesin; yine bir ülke düşünün ki en temel hakları yok sayılan, insan onuru ayaklar altına alınan mahpuslarla dolu olsun. Bunları anlatmaktan emin olun ki keyif almıyorum, hicap duyuyorum ve bizi arayan insanlara cevap verirken boğazım düğümleniyor ve yutkunuyorum ve elbette ki onlar adına size bunu buradan ifade ediyorum. Bakın, adli veya siyasi bir ayrım yapmaksızın bunu söylüyorum. Türkiye hapishanelerinin sorunları Ağrı Dağı'nı aşmış durumda. İnsanın insan bile sayılmadığı bu sistemi yaratanlar hiç mi utanmıyor bundan diye soruyorum size. Korkmuyor musunuz, bunun vebalinden çekinmiyor musunuz diye elbette ki iktidara sesleniyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu Meclis çatısı altında hepimize mektuplar geliyordur. Biz DEM PARTİ olarak hapishanelerden bize gelen her bir mektubu özenle inceliyoruz ve gerekli yerlere de iletiyoruz. Eminim iktidara da geliyordur bu mektuplar ama eminim ki tozlu raflarına itiliyordur. O yüzden buradan cezaevlerinden gelen mektupları size aktaracağım. Bakın, ne demişler bize: "Tek kişilik hücre gibi bir odada kalıyoruz. Günde bir buçuk saat havalandırma dışında hiçbir faaliyetimiz, etkinliğimiz yok. Günün yirmi iki buçuk saati tek kişilik bir odada tutuluyoruz. Yönetmelik, genelge, mevzuat tamamen bizim dışımızda uygulanıyor. Onur kırıcı uygulama olan ağız içi aramalardan dolayı yıllardır hastaneye dahi götürülemiyoruz. Hastalıklarımız daha da ağırlaşıyor. İnfaz yakmalardan dolayı çıkması gereken arkadaşlarımız tahliye olmuyor. Sıcak su çamur olarak akıyor, soğuk su günde birkaç saat dışında gelmiyor." diyorlar. Yine "Kitap okuma hakkımız bile keyfî bir şekilde elimizden alınıyor." Bu okuduklarımı ben yazmadım, cezaevlerinden bize gelen mektuplardan size okudum ve 2026 yılı Türkiyesinde bu insanlık dışı koşullardan utanmıyor muyuz, çekinmiyor muyuz, sıkılmıyor muyuz? Neden insanlara bunu hak görüyoruz diye iktidara soruyorum elbette ki.

Yine, değerli arkadaşlar, bir kadın tutsak Sermin Demirdağ, tam otuz dört yıldır hapishanede. Dile dahi kolay değil, bakın, tam 7 kez idari gözlem kurulu kararıyla "Hapishaneden çıkmazsın." diyorlar. Kim bu idari gözlem kurulu, kim var içerisinde? Bir mahkeme mi? Değil. Bir hâkimi var mı? Yok. Savcısı var mı? Yok. İçerisinde ne var? Sadece ve sadece cezaevi savcısı, o da tek başına karar merci değil, psikolog, sosyolog bazen imam bile var ve diyor ki bunlar: "Sen hapishanede kalabilirsin veya hapishanede kalamazsın, bu kararı biz veriyoruz." Bakın, bizim artık idari gözlem kurulu diye bir kuruldan vazgeçmemiz gerekiyor ve bunu bu Meclisin yapması gerekiyor. Bu bir beklenti, buna cevap olmak gerekiyor.

Evet, değerli arkadaşlar, 2026 yılına geldik, önümüzde tarihsel bir fırsat var. Bu ülkede milyonlarca insan her gün çözüm çağrısı yapıyor, hukuki düzenlemeler için ses yükseltiyor ama duymayan bir iktidar gerçekliği var. Bu mesele yalnızca ve yalnızca bir kesimin, yalnızca Kürtlerin meselesi de değil arkadaşlar. Bu mesele hukuksuz şekilde cezaevinde tutulanların meselesi. Bu mesele insanlık dışı koşullara maruz kalanların meselesi. Bu mesele adil yargılanmayanların meselesi. Bu mesele Türkiye'nin meselesi, Türkiye'nin demokrasi meselesi; sadece bir kesimin, bir ırkın, bir toplumun meselesi de değil. İşte, bunun için, bundan kaynaklı da yalnızca belirli bir sorunun çözümü değil, hukukun yeniden tesis edilmesi için, adaletin herkes için uygulanması için ve demokratik bir düzenin inşa edilmesi için bir an önce hayati önlemleri almamız gerekiyor.

Evet, değerli arkadaşlar, bir infaz kanununu yapmaktan bu kadar mı aciziz ya? Daha neyi bekliyoruz? Ne dedik? Yılbaşı denildi, bayram denildi, haziran denildi, temmuz denildi ve böyle böyle, diye diye milyonlarca insanın beklentileri, özgürlükleri ertelendi ve hayatı ertelendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Ve artık bir an önce bütünlüklü bir infaz kanununa ihtiyaç var ve bunun için de görevli olan yer elbette ki bu Meclistir. İktidara sesleniyoruz: Bir an önce bütünlüklü bir infaz kanunu hazırlamak gerekir diyoruz ve göreve davet ediyoruz. Bu Meclis artık sorunları yaratan, erteleyen değil, çözümün adresi olmak zorundadır. Artık zaman kaybetme lüksümüz yok; mesaimizi, enerjimizi, irademizi, halkın beklentileri için harcamak zorundayız. Şu bir gerçek ki hapishanelerin sorunu çözülmeden, İnfaz Kanunu'nda bütünlüklü bir düzenleme yapılmadan; eşit, adil, insani bir infaz düzenlemesi yapılmadan atılan her adım yarım ve eksik kalacaktır. DEM PARTİ olarak elbette ki bizler Türkiye'nin toplumsal sorunu hâline gelen bu sorunların çözümü için her türlü çalışmaya hazırız ve bütün siyasi partilerin de mahpusların ve ailelerin seslerine kulak vermeye ve bir an önce somut çalışmaları Genel Kurula getirmeye davet ediyoruz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)