GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:82
Tarih:15.04.2026

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İki gündür peş peşe okullarımızda yaşanan silahlı saldırı haberleriyle ürküyoruz. Burada muhalefetin aylarca, yıllarca ifade ettiği birtakım konuların, tespitlerin görmezden gelinmesinin sonuçları... 2 olayın üstü olması tabii, üzücü ve dehşet verici ama bu aynı zamanda iktidarın aklını başına alması için de çok büyük bir uyarı olarak karşımıza çıkıyor. 14 Nisan tarihinde Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 17 yaralının olduğu, saldırganın da öldüğü veya öldürüldüğü, intihar ettiği veya öldürüldüğü bir tablo var karşımızda. Bugün ise Kahramanmaraş'taki Aysel Çalık Ortaokulunda yine bir silahlı saldırı vakası var, olay çok taze. Ümit ediyoruz ki sosyal medyada yer aldığı gibi ölümlü bir durum yoktur, ümit ediyoruz ki yaralı sayısı umulduğundan azdır.

Şimdi, burada iki boyutlu, minimum derecede iki boyutlu bir şekilde olaya bakmadığımızda yarınlar için ders çıkartmamız mümkün değildir. Birincisi, okulların fiziki güvenlik koşullarıdır. Bugün uyuşturucu yaşının 8-9 yaşına düştüğünü biliyoruz; okulların her köşesinde, her sokağında torbacıların cirit attığını biliyoruz ama okullarımızı bu uyuşturucu satıcılarından, bu çeteleşmelerden, bu mafyavari gruplardan koruyacak bir güvenlik sistemimiz yok.

Henüz geçen ay, Türkiye'de ortaöğretim sınavına giren öğrencilerin lise tercihinde birinci derecede yerleştirme... Yani en başarılı okul kabul edilen, İstanbul'daki bir lisede -isimleri tek tek saymak istemiyorum kötünün de reklamı olmaz diye- bir çeteleşme vakasının haberlerini okumuştuk. Dışarıda mafya ve çete grupları, okul içerisinde bunlardan esinlenen ayrı bir çeteleşme hâli...

Peki, Allah aşkına, biz okulların güvenliğini temin edemeyeceksek, okulların temizliğini yer yer velilere yaptıracaksak bu okulları nasıl yönetiyoruz? Millî eğitim açısından, en az müfredat kadar önemli bir mevzu değil midir? Peki, okulların güvenliğini sağlayamıyoruz da diğer taraftan, bu çocuklar bu yollara nasıl giriyor?

İletişim Başkanlığının emir ve komutasında senkronize olarak yayın yapan televizyonların dizi senaryolarını ele almadığımız müddetçe, gündüz kuşağı programlarını ele almadığımız müddetçe bu çocukların nasıl bu yollara savrulduğunu nasıl anlayacağız?

Dün uzun uzadıya konuşmak istiyordum, zaman olmadı. Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisinin Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Zuhal Karakoç'un vermiş olduğu teklifin çok yerinde ve doğru bir teklif olduğunu düşünüyoruz. Bu teklifin, sadece gündüz kuşağı programlarını değil, dizi sektörünü de içine alacak bir şekilde, evvelemirde, hızlı bir şekilde, sadece ana komisyonda değil, tali komisyonlarda da konuşularak ve muhalefetle de ortaklaşılarak bu Genel Kuruldan geçmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Allah aşkına, en küçük bir haber için günlerce ekran durdurma, reklam yasağı verilen muhalefet kanallarında yayınlanmıyor bu diziler, bu gerçekle yüzleşelim. Bu diziler önce Turkuvaz Medya Grubunda yayınlanıyor, bu diziler Demirören Medya Grubunda yayınlanıyor, bu diziler veyahut da bu tip programlar benzeri, iktidarın güdümünde olan televizyon kanallarında yayınlanıyor, Sayın Cumhurbaşkanı bir yerde tebaasına "Hayırlı günler." dediğinde, anında canlı yayına geçen kanallarda yayınlıyor, bunlar muhalif kanallarda yayınlanmıyor ve bütün bunları durdurmak Sayın Cumhurbaşkanının tek bir talimatına bakar; Böyle kanuna manuna da ihtiyaç yok, Sayın Cumhurbaşkanı bir gün karar versin, "Ben, bu mafya ve çeteyi öven dizilerden, bu ailenin köküne kibrit suyu döken dizilerden, bu ahlaksız gündüz kuşağı programlarından bıktım." desin, ertesi gün bütün bunların durduğunu göreceğiz. Peki, Sayın Özlem Zengin, merak ediyoruz: Sayın Cumhurbaşkanını böyle bir talimat vermekten alıkoyan nedir? Bu, gençlerin içine düştüğü, bu mafyavari, çetevari, vesair, ailenin temel unsurlarına aykırı, ahlaksız yapıların girdabına kaptıran bu yayın politikalarından murat edilen nedir? Dolayısıyla, dün Siverek'te, bugün Maraş'ta yaşanan olaylar sadece okulların güvenlik problemi değildir, aynı zamanda AK PARTİ iktidarlarının millî eğitim ve kültür politikalarının bir sonucudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu alanlarda sahici bir yüzleşme yaşanmadığı müddetçe aile adına, yerlilik ve millîlik adına, kültür adına yapılan bütün nutuklar bir retorikten, bir tirattan ibaret kalacaktır. Aslında her alanda bir boşvermişlik, bir kendi hâline bırakmışlık görebiliyoruz. Mesela, akaryakıtta Hürmüz Boğazı'ndaki krizden kaynaklanan bir dengesizlik hâli var. Böyle bir dengesizlik hâlini biz aslında daha önce yaşadık. Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan'ın ekonomi yönetiminde bulunduğu bir dönemde yani 2008 yılında, birden bire petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara kadar çıktı. Biz, o gün için o artışın enflasyon üzerinde etkisini bugünkü hâliyle görebildiğimizi iddia edebilir miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - O zaman tek haneli enflasyon bir bütün olarak hukuk, adalet, özgürlük alanlarının korunması, Avrupa Birliği uyum süreciyle yaşanan demokratikleşmeler ve yolsuzluklara minimum tahammül nedeniyle 20 dolardan 150 dolara çıkan petrol fiyatlarını Türk ekonomisi büyük bir enflasyonist ortam yaratmadan yönetebilmişti. Bunun farklı yönleri de var. Ekonomik ortam her şeyden önce bir güven ortamıdır. Siz bazı konuları makineye bağlayarak, yapay zekâya bağlayarak, otomatiğe bağlayarak yönetemezsiniz. Mesela, petrol fiyatlarındaki artış... Allah aşkına, 8 Nisan günü, petrol fiyatı 86 lira olarak ilan edilmiş, bir sonraki gün 73 lira. Ya, bir günde yüzde 17-18'lik bir fark; bunun enflasyon üzerindeki etkisi, bunun maliyet hesaplamaları üzerindeki etkisi, bunun piyasadaki güvensizlik etkisini büyük ekonomi yönetimi ve büyük ekonomist iktisatçı iktidar Sayın Cumhurbaşkanı ve emrindeki siyasetçiler ve memurlar ön göremiyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Niçin bu petrol fiyatlarındaki artışlar hiç olmazsa birkaç günlük dengelenmeler gözetilerek pompaya yansıtılmıyor? Çok yakında pompalarda fiyat 100 lirayı geçtiği için... Hatırlayın, 10 liraya geçiş olduğunda bütün tabelalar yenilenmişti, kıyamet kopmuştu; üç yılda, bu sefer 99 lirayı geçeceği için tabelalar yenilenecek ve böyle bir atmosferde biz enflasyonla mücadele için güvenli bir ortamın olduğunu düşünemeyiz.

Başkan, bir dakikam daha var mı? Yoksa, bir mevzu daha var.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamam, teşekkür ediyorum.

Aslında, Türkiye'de yapılan operasyonlar ve bunun yargıdaki takibiyle ilgili çok geniş bir notumuz vardı. Âlâyıvalayla operasyonlar yapılıyor, ilk duruşmada herkes tahliye ediliyor, parası varsa iddianamesi yazılmadan tahliye ediliyor. Bakınız, son altın rafinerisi Can Holding araştırmalarına, soruşturmalara... Yüzlerce şirkete el konuluyor, "tarihin en büyük kaçakçılık operasyonu" deniliyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

Bitirelim lütfen.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bitiriyorum efendim.

Tarihin en büyük ve kaçakçılık operasyonu dönüyor ama dönülüyor daha birinci ayda ev hapsi... Ya, gazeteci İsmail Arı içeride, Fatih Altaylı, zavallı yüz doksan gün içeride kaldı; gazetecilerin aylarca içeride kaldığı, tutuklandığı bir dönemde milyarlarca dolarlık kaçakçılık iddialarından insanlar, Allah aşkına, nasıl bir ayda ev hapsine çıkarlar? Nasıl çıkarlar, size söyleyeyim. Bir Yargıtay üyesinin bir mafya grubuyla, ev ve araba almak suretiyle ilişkide olduğu MASAK raporuyla sabit ama o şahıs hâlâ Yargıtay üyeliğine devam ediyor; böyle bir ortamda Gülistan Doku dosyasının tekrar açmakla "Biz, ucu nereye varırsa varsın soruşturmalara gireceğiz." netice elde edemezsiniz. Esas siz iktidarın kontrolündeki ve güdümündeki sermayeyle ilgili soruşturmalar nereden nereye gidiyor, ona bakınız diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.