| Konu: | Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 81 |
| Tarih: | 14.04.2026 |
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Çok teşekkür ediyorum Başkan.
Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ya, keşke zaman olsa uzun uzun bu maddeyle ilgili bir konuşma yapabilseydim, nedenini birazdan söyleyeceğim. Yani, bu madde, Adalet ve Kalkınma Partisinin uzunca bir süredir nasıl kalitesiz yasama faaliyeti yürüttüğünü ve demokratik değerlerden nasıl uzaklaştığını gösteren tipik bir örnek. "Neden böyle diyorsunuz?" diye sorarsanız ben kısaca söyleyeyim.
Şimdi, 1980'den kalma bir yasadır Sosyal Hizmetler Kanunu ve bu kanunun 35'inci maddesi denetlemeyi düzenliyor. Sadece diyor ki: İşte, 34'üncü madde uyarınca, yürürlüğe konulan yönetmelik uyarınca sosyal hizmet kuruluşları... Kamuya ait özel sosyal hizmet kuruluşlarının denetlenmesini düzenliyor 35'inci madde fakat bu denetlemeden sonra nasıl müeyyideler uygulanacağı yasada yoktu. 2013 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi 2828 sayılı Yasa'ya 2 madde ekledi: 35/A maddesi ve 35/B maddesi. 35/A maddesiyle ilk kez müeyyideler girdi ve bu müeyyideler içerisinde diyor ki kanun: "...kontrol ve denetim sonucunda, bu kuruluşların açılışına, çalışma şartlarına, yönetimine, hizmetin etkin sunumuna ilişkin olarak yönetmelikle belirlenen koşullara göre eksiklik veya aykırılığın tespiti hâlinde il müdürü tarafından 16 yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının on katından elli katına kadar idari para cezası verilir." Eğer bir yıl içerisinde 5 kez idari para cezası uygulanırsa ve bu kurum bu idari para cezalarının gereğini yerine getirmezse kapatılır; 35/A maddesi buydu. 35/B maddesi de kuruluşun kapatılmasını düzenliyordu -2013'te getirdiğiniz düzenleme- ve kuruluşun kapatılması o kadar kolay değildi yani tüzel kişi tarafından veya gerçek kişi tarafından işletilsin. Hizmet verilen kişilere yönelik tehdit, baskı, özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren fiziksel, cinsel, tıbbi, psikolojik baskı uygulanıyorsa eğer, bu durumda bir yargılama sonucunda kuruluş müdürü hakkında cezalandırmaya yönelik bir karar verilirse kuruluşun kapatılacağını düzenliyordunuz. Yani, bir kişi hakkında bir dava açılacak, o dava sonucunda cezalandırılmasına hükmedilecek, ondan sonra o kuruluşla ilgili kapatma kararı verebileceksiniz.
Şimdi, bir boşluğu doldurmak için yeni bir madde düzenliyorsunuz: 35/C maddesi. Birinci fıkrada -denetledik, müeyyide uyguladık, kuruluşu kapattık- kuruluşu kapattıktan sonra burada kalanların durumu ne olacak, buna ilişkin bir düzenleme getiriyoruz; burada herhangi bir sorun yok. Diyorsunuz ki: Kapatılmasına karar verilen kuruluşta kalanlar diğer kamu kurumlarına gönderilir, diğer kuruluşlara gönderilir; eğer gönderilmiyor ise valilikçe burası yönetilir ve bu süre içerisinde, altı aylık süre içerisinde hâlâ bu hizmet verilmeye devam edilir. Bunda da herhangi bir sorun yok ama ikinci fıkrayla diyorsunuz ki: "Sadece dava açılması hâlinde..." "Sadece kuruluş müdürü hakkında bir dava açılırsa biz orayı kapatılmış varsayacağız ve valilikçe oraya kayyum atanacak, ayrıca burayı tasfiye edeceğiz." diyorsunuz. Hukukun bütün temel ilkelerini, hepsini yok sayıyorsunuz, masumiyet karinesini yok sayıyorsunuz. 2013 yılında getirdiğiniz düzenlemede diyordunuz ki: "Eğer yargılama sonucunda cezalandırılmasına karar verilirse kapatacağız ve bu süre içerisinde biz buradan yararlananlara hizmet sunmaya devam edeceğiz." ama şimdi genel olarak demokratik değerlerden o kadar uzaklaştınız ki sadece dava açılması hâlinde yani savcı tarafından bir özel sosyal hizmet kuruluşunun kurucu müdürü hakkında bir dava açılması o kuruluşa kayyum atanması için sizce yeterli olacak ve orayı tasfiye edeceksiniz; bu, ceza hukukunun genel ilkeleriyle bağdaştırılamayacak bir durum.
Şimdi, kalitesiz yasa yapıyorsunuz derken şunu söylüyorum: Siz bu yasayı öyle ya da böyle kabul edeceksiniz. Aynı kanunun içerisinde, 2828 sayılı Kanun'un içerisinde hem 35/B maddesi duracak yani diyeceksiniz ki: "Kuruluş müdürü yargılanıp cezalandırılmasına karar verilirse o kuruluşu kapatacağız." hem de, bugün, şu anda görüştüğümüz kanun teklifi kabul edilirse yine aynı kanunun içerisinde diyeceksiniz ki: "Eğer dava açılırsa biz yine bu kuruluşu kapatacağız." Aynı anda, aynı kanunun içerisinde bu biçimde 2 madde olamaz. Size kim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - "Kayyum atayacağız." diyorlar.
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) - Evet "Kayyum atayacağız." diyorlar ama mesele şu ki altı ay içerisinde tasfiye edilecek o yargılamanın sonucu beklenmeden.
Aynı kanun içerisinde bu iki hüküm bir arada olmaz. Gerçekten yasa bu kadar kalitesiz bir şekilde yapılamaz. Keşke Komisyon sırasında arkadaşlarımızın bu konudaki uyarılarını dinleseydiniz. Getirdiğiniz teklifteki bu maddenin birinci fıkrasına hiç kimsenin itirazı olmaz ama evrensel hukuk ilkelerini, ceza hukukunun genel ilkelerini yok sayan bir düzenlemeyle, sırf kurucu müdür hakkında soruşturma sonucunda dava açıldı diye bir kurum kapatılmaz, oraya valilikçe kayyum atanmaz ve orası tasfiye edilmez. Bunun adil ve hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyor. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)