GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:79
Tarih:08.04.2026

NEJLA DEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere İçişleri Bakanı değişti, yeni gelen Bakan için "Kur'an hafızıdır. Hak ve hukuk konusunda çok hassastır." denildi, bu uzun uzun da anlatıldı ancak görüyoruz ki bu hassasiyetin sınırı bu yılki "Nevroz" alanlarında Kürt halkının coşkusunu görene kadarmış. Yeni Bakanın "Nevroz" meydanlarında milyonların mutluluğunu görünce adalete ve hakka dair ezberindeki ayetleri ne yazık ki unuttuğunu görüyoruz. Demek ki mesele ezberlemek değil, mesele değerleri içselleştirmektir. Çünkü hak mevzusu ya da adalet olgusu içselleştirilmiş olsaydı İstanbul, İzmir, Batman ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok ilde, dün itibarıyla da memleketim Ağrı'da "Nevroz"a katıldığı için gençler ve çocuklar şafak operasyonlarıyla kapıları kırılarak gözaltına alınmazdı; gözaltında gençlere, çocuklara şiddet uygulanmazdı. Soruyoruz, bu kapı kırma, bu şiddet, bu hoyratlık neden? Kapıyı çalsanız açılmayacak mıydı? Görünen o ki şiddet zihniyetiniz için bir yöntem olmanın yanında bir de alışkanlık hâline gelmiş. Bu yaklaşımlar kesinlikle provokasyondur, başka bir izahı olamaz.

Bizzat şahit olduğum bir olayı anlatayım arkadaşlar, 2026 "Nevroz"una gelen gençlerden biri üzerinde Senegal Millî Futbol Takımı'na ait formadan kaynaklı alana alınmadı. "Sizin Senegal'le bir sorununuz mu var?" diyen genç tehditlerle geri gönderildi. Niye? Çünkü formada sarı, kırmızı, yeşil renkler vardı. "Hangi ülkeye ait olduğu önemli değil, renkler Kürtleri anımsatıyor ise sorun çıkarmak için yeterlidir." diyen bir akıl vardı arkadaşlar "Nevroz" alanlarında. İşte o akıl barışa değil, gerilime hizmet ediyor. İşte o akıl barışa değil, kaosa hizmet ediyor. Tabii, o akıl aynı zamanda karşısında milyonların güçlü iradesinin olduğunu da iyi biliyor, bilmesi de gerekiyor ayrıca.

Sayın milletvekilleri, şu an üzerinde konuştuğumuz kanun teklifine gelecek olursak teklifin 5'inci maddesiyle yapılan düzenleme koruyucu aile modelini güçlendirmeyi amaçlayan bir adımdır. Sosyal güvencesi olmayan koruyucu ailelerin sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması çocukların aile ortamında büyümesini teşvik etmesi açısından olumlu bir düzenlemedir. Bu yönüyle itirazımız yoktur ancak burada göz ardı edilmeyecek temel bir gerçek vardır: Bir yanda çocukları korumaktan söz ediliyor, diğer yanda bu ülkede çocuklar beslenmeden sağlığa, eğitime, güvenliğe kadar en temel haklarından mahrum bırakılıyor. Memleketim Ağrı'da çocuklar dünyaya gözlerini eşitsizlikle açıyor. Bu sadece bir tespit değil, verilerle sabit bir gerçektir. Türkiye genelinde bebek ölüm oranları düşerken Ağrı'da bu oran hâlâ ortalamanın çok üzerindedir. 2024'te Türkiye ortalamasında bu oranlar binde 9 iken Ağrı'da bu oran binde 11,6'dır. Bu ne demektir? Bu, bir çocuğun yaşama şansının doğduğu yere göre değiştiği anlamına gelmektedir.

Aynı vahim durum eğitimde de vardır ne yazık ki. 15-17 yaş grubunda eğitim dışı kalma oranı Muş'ta yüzde 35,6; Ağrı'da yüzde 32,4'tür yani neredeyse her üç çocuktan 1'i eğitim sisteminin dışındadır. Peki, bu çocuklar neden eğitimden kopuk? Çünkü yoksulluk var, çünkü imkânsızlıklar had safhada, okula gitmek yerine iş aramak zorunda kalıyorlar.

Bir başka korkunç meseleye gelirsek -uyuşturucu meselesi- sahadan gelen bilgiler madde kullanım yaşının giderek düştüğünü göstermektedir. Van ve Ağrı gibi illerde uyuşturucu kullanma yaşı 12'ye kadar düşmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

NEJLA DEMİR (Devamla) - Üstüne basa basa söylüyorum: Her sokağı kameralarla izleyen sistemin o sokaklarda uyuşturucu dağıtımını görmemesi bir eksiklik değil bir tercihtir.

Ayrıca, unutulmamalıdır ki bir çocuğun gelişimi sadece fiziksel ihtiyaçlarla sınırlı değildir; dil, kültür ve kimlik de bu gelişimin temelidir. Ancak bugün çocuklar hâlâ kendi ana dilinde eğitim alamamakta, kamusal hizmetlere kendi diliyle erişememektedirler. Eğer bir ülkede çocuklar doğduğu yere göre farklı sağlık hizmeti alıyor, farklı eğitim imkânlarına sahip oluyor, yoksullukla eşitsiz biçimde karşılaşıyor ve kendi diliyle yaşayamadığı için dışlanıyorsa burada sorun tek tek politikalar değil bu eşitsizliği üreten anlayışın kendisidir. Bizler bir kez daha ifade ediyoruz, çocukların gerçekten korunması ancak eşit, adil ve demokratik bir yaşamın inşasıyla mümkündür. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)