GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:79
Tarih:08.04.2026

ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, 2'nci madde, doğum izninin on altı haftadan yirmi dört haftaya çıkarılmasını öneriyor ve maddenin gerekçelerine baktığımızda ifadeler şunlar: "Çocuğun yetiştirilmesi, anne-çocuk birlikteliğinin önemi, daha uzun süre anne bakımı, nüfus politikasının desteklenmesi." Bakın, yine, kadının adı yok bu maddede, kadının araçsallaştırılarak toplumun tüm bakım yükünü onun üzerine doğal olarak bırakan bir mantıkla olduğu zaten gerekçelerden belli oluyor. Kuşkusuz, cinsiyetçi iş bölümünün bu kadar derin olduğu yerde, kamusal olarak kreşlerin olmadığı yerde kadınlar bütün risklerine rağmen on altı haftadan yirmi dört haftaya çıkarılmasını tabii ki olumlu buluyorlar çünkü biliyorlar ki bakım yükü sadece onların omuzları üzerinde olacak ve iş yerindeki kayıplarına rağmen bu riski göze alıyorlar.

Peki, bakalım aslında manzaraya, gerçekten durum ne? Bu düzenleme gerçekten eşitlikçi mi yoksa kadınları yine eve bağlayan, bağımlı kılan bir hatta mı devam ediyor? Veriler çok açık, bakın, verileri hemen sizinle paylaşalım: Türkiye'de 3 yaş altı çocuğu olan kadınların istihdama katılım oranı yalnızca yüzde 26, bu oran erkeklerde yüzde 90,9. Bu tablo bize açıkça şunu gösteriyor: Çocuk bakımı hâlâ kadınların doğal görevi olarak gözüküyor. Hâlbuki bu anlayış çoktan yıkıldı, çoktan yıkıldı. Bu anlayış aileci politikalarla kadınları yok sayan anlayış olarak zaten mahkûm edildi. Dolayısıyla değişikliğin odağı, kadını güçlendiren değil, iktidarın nüfus artışı, yeni işçi ordusu yetiştirme, üretme makinası diye gördüğü bir anlayışla gerekçelerde anlatılmış vaziyette.

Bakın, Türkiye'de kadınların yaklaşık yüzde 40'ı doğumdan sonraki ilk altı ayda işten ayrılıyorlar, bir yıl içinde bu oran yüzde 56'yı buluyor ama bunun bir tercih olmadığını, bir zorunluluk olarak kadınlara dayatıldığını nereden biliyoruz? Çünkü kadınlar uygun koşullar olduğunda tekrar, hemen görevlerine geri dönüyorlar. Dolayısıyla kadınlar aslında uygun koşullar sağlandığında; ücretsiz kreşler iş yerlerinde, mahallelerde olduğunda ve gelir kaybı yaşamayacaklarını düşündüklerinde; çocuk bakımının sadece kendilerinin değil, hem kamusal olarak hem evdeki erkeğin sorumluluğu olduğunun bilinciyle düzenlense derhâl dönüyorlar.

Peki, biz diyoruz ki nasıl olmalı? Bakın, ta 19 Nisan 2013'te BDP Milletvekilimiz Sevgili Ayla Akat bir kanun teklifi veriyor, diyor ki: "Doğum izinlerinde babalara da devredilemez bir doğum izni verilmeli." Hangi anlayışla söylüyoruz bunu peki? Hâlâ bu anlayıştayız: "Evde, işte, sokakta ücretli ya da ücretsiz, görünür ya da görünmez tüm bakım yükünün kadınların üzerine yıkılması doğal değil, örgütlü bir eşitsizlik politikasıdır." diyoruz. O yüzden, gelin... Bu alanda çok fazla öneri yapanlar var. Bakın, Aralık Feminist Kolektif, Eşitlik İçin Kadın Platformu ve sayısız birçok kadın örgütü diyor ki: "Gelin, devredilemez babalık iznini konuşalım, kamusal ücretsiz kreşleri konuşalım." Ve bunun örnekleri çok fazla. Bakın, mesela İspanya'da şöyle düzenlenmiş: Anne için ayrılmış süre, baba için ayrılmış süre, paylaşılabilir süre; dolayısıyla, bakım emeğini sadece kadına yüklemeyen, ev içindeki erkeğe de bu bakım yükünü zorunlu olarak veren ve devretmesini yasaklayan bir sistemle. Bakın, Portekiz'de ise daha farklı; şöyle diyor yine: Yine devredilemez babalık izni var; üstelik bu babalık iznini, devredilemez izni kullanır ise baba, o zaman ek, artı yeni izinler de ekleniyor.

Biz diyoruz ki: "Aileyi güçlendirme" adı altında kadınları yalnızca "bakım veren" rolüne hapseden yaklaşım artık terk edilmeli. Ve diyoruz ki: Bakım kadınların kaderi değildir, bakım bir kadın işi değildir, bakım kamusal bir sorumluluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜL SAKİ (Devamla) - Eğer gerçekten eşitlikten yana bir politika üretmek isteniliyorsa ücretsiz ve nitelikli kamusal kreşler yaygınlaştırılmalı, bakım emeği toplumsallaştırılmalı, ebeveyn izinleri eşit ve devredilemez bir hâle getirilmeli, kadınların güvenceli istihdama eşit katılımı sağlanmak zorunda. Aksi hâlde, yapılan her düzenleme, adı ne olursa olsun, kadınları biraz daha görünmez kılan, yoksullaştıran, istihdamdan koparan sonuçlar doğuracaktır. Biz kadınlar yıllardır buna itiraz ediyoruz, diyoruz ki: Kadınları eve kapatan değil, özgürleştiren, bakım yükünü bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olarak gören, eşit yurttaşlığı esas alan sosyal politika mümkündür. Biz, kadınları eve değil, hayata çağıran bir siyaseti savunuyoruz. Hayatın her alanında eşit ve özgür bir yaşam kurulana kadar sözü büyütmeye devam edeceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)