GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:79
Tarih:08.04.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden değerli halklarımız ve cezaevlerindeki siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum.

Önümüzdeki metin teknik olarak bir yasa teklifi olabilir ancak siyasal olarak baktığımızda bu metin yalnızca sosyal hizmet alanını düzenleyen bir çerçeve değil bu ülkede nasıl bir toplum kurulmak istendiğinin de açık bir ifadesidir. Bu ifadenin merkezinde ise hak temelli bir sosyal devlet yok, onun yerine denetim, bağımlılık ve idarenin geniş takdirine dayanan bir düzen var. Teklifte dikkat çeken kısımlardan biri ise hukuki bir belirsizliğin söz konusu olması; birçok düzenleme yönetmeliklere bırakılıyor, yasanın sınırları net biçimde çizilmiyor ve bu durum ise belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ediyor. Bu durumun bu şekilde gerçekleşmesi, öngörülebilirlik ve açıklık ilkesini zayıflatmasıyla beraber hukuki güvenlik meselesini de tartışmaya açık hâle getiriyor. Yurttaşın hangi haklara sahip olduğu ve hangi kurallara tabi olduğu açık değilse hukuk devleti ilkesinden nasıl söz edebiliriz?

Bu teklif sosyal politika üretmiyor, toplumu denetim altına almanın yasal zeminini kuruyor; yurttaşı, hak sahibi bir özne olarak değil sınıflandırılacak, gözetlenecek, izlenecek ve ancak itaat ettiği ölçüde destek alacak bir bağımlılık nesnesine dönüştürüyor. Bu bir yönetim biçimidir çünkü bu iktidar, haklarını bilen, talep eden bir toplum değil kontrol edebileceği, yönlendirebileceği, baskı altında tutabileceği ve gerektiğinde cezalandırabileceği bir kitle istiyor ve bu kanunlarla da bu yasa teklifleriyle de bu toplumu yaratmaya çalışıyor.

Daha en başından beri bunun yöntem sorunu olduğunu ifade ettik. Sosyal hizmet, çocuk politikası, dijital alan, vergi düzenlemeleri gibi birbirinden tamamen farklı başlıklar tek bir metne sıkıştırılmış durumda. Bu yöntem, yasama sürecini hızlandırmak için değil itirazı dağıtmak, denetimi işlevsizleştirmek ve toplumsal muhalefeti parçalayıp etkisizleştirmek için ortaya çıkarılmış bir baypas mekanizmasıdır. Bunu niçin söylüyoruz? Çünkü Komisyon görüşmelerinde de bu duruma çok açık, net bir şekilde tanık olduk. Geneli üzerinde yapılan görüşmeler yapılırken Komisyon sürecinde, biz ısrarla "Bakın, her bir madde çok önemli ve çok ciddi konuları teşkil ediyor ve bu maddeleri konuşurken bilirkişiler, ilgili sivil toplum kuruluşları, dernekler yani bu alanda akreditasyonu olan kişilerle birlikte bu maddeleri tartışalım, geneli üzerindeki görüşmeler yapılsın ancak her bir madde için ilgili kurumlarla mutlaka görüşme yapalım." dedik fakat ne yazık ki bu talebimiz, bu önerimiz dikkate alınmadı; bu beraber tartışma yöntemi gündeme alınmadı. Yani iktidarın yasama faaliyetindeki ciddiyeti torba yasası kadar, bunu ifade edelim. Bu kadar ciddi meseleler tartışılıyorken bu ciddi meseleleri, konuları torba yasalar gibi ciddiyetsiz bir alana getirmeniz gerçekten sizin bu alanda yasama faaliyetine de nasıl yaklaştığınızı gözler önüne sermiştir.

İçeriğe bakıyoruz, sosyal devletin güçlendirilmediğini, tersine kamusal sorumlulukların geri çekildiğini görüyoruz. Burada bir boşluk meydana geliyor ve bu boşluğun da aslında sürekliliği belirsiz olan ve idarenin takdirine bağlı desteklerin ortaya koyduğu mekanizmalarla doldurulduğunu görmüş oluyoruz. Darülaceze düzenlemesi de işte bunun en açık örneklerinden biri. Kamu hizmeti bağış sistemine açılıyor, belirli kurumlara vergi istisnaları tanınıyor, sosyal hizmet bir hak olmaktan çıkarılıp hayırseverlik kisvesine indirgeniyor. Bu durum, yalnızca sosyal politika açısından değil vergi adaleti açısından da oldukça ciddi bir sorundur. Aynı zamanda bu düzenleme, kamusal kaynakların eşitlik ilkesine aykırı biçimde belirli kurumlara ayrıcalık tanınarak dağıtılmasını da meşrulaştırmakta. Hangi ölçütlere göre ve neden bazı kurumların avantajlı hâle geldiği sorusu cevapsız kaldığında ise bunun apaçık eşitsizlik ve kayırmacılık zeminini güçlendirdiğini ve bunu daha da belirgin hâle getirdiğini söylemek mümkün.

Sosyal ve ekonomik destek mekanizmaları da benzer şekilde belirsizliğini korumaya devam ediyor. Desteklerin miktarı, süresi ve kriterleri açık değildir. Bu durum, yurttaşın hak temelinde değil idari takdir temelinde sisteme dâhil edilmesi anlamına geliyor. Böyle bir yapı, yoksulluğa çözüm üretmez ama yoksulluğu kontrol etmenin, yoksulluğu denetlemenin bütün işlevini ortaya çıkarır. Bu yaklaşım, çocuk politikalarında da kendini göstermekte hatta daha belirginleşmekte. Çocuklar hak sahibi bireyler olarak değil kategorize edilen... Yani "risk altındaki" "suça sürüklenen" "koruma altındaki" gibi başlıklarla çocuklar birbiri arasında bir kategorizasyona sokuluyor ve burada bir denetim alanına dönüştürülüyor. Bu uygulama, çocukları kriminalize etmekten başka hiçbir şey değildir.

Komisyonda partimizin Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsünün de ifade ettiği üzere ilk müdahalede süreçlerin hızlandırılması ve sosyal inceleme mekanizmalarının daraltılması, çocuğun yüksek yararını değil idarenin kontrol kapasitesinin öne çıkmasını sağlar. Bu durum, çocukların güçlendirilmesinin yerine sistemin aslında kendini korumasını ve çocukların bu sistem içerisinde nasıl konumlandırıldığını tartışmaya açar. Devlet korumasında olan gençler açısından da benzer tablo var. Bu gençlerin istihdam ve istihdam olanakları daralmakta ve sosyal güvenceleri ise zayıflamaktadır.

Kadınlara ilişkin düzenlemeler ise bu konunun gerçekten de çok başka, tartışmaya muhtaç olan kısmı; eşitlikçi bir perspektifle ele alınmadı. Bakım hizmetlerinin kamusal olarak görülmemesi, kamusal alanda örgütlenmemesi, kreş hakkının güvence altına alınmaması ve eşit ebeveynlik hakkının, eşit ebeveynlik mekanizmalarının geliştirilmemesi kadınların bakım yükünü artırmakta. Elbette ki doğum izinlerinin süresinin uzatılması önemli bir gelişme fakat tek başına bir destek olarak nitelemek doğru değildir. Bu düzenlemeler, kadınların piyasadaki yani iş gücü piyasasındaki konumunu zayıflatmakta, kadınların özellikle özel sektörde işe alım süreçlerinde tercih edilebilir olma skalasını düşürmekte. Bakın, şu an ülkemizde kadınların istihdam oranının ne olduğu zaten ortada. TÜİK'in süslemeli, güzellemeli, abartılmış verileri bile aslında bu gerçekleri gizleyemiyor. Bu kadar aleni bir gerçeklik ortadayken bu izinde eğer kadınların istihdam alanıyla ilgili haklarını güvence altına almayacak bir düzenleme yapıyorsanız eksik olur, bu eksikliği gidermek gerekiyor diyoruz. Kadınların -özellikle de özel sektörde- iş ve hak kaybına sebep olmayacak şekilde bir düzenleme yapılması gerekiyor, bunların neler olduğunu konuşalım dedik ancak buna da yine kulaklar tıkandı. Bakın, KEFEK komisyonunun bir üyesi olarak da o Komisyonda bunu dile getirdik; bunun ilgili ihtisas komisyonlarında da tartışılması gerekiyor, ilgili komisyonlarda da gündeme alınması gerekiyor, siz KEFEK komisyonundan bir görüş aldınız mı, KEFEK komisyonunda tartıştınız mı diye sorduk; buna herhangi bir cevap alamadık.

Aynı gün yan taraftaki salonda KEFEK'in de toplantısı vardı, KEFEK toplantısına da katıldım, KEFEK toplantısında şunu ifade ettik: Bakın, hemen bu duvarın ardında, yan taraftaki salonda kadınları ilgilendiren bir karar alınıyor; bu karara müdahale edilmeli, KEFEK bu kararın da parçası olmalı, bu genel görüşmeler tamamlanmalı. Maddeler içerisine kadınların yani KEFEK'in de dâhil olması gerektiğini savunduk ancak üzülerek söylemeliyim ki aynı basiretsizlik KEFEK'te de ortaya çıktı; kendi iradesini bir talimata teslim eden bir yaklaşım ortaya çıktı. Bu gerçekten de biz kadınlar açısından oldukça üzücü diyebilirim.

Bu düzenlemelerin tamamına birlikte baktığımızda ortaya çıkan tablo şu: Bu teklif, sosyal devletin kamusal sorumluluklarını azaltıyor hatta devletin kamusal sorumluluklarını devre dışı bırakıyor, halkı asıl sorumlu olarak yüz yüze getiriyor; devletin üzerine düşen kamusal sorumlulukları halkın yapması gereken bireysel değerlendirmeler, bireysel bağışlar, bireysel sorumluluklar olarak gösteriyor ve hakikaten bu, bir bağış endeksine indirgenmekle birlikte bölgesel bir eşitsizliği de beraberinde getiriyor. Aynı zamanda, toplumsal kalkınmada da vergi adaletinde de bir kurumun ne kadar desteklenmesi gerektiğiyle ilgili iktidarın, merkezî idarenin yetkisini güçlendiren bir duruma dönüştürüyor. Bununla beraber baktığımızda, değerlendirdiğimizde yerel yönetimleri de sınırlayan, yerel yönetimlerin çalışma alanlarını daraltan, idari takdiri genişleten bir çerçeve sunmakta.

Bu nedenle, bu teklif, teknik bir düzenleme olarak değil hakların daraltıldığı, kamusal sorumluluğun geri çekildiği ve toplumsal alanın yeniden denetim altına alındığı bir siyasal tercih olarak değerlendirilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Bu nedenle de şunu ifade ediyoruz: Sosyal politika, bir lütuf değil vazgeçilmez bir haktır. Çocuklar, korunacak nesneler değil hakları güvence altına alınması gereken öznelerdir. Kadınların emeği görünmez kılınamaz ve bu yük toplumsal olarak paylaşılması gereken kamusal bir sorumluluktur. Yerel yönetimler susturulamaz, halkın doğrudan söz kurduğu demokratik zeminler olmaya devam etmeli.

Bu teklif, bu anlamıyla, bu ilkeleri güçlendirmemekte, tersine aşındırmakta, hakları güvence altına almak yerine denetime açmakta. Burada kurulan şey sosyal adalet değil kontrol, kamusal sorumluluk değil yönetilebilir bir toplum düzenidir. Bizler, bu hâliyle yaratılmak istenen bu merkeziyetçi düzene tepki gösteriyoruz. Bu anlamda, demokratik müzakere, demokratik uzlaşı yöntemiyle hayata geçirilmiş toplumsal bir sözleşmeye ihtiyaç vardır diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Bu arada, şunu da belirtmek istiyorum: Varto, JES istemiyor. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)