| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 77 |
| Tarih: | 02.04.2026 |
HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bölgemiz kan ve ateşe boğulmuş durumda. İsrail-Filistin savaşı iki buçuk yılda 70 bin kişinin ölümüne sebep oldu. Savaşa ABD'nin de katılması sonunda bütün Orta Doğu âdeta kan ve ölüm kokar hâle geldi. Bir aydan bu yana süren bu savaş ise bölgesel olmaktan çıkıp bütün yerküreyi sardı. Eğer savaş bir ay daha devam ederse bütün dünya ekonomileri yerle bir olacak, belki dünyadaki bütün ittifaklar yıkılacak, rejimler devrilecek, Netanyahu ve Trump gibi tiranlarla birlikte pek çok ülkede iktidarlar da değişecek, enerji ve gıda krizi bütün insanlığı tehdit edecektir, bu ekonomik felaketi belki de başka çatışmalar da tetikleyecektir.
İşte şu anda iç cepheyi güçlendirmeye en çok ihtiyacımız olduğu önemli bir zamanda bulunmaktayız. Ama biz ne yapıyoruz? Malum alışkanlıklarla karşılıklı söz düellosu ve kayıkçı kavgası yapıyoruz. Bu savaşın ve krizin hiç kimseye şakası yok. Buna karşı tedbir almalıyız, alacağımız tedbirleri bütün halkımızla paylaşmalıyız. Alıyor muyuz? Hayır. Kolluk gücünü siyasetin aracı olarak kullanıp hukuku askıya alarak siyasal rakiplerimizi alt etmeye çalışıyoruz. Bu usul esasında bir taraftan da sandığın meşruiyetine gölge düşürmektedir. Bu yol, yol değildir; bu yol, çıkmaz sokaktır; iç cepheyi güçlendirmek yerine iç cephede daha derin ayrışmalara sebep olmaktadır. Unutulmamalıdır ki güçlü bir devlet, muhalefeti bastıran değil muhalefetin varlığını güvence altına alan devlettir.
Değerli milletvekilleri, Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye'nin egemenlik haklarının tahkimi bakımından en az Lozan kadar önemli bir anlaşmadır, stratejik bir öneme sahip hukuki bir metindir. Bu sözleşmeyi uluslararası tartışmaya açacak her türlü adımdan titizlikle kaçınılması gerektiğine inanıyoruz.
Sayın milletvekilleri, bu küresel belirsizlik ortamında Türkiye'nin bir diğer kırılgan alanıysa ekonomidir. Bugün uygulanan ekonomik model yanlıştır; talebi baskılayarak değil, arzı artırmak zorundayız. Ne kadar acıtıcı ve incitici gelirse gelsin, bu tür programlar kriz dönemlerinde düşük olan döviz kurlarını artırmayı da gerektirir. Çok gecikmiş olsa da aldığımız tedbirlerin sonuç verebilmesi için; çiftçinin, esnafın KOBİ'lerimizin faaliyetlerine devam edebilmesi için finansmana erişebilmesi gerekmektedir. Bugün ülkemiz sadece enerji ithal eden değil, ara malı ve tüketim maddeleri ithal eden bir ithalat cenneti hâline gelmiştir. Sanayi üretimimizin ve ihracatımızın dışa bağımlılığını azaltacak bütün yollar denenmeli ve mutlaka kullanılmalıdır. Türkiye'nin acilen, yerli üreticiyi sistematik bir biçimde destekleyen, özellikle KOBİ'leri finansman, teknoloji ve ihracat imkânlarıyla güçlendiren, sanayi üretimini artırarak dışa bağımlılığını azaltan bir üretim stratejisine yönelmesi gerekmektedir. Merkez Bankasının rezervlerini eritmesi, altın satışlarıyla kur baskısını geçici olarak dengelemeye çalışması sürdürülebilir bir ekonomi politikası değildir. Ayrıca, vatandaşlar arasında, uygulanan ekonomik politikalara ve yurt dışından borç aldığımız kitlelere karşı da bir güvensizlik sebebidir. Bu tür yaklaşımlar kısa vadede nefes aldırsa bile orta ve uzun vadede ekonominin itibarını zedeler, risk primini artırır, ülkeyi daha kırılgan hâle getirir.
Değerli arkadaşlar, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo nettir: Dışarıda sertleşen bir jeopolitik rekabet, içeride zayıflayan demokratik standartlar ve kırılgan bir ekonomi yapısı. Bu üçlü risk sarmalında boğulmadan çıkışın yolunu aramak mecburiyetindeyiz. Hukuk devleti ilkesi demokratik rekabetin tam anlamıyla güvence altına alınmasına bağlıdır. Üretim odaklı, rasyonel, öngörülebilir bir ekonomi politikasının inşası olmadan Türkiye'nin bu krizden çıkıp yeni bir dünya düzeninde yerini alması çok zor gözükmektedir. Önümüzdeki dönem, yalnızca dış politikada değil, devlet aklının da yeniden inşasında hepimiz için bir sınav olacaktır. Bu sınavı geçmenin yolu ise daha fazla demokrasi, daha güçlü hukuk ve daha sağlam bir ekonomidir.
Değerli milletvekilleri, 19 Mart sendromu ve onun öncesinde başlayan silkeleme operasyonuyla birlikte belediyeler üzerinden iktidar ve muhalefetle yapılan bilek güreşi hukuksuzdur. Bugün bu tartışmalar sadece muhalefet belediyelerinin sorunu değildir, ülkenin demokrasi sorunudur.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bravo!
HAYDAR ALTINTAŞ (Devamla) - Önünü arkasını hesaplamadan çıkarılan Büyükşehir Belediyesi Kanunu bu tartışmaların kök sebebidir. Bu, yeniden gözden geçirilmelidir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)