GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:76
Tarih:01.04.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Sevgili arkadaşlar, Türkiye'de çalışanların yaklaşık yüzde 50'si, emeklilerin yüzde 80'i 33 bin lira olan açlık sınırının altında bir ücretle, bir maaşla geçinmeye çalışıyorlar. Beslenme, barınma gibi en zorunlu ihtiyaçlara ulaşamıyorlar. Milyonlarca yurttaş en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bugün patlıcan, domatesin kilosu 200 liraya varmış durumda. İnsanlar yoksullukla değil, açlıkla mücadele ediyorlar. Şubat 2026 verilerine göre, Türkiye gıda enflasyonunda 3'üncü oldu; yine, tebrik ediyorum sizi, siz dinlemeseniz de. Şimdi, bakalım ilk iki sırada kim var: Onlarca yıldır açlıkla mücadele eden Güney Sudan var, 2'nci sırada da emperyalist saldırı altında ciddi sıkıntılar yaşayan İran var. Bunları geride bırakmışsınız; yine, tebrik ediyorum sizi. Peki, bu durumu nasıl açıklıyorsunuz? Efendim, diyorsunuz ki siz: "Küresel gıda fiyatları, iklim faktörleri var." yalan, bu da külliyen yalan. Asıl mesele, sizin soygun düzenine kılıf bulamamanız ve sürekli alenen yalan söylemeniz. Üretim aşamasındaki kota kısıtlamalarından, tedarik zincirindeki aracıların vurgunundan ve vergi soygunundan hiç bahsetmiyorsunuz.

Şimdi, çiftçiye kota uygulamalarına bir bakalım. Örneğin, şeker pancarı kotası son yıllarda çiftçiden ziyade şeker üretimi yapan büyük şirketlere ayrılmakta. Bu durum küçük üreticiyi üretim dışına itmekte ve tarım arazilerinin verimsizliğine yol açmaktadır. AKP iktidarlarının tarım politikaları Türkiye'yi tarımda kendi kendine yeten olma durumundan ithalata bağımlı hâle getirmiştir. İktidar son yıllarda tarımsal desteği giderek azaltmıştır. Tarım Yasası'na göre gayrisafi yurt içi hasıla oranının en az yüzde 1 olması gereken tarım desteği binde 2, binde 6'larda kalmaktadır. Uluslararası şirketleri, yandaş sermayeyi büyütmek için uygulanan kota rezaleti aynı zamanda da yolsuzluklarla anılmaktadır. Geçtiğimiz sene sonunda gündeme gelen Konya Karapınar'daki kota vurgunu hâlâ soruşturmaya konu olmamıştır.

Üretimden tüketime bir diğer sıkıntı ise aracılardır. tedarik zinciridir. Gıda enflasyonun önemli nedenlerinden biri de tüketim zincirindeki aracılardır. Her halkada komisyon, kâr marjı, lojistik ve depolama maliyeti eklenmektedir. Tarladaki fiyat ile market raflarındaki fiyat yer yer 10 katına kadar çıkmaktadır.

Bir diğer önemli yük de vergi yüküdür. Gıda sektöründe vergi yükü hem üretim girdilerinde hem de nihai üründe kendini açıkça göstermektedir. Mazot, gübre, yem, ambalaj ve enerji gibi üretim girdilerinde yüksek KDV ve ÖTV, çiftçinin maliyetini arttırmaktadır. Tarım arazisi kiralarından bile yüzde 18 KDV alınmaktadır, üstüne bir de ürünün satış aşamasında ÖTV'ler, KDV'ler havada uçuşmaktadır. İktidar, yıllardır gıda fiyatlarının yüksekliğini fırsatçılıkla açıklıyor, fırsatçılar var deyip duruyor. Şimdi bakalım bu küçük esnaf mı fırsatçı yoksa bölüşüm krizini derinleştiren iktidar ve çevresindeki yandaş sermaye mi fırsatçı? Buna bakmamız gerekiyor. Üretici değil, uluslararası şirketler ve yandaş sermaye destekleniyor. Aracı zinciri denetlenmiyor. Holdinglerin, büyük patronların trilyonluk vergi borçları silinirken gıdadan katman katman vergi alınıyor. Bu nedenle gıda enflasyonu Türkiye'de geçici bir sorun değil artık bir kriz hâline gelmiştir. Enflasyonu bitireceğiz diye faizleri yükseltip emekçilerin ücretini düşünenler halka alenen yalan söylemektedir. Pahalılık bitmiyor, yoksulluk büyüyor. Yoksulluk sınırının 107 bin lira olduğu ülkede emekçiler onun yarısının yarısına çalışıyor, açlıkla mücadele ediyor, bir taraftan da lüks araçlar geçit töreni yapıyor. İşte böyle bir ülkede yaşıyoruz. Milyonları soyan bir avuç çıkarcıyı baş tacı eden bu düzeninizi değiştireceğiz. "Yaşanacak ücret yoksa isyan var." diyen milyonlarca emekçinin sesine kulak verelim. Asgari ücret, yoksulluk sınırının en az yarısı kadar, güncel rakamlarla 55 bin lira olmalı ve yılda en az 4 kere güncellenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konukçu, lütfen tamamlayın.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Emekli maaşları asgari ücretten düşük olmamalı, en az 55 bin lira olmalıdır. Benzinden, mazottan alınan vergi kaldırılmalıdır. Halkı soyup soğana çevirenlerden, büyük zenginlerden, holdinglerden servet vergisi alınmalıdır. Bütün bunlar yapılmadığı takdirde insanlar isyan etme noktasına gelmektedir. Ben buradan emekçi halkımıza seslenmek istiyorum: Bu isyanı içinizde patlatmayın. Bu yoksulluğa, bu açlığa yol açan iktidara ve onun yandaşlarına bu öfkenizi yöneltin. Size de bir çift sözüm var: Akıllı olun! Açlığa mahkûm ettiğiniz, açlıkla terbiye etmeye çalıştığınız o milyonlar sizin başınızı yiyecek yakında, bundan da haberiniz olsun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)