GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:76
Tarih:01.04.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anadolu ve Mezopotamya'nın kadim halklarından Süryani-Asuri halkının Akitu Bayramı kutlu olsun. 6.776'ncı bayram. Binlerce yıldır var olan, direnen bu kadim halk her türlü savaşa, katliama, göçe rağmen bayramıyla, diliyle, kültürüyle var olageldi. Bir kez daha bayramlarını kutluyorum. (*)

Evet, bu sabah maalesef çok üzücü bir haber aldık. Bodrum açıklarında bir göçmen teknesi battı, 19 göçmen yaşamını yitirdi, 21 kişi yaralı kurtuldu. Evet, 19 insan öldü ve bu insanlar kimsenin umurunda değil. Bu Akdeniz âdeta bir mülteci göçmen mezarlığına dönmüş durumda. Gerçi geri gönderme merkezleri ayrı bir vahşeti sergiliyor, orada insanlara yapılan muameleleri biliyoruz. İran'a geri göndermeye kalkıyoruz insanları, onlar İran'a gittiğinde asılacaklar; bunu biliyoruz ama ısrarla bunda devam ediyoruz. Burada yaşam koşulları her zaman için bir nefret söylemiyle karşı karşıya kaldı, ırkçılıkla karşı karşıya kaldı. Oysa onlar burada kendi istedikleri için değil, o savaştan kaçtıkları için gelmişlerdi. Onları bir yurttaş anlayışla kucaklamak yerine her türlü nefret söylemiyle kınadık. Akdeniz'e açılmak zorunda kaldıkça da maalesef bu sabah yaşandığı gibi birçok insanı yitirmiş olduk. Neden oluyor bunlar? Neden oluyor: Çünkü Orta Doğu'da savaşlar var, bitmeyen savaşlar var ve bitmeyen savaşların yaratmış olduğu aslında bu göç yollarına düşme hâli var. Aynı şekilde Afganistan'da, Pakistan'da yani Türkiye'nin doğusundan, Türkiye'nin güneyinden sürekli olarak batıya doğru bir hareketlilik söz konusu. Bunu anlamak, buna çözüm üretmek aslında Orta Doğu'da barışı savunmaktan geçiyor, Orta Doğu halklarının huzura kavuşmasından geçiyor ama biz uzun yıllar boyunca Suriye politikasında olduğu gibi neredeyse savaşları teşvik ettik, sonra da mültecilerden, göçmenlerden yakındık. Tabii, burada Avrupa'nın durumuna bakmak lazım, Avrupa'nın ikiyüzlülüğüne bakmak lazım. Avrupa'nın "Güvenlik mi, insan hakları mı?" diye yaklaşımında, güvenliği öncelemesi göçmenlere karşı izlemiş olduğu politikalar bu Akdeniz'de yaşanan katliamların en önemli nedenlerinden de biri. Bakın, Avrupa Birliği Göç ve İltica Paktı imzalandı 10 Nisan 2024'te. 12 Haziran 2026'da da yürürlüğe girecek. "Avrupa'nın çözümü nedir?" derseniz, güvenli üçüncü ülke uygulaması. Türkiye'yi güvenli üçüncü ülkeler arasında sayılıyor ve Türkiye'yi güvenli üçüncü ülke olarak göstermesinin nedeni şu: "Aman benim huzurum bozulmasın, aman benim üzerime bu maliyetler gelmesin. Dolayısıyla Türkiye bir depo ülke olarak göçmenleri ve mültecileri barındırsın. Biz onunla stratejik anlaşma yaparız. Zaten Türkiye de buna hevesli, bizden alacağı birkaç milyar euro için buna katlanır. Dolayısıyla mültecilerin canı cehenneme." anlayışı çok hâkim. İşte, bu cinayetlerin, bu katliamların müsebbibi bu anlaşmalardır, bu yaklaşımlardır. Bu anlaşmaları, bu yaklaşımları kabul etmiyoruz. Mülteci haklarını savunmaya devam edeceğiz. Geri gönderme merkezleri başta olmak üzere Türkiye'nin bu konuda artık insani yaklaşımının, insan hakları esaslı yaklaşımının önemli olduğunu bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; göç demişken biz de göç veriyoruz. Evet, mesela benim kentim Muş'tan, Varto'dan, Bulanık'tan, Malazgirt'ten gençler sürekli olarak göç ediyorlar. Nereye? Batı'ya ve daha da ötesi Avrupa'ya göç etmek istiyorlar. Neden? İşsizlik var, yoksulluk var. Muş böyle de diğer iller farklı mı? Aynı şey Ağrı için de geçerli, aynı şey Hakkâri için, Şırnak için, bölgedeki bütün iller için geçerli. Batı'ya geldiğimizde, Batı'daki gençler de bir yoksulluk meselesi yaşamayan gençler de göç etmek istiyor, onlar da Avrupa'ya gitmek istiyorlar. Neden? Çünkü burada gençlere yönelik bizim politikalarımız yok, ne ekonomi politikamız var ne kültür politikamız var, sürekli olarak gençleri kendi hâline bırakma gibi bir yaklaşımımız var. Ne eğitimde ne işte olan genç nüfus oranı yüzde 30'u aşmış durumda; bakın, bu, TÜİK rakamı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - TÜİK rakamı bile bunu söylüyor. Şimdi, bu gençlere bir gelecek vadetme konusunda iş imkânı ya da kendini ait hissedeceği bir uğraşın içinde olması, bir eğitimin içinde olma olanağı var mı? Yok. Peki, ne yapacak gençler? Mededi Avrupa'da arayacak, Batı'da arıyacak, orada tutunmaya çalışacak. İşte, bu meseleleri önümüze koymamız için gerçekten gençlerin sorunlarına çözüm üretebilecek aslında bir yasama, bir anlayış geliştirmemiz lazım. Ne yapmak lazım? Bir genç bakanlığının hayata geçmesi lazım. Çünkü evet, bir ülkenin eğer geleceğine dair bir şeyler konuşuyorsanız bu geleceği bu anlamıyla tasarlamanız, düşünmeniz gerekir. Bu, mümkün mü? Bugüne kadar mümkün olmamış, bunu görüyoruz. Çünkü nereden anlıyoruz? Bu ülkede bu yapısal sorunları çözmek üzere bir ekonomi politikası, bir toplum politikası, bir siyaset geliştirilmemiş, hâlâ da geliştirileceğine dair bir emare söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bakın, neden bunu söylüyoruz? Mesela, dönüp ekonomiye baktığımızda bugün çok önemli bir grup önerisi veriyoruz, bütün toplumun, herkesin dikkatine sunuyoruz çünkü çok ciddi bir gıda enflasyonu meselesi var, gıda sorunu meselesi var, kıtlık meselesi var. Tabii, bunu savaşa havale edip savaşı bahane etme sizi kurtaramaz çünkü bunun esas nedeni, uygulanan ekonomi politikalarında saklı, tarım politikalarında saklı, bugüne kadar sürdürülen bu yanlış politikalarda saklı. Peki, sonu ne oldu bu ekonomi politikalarının? İşte enflasyon hedefi: Yüzde 16 hedef, yüzde 32 gerçekleşecek. İşte cari açık hedefi: Daha üç ayda hedefin tutturulmadığı ortaya çıktı. İşte faiz hedefi: Şimdiden mevduat faizleri 4 puan artmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum.

Lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, bütün bunları alt alta koyduğunuzda hiçbir hedefi tutturamamış bir ekonomi programı var.

Bakın, bütçe görüşmeleri sırasında burada Sayın Yılmaz da Sayın Hazine Bakanı da çıktılar, bu yoksulluk sınırıyla ilgili rakam hakkında "Bunlar dikkate alınacak istatistikler değil." dediler. Oysa çok dikkate alınacak istatistiklerdi. Onlar konuştuğunda yoksulluk sınırı 92 bin liraydı, bugün 107 bin lira; üç ayda yoksulluk sınırı yüzde 16 yükselmiş. Bu, yıllık yüzde 56 demektir. Bu nedir biliyor musunuz? İşte yoksulların enflasyonu yüzde 56'dır. Dolayısıyla, bu ülkede, bu denli gelir dağılımı adaletsizliğinin olduğu bir ülkede yoksullar bütün bu ekonominin maliyetine katlanmaya devam ediyorlar. Dolayısıyla da biz eğer gerçekten sahici politikalar üretmek istiyorsak her şeyden önce yoksullukla mücadeleden başlamak zorundayız.

Teşekkür ederim.