GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:74
Tarih:26.03.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Parti grubumuzun televizyon dizilerinde şiddet, şiddetin yeniden üretilmesi ve meşrulaştırılması konusunda verdiği önerge üzerine söz aldım.

Bu sözün bana düştüğünü öğrendiğimde aklıma yirmi altı yıl evvel bir grup, küçük bir grup akademisyen olarak yaptığımız çok kapsamlı bir araştırma ve kitap geldi. "Bir bakayım, ne yazmışız o gün orada?" dedim. Şöyle şiddeti yeniden üretmemek adına bir kısmını kapatıyorum. Yirmi altı yıl evvel "Televizyon Kadın ve Şiddet" başlıklı oldukça kalın bir kitap yayınlamıştık ve çok ciddi bir araştırmaya dayanıyordu bu. Reklamlardan video kliplere, haberlerden dizilere ben ve arkadaşım Nilüfer Timisi de orada yerli televizyon dramasında şiddet meselesini enine boyuna araştırmıştık. Dün bir göz atınca gördük ki yirmi altı yılda, çeyrek yüzyılda neredeyse hiçbir değişiklik yok, gerçekten bu bir anlamda vahim bir şey. Tabii, bu şu demek değil: "Önceden de vardı, şimdi var dolayısıyla bunda sorumluluğu olanlar bir parça buradan, bu sorumluluktan sıyrılabilir." demek anlamına gelmiyor. Yirmi altı yıl sonra biz hâlâ aynı hararetle televizyon dizilerindeki şiddeti, bu şiddetin bir yandan da toplumsal alandaki gerçek şiddete bir tür rehberlik ettiği, bunu benimsettirdiği, meşrulaştırdığı düşüncesinden kurtulmuş olmanız gerekirdi ancak hâlâ televizyon draması şiddetle ilişkili olarak, gerçek hayattaki şiddetle ilişkili olarak ciddi bir kaygı kaynağı olmaya devam ediyor. Bu, bütün dünyada böyle aslında. Televizyonun popüler kullanıma, halk kullanımına girdiği andan itibaren iki temel meselesi olmuş. Bir, şiddeti arttırır mı? Bu, genel olarak medyayla ilişkili bir mesele. İkincisi de siyasi davranışı, oy verme davranışı da etkiler mi? Elbette ki buralarda hep akademik alanda verilen cevap bunların birçok farklı değişkene bağlı olduğu, bugünden yarına bir şiddet eğiliminin şiddeti teşvik etmeyebileceği ancak çok net olan bir şey var, bunu hiçbirimiz göz ardı edemeyiz, bu da zihniyet örüntülerinin uzun vadede kültürel temsiller, diziler, hikâyeler, romanlar, filmler aracılığıyla şekillendirildiği meselesi, bizim zihniyet örüntülerimizi bunlar şekillendirirler. Dolayısıyla bir zamanlar, işte, dünya klasikleriyle, Rus, Fransız, Alman klasikleriyle yetişmiş nesillerle bugün televizyonda her sahnede en az 5 kişinin, 5 siyah takım elbiseli mafyatik, mafyöz adamın birbirinin kafasına silah dayandığı bir dünyada bu anlatılarla yetişenler arasında bir zihniyet örüntüsü farkı olmayacağını söyleyemeyiz. Medya içeriklerinin, anlatıların bu şiddetten arındırılması gerekiyor, hele de bu şiddetin işte, bugün baktığımızda -ki yirmi altı yıl önce de aynı şeyleri söylemişiz- namus, kıskançlık, toplumsal baskı, çaresizlik, adalet inşasının yerine gelmemesi gibi nedenlerle meşrulaştırılması gerçekten de vahim bir durum ve biz televizyondan her gün buna maruz kalıyoruz.

Türkiye'nin televizyon dizileriyle imtihanı çok erken bir tarihte başlar. Daha 74 yılında, televizyon her gün yayına geçtiği andan itibaren "Kendi yerli dizimizi yapalım." diye de bir kaygı da öne çıkar ve 1975 yılında dönemin film yönetmeni Halit Refiğ davet edilerek kendisinden Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu romanının bir uyarlamasını yapması istenir. Aşk-ı Memnu'nun ilk versiyonu 1975 yılıdır. Nitekim, biz 2010'lara gelirken ikinci versiyonu ile karşılaştık ve o gün bugündür yerli dizi bizim çok sevdiğimiz bir anlatı tarzı. Çok sevilen bir anlatı tarzında yirmi altı yıl içinde artık bu anlatıların incelikli bir şeye kavuşması, çatışmanın bu kadar basit.... Neden bu kadar şiddet var? Çünkü şiddet ve çatışma kurmak çok kolay. Bakıyorsunuz, bir aile içinde kayınpeder gelinini, gelin kaynanasını, çocuk babasını, herkes herkesi öldürmeyi planlıyor ve temel çatışmayla ilgili tahayyülümüz bu. Bu bir sanat değil, bu bir anlatı değil, bu bir hikâye etmek değil. Elbette ki bunun arkasında pek çok neden var. İşte, bugün, hâlâ 2026'da biz bunu konuşuyorsak medyada sermayenin el değişimi meselesi var, izleme sistemlerinin, ölçümlerin değişmesi var çünkü öncesinde çok nitelikli dramalarla da tanışmıştık, bunun yanında ideolojik motivasyon da var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEVİLAY ÇELENK ÖZEN (Devamla) - Televizyon dizileri 75'ten bugüne her şekilde bir kültürel hegemonya arayışının da ifadesi olmuş. İşte, Türkiye'nin modernleşme serüveninde, bizim o televizyonun ilk yıllarında izlediğimiz aileler; işte, Bizimkiler, Kaynanalar, Kuruntu Ailesi, bütün bunlar belli bir modernlik meselesini tanıtmaya çalışmış, arkasından 1990'la birlikte ticari yayıncılık gelmiş, her kanaldan yayın başlamış ve elbette pek çok şey dönüşmüş ve bundan sonra hızla böyle bir şiddet içeriğiyle karşılaşmışız, mafyöz yapılanmalarla karşılaşmışız, arkasından darbelerle hesaplaşma dönemi gelmiş. Yine, o dönem aslında iyi tarih ve dönemi anlatımıyla karşılaşmışız. Arkasından çözüm süreci gelmiş, başka anlatılar karşımıza çıkmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEVİLAY ÇELENK ÖZEN (Devamla) - Kısacası, anlatı ormanında biz kendini anlatan hikâyelerle çok az karşılaşmışız. Buna bir son verilmesi gerekiyor ve şiddetten ekranların arınması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)