GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün burada aslında yandaşa ve sermaye sahibine ayrıcalık yapmak için bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini görüşüyoruz. DEM PARTİ adına söz aldım.

Öncelikle bir tanım ve bir karşılaştırma yapmak istiyorum: Sermayeyi bir şebeke, bir mafya veya bir örgütsel ağa benzetebiliriz, diyebiliriz, öyle bir değerlendirme yapabiliriz. Mafyanın da en değme bir sermaye şebekesi olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Sermaye şebekesinin mafya olarak adlandırılmamasının tek sebebi toplumdaki hegemonik gücü ve iktidarla olan bağlantılarıdır. Yoksa mafya kadar bile etik kurallara sahip olmayan bir şebeke olarak tanımlayabiliriz bu durumu. İşte, bu nedenle yandaşa ve sermaye sahibine ayrıcalık yapmak için "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" diyoruz, yandaşa ve sermaye sahiplerine ayrıcalık yapma kanunları; AKP iktidarının yıllardır bu Meclisi getirdiği nokta bu. 14 ayrı kanunda değişiklik yapılıyor; kripto varlıklardan bedelli askerliğe, deprem konutlarından vergi düzenlemelerine birbiriyle ilgisiz onlarca konu tek bir torbaya doldurulmuş ve kanun teklifi olarak getiriliyor.

Ben bir öneri sunmak istiyorum -Maliye Bakan Yardımcısı burada değil, Maliye Bakanı da değil- öneri olarak şunu söylüyorum: Sabır ve dayanıklılık fonu oluşturulması gerekir bu ülkede, sabır ve dayanıklılık fonu(!) Birincisi, sabah sekizde o yoğunlukta metrobüse binenlerden bedensel dayanıklılık vergisi alınması gerekir(!) İkincisi, metrobüste ayakta gidenlerden denge vergisi alınması gerekiyor, oturanlardan da rahatlık vergisi alınması gerekiyor(!) Kulaklıkla seyahat edenlerden de gerçeklikten kopuş vergisi alınmalı(!) Yine, sabahları arabasıyla işe gidenlerden lüks, trafiğe katılım vergisi alınması gerekiyor, tek başına arabasıyla gidenlerden de bireysellik vergisi alınması lazım ve park yeri bulamayan kişilerden de şehirle inatlaşma vergisi alınması lazım(!) Yine, "Benim evim işe yakın, yürüyerek gidip gelirim, mesafe yok." diyenlerden de aşırı rahatlık vergisi alınması gerekir(!) (DEM PARTİ ve CHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar) Maliye Bakanlığının hayal kurandan da hayal kurma vergisi alması gerekir(!)

İktidarı da unutmadık burada, iktidara da bir önerimiz var: İktidar vekillerine de muhalefet önergelerini hep reddettikleri için, ellerini kollarını kaldırdıkları için ödenek verilmesi gerekiyor(!) (DEM PARTİ ve CHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar) İşte, bu düzenlemeleri getirirseniz emin olun bu ülke çok rahatlayacak, refah düzeyimiz çok yükselecek, hiç kimse açlıktan çöplerden yemek toplamayacak(!) Gayrisafi millî hasıla, işte, bilmem kaç bin rakamlarla olacak, herkes refaha erecek(!) Yapmanız gereken tek nokta her şeyden vergi almak ama önceden alın, milleti de vekilleri de emeklileri de işçileri de çalışanları da lütfen yormayın.

Kanuna dönecek olursak; bu teklif aslında üreticiye, çiftçiye sorulmadan, depremzedenin rızası alınmadan, emekçinin görüşüne başvurulmadan hazırlanmış bir dayatma metindir. Bu teklifle iktidar, toplumun değerlerine el koyuyor, onları bir kene gibi emiyor, ne yazık ki kanını emiyor.

Teklifin içeriğine baktığımızda, iktidarın ekonomi politikasının temelinde yatan bölgesel ayrımcılık da söz konusu. Türkiye'de 1963 yılından bu yana uygulanan yatırım teşvik sisteminin en temel vaadi bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltmaktı. Ancak bugün geldiğimiz noktada veriler bize çok acı bir gerçeği haykırıyor; mevcut teşvik sistemi kalkınma farkını azaltmamış, aksine bu farkı daha da derinleştirmiştir.

Bakınız, Ekim 2025 tarihinde teşvik verileri; tablonun vahameti ortada. 6'ncı bölge yatırımları -ki bu benim vekil olduğum Mardin, Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa gibi bölgeler- bir önceki yıla göre yüzde 84 gerilemiş, 1'inci bölgedeki yatırımlar yüzde 63,4 oranında artış göstermiş. Toplam yatırımların yüzde 65'i zaten bu 1'inci bölgede. Hani siz bölgesel eşitsizliği ortadan kaldıracaktınız? Tablo ortada; TÜİK verileri bu arada.

Yine, 5'inci ve 6'ncı bölgelerdeki payların oranı yüzde 14,5 gibi sembolik bir seviyede kalmıştır. Bu rakamlar sıradan bir istatistik değil aslında, bu rakamlar Mardin'deki, Ağrı'daki, Şırnak'taki, Diyarbakır'daki, Batman'daki gencin işsizliğidir, Diyarbakır'daki babanın evine ekmek götürememesidir, bölge halkının mevsimlik tarım işçisi olarak yollarda can vermesidir. İktidarın teşvik politikası Kürt illerini bilinçli bir şekilde ucuz iş gücü deposu ve pazar olarak tutma stratejisinden başka bir şey değildir.

Bölgesel eşitsizlikten bahsederken cumhuriyet tarihinin en büyük projesi olarak pazarlanan GAP projesinden bahsetmemek herhâlde olmaz. 1989 yılında büyük umutlarla ilan edilen GAP aradan otuz beş yıl geçmesine rağmen bitirilmemiş çünkü iktidarın önceliği hiçbir zaman Mardinli, Urfalı, Diyarbakırlı, Batmanlı çiftçi olmamıştır.

GAP kapsamında barajların enerji üretimi yüzde 80 üzerinde tamamlanmışken halkın toprağını sulayacak kanalların tamamlanma oranı yüzde 20 seviyelerinde çünkü iktidar buradan üretilen enerjiyi batıdaki sanayiye aktarıyor, bunu da "bölgeler arası eşitsizlikleri giderme" adıyla yapıyor. Bölge çiftçisini ise susuzluğa mahkûm ediyor. Eğer GAP sulama yatırımları zamanında bitirilmiş olsaydı bugün Mardin'de ne kaçak elektrik tartışması olurdu ne de köylerde elektriğin keyfî olarak kesilmesi olurdu. GAP, iktidar eliyle bir sömürü ve oyalama projesine dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi bölge illerindeki yapısal sorunları görmezden gelmektedir. Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illerde ulaşım altyapısından sağlığa, eğitimden teknolojiye kadar her alanda sistematik bir geri bırakılmışlık söz konusu. Aynı ayrımcılık sanayide de devam etmektedir; Mardin Organize Sanayi Bölgesi'nde 42 un fabrikası ve 16 bulgur fabrikası bulunmakta. Ham madde temini ve yüksek enerji maliyeti altında ezilmektedir bu sanayiciler. Mardinli sanayiciye özel bir enerji teşviki verilmediği gibi, lojistik imkânlar da kasıtlı olarak kısıtlanmaktadır. Gençler işsizlik nedeniyle metropollere veya yurt dışına göç etmek zorunda kalıyor. Bu bir kader değil elbette, bu bir siyasi tercihtir. Bölgeye yatırım yapmak yerine güvenlikçi politikalara milyarları aktaran, kayyum rejimiyle halkın iradesini gasbeden anlayış bu ekonomik krizin de asıl sorumlusudur.

Teklife gelecek olursak, teklifin birinci bölümündeki en çarpıcı düzenlemelerden biri, kripto varlıklarına getirilen işlem vergisidir. Bugün Türkiye'de intiharların çoğu işte bu kripto varlıklarından kaynaklanıyor; araştırılması gereken nokta bu, eğer kripto varlıklarını araştıracaksanız bu genç intihar ölümlerini araştırın ama iktidarın öyle bir derdi elbette ki yok.

Biz sermayenin ve finansal araçların denetlenmesine karşı değiliz tabii ki ancak buradaki adaletsizliğe de dikkat çekmek zorundayız. Emekçinin ekmeğinden KDV yüzde 10, yüzde 20'ler olarak alınırken milyar dolarlık kripto işlemleri KDV'den muaf tutulmakta ve sadece on binde 3'lük sembolik bir işlem vergisiyle yetinilmektedir; üstelik bu oranı belirleme yetkisini de tek bir kişiye yani Cumhurbaşkanına aktarıyorsunuz. Bu, anayasal vergi adaleti ilkesine aykırı bir durumdur; yoksuldan alıp sermayeye aktarma politikasının dijital dünyadaki iz düşümüdür, başka bir şey değildir.

Teklifin 17'nci maddesi, 6 Şubat depreminde her şeyini kaybetmiş yurttaşlarımıza yöneliktir. Borçlandırma bedellerini 2026 yılı sonuna kadar peşin ödeyenlere indirim sağlayacağız diyorsunuz. Soruyorum size: İşini kaybetmiş, ailesini kaybetmiş, konteynerde yaşayan bir Adıyamanlı depremzede yüz binlerce lirayı peşin nereden olacak? Bu indirim kime hizmet ediyor? Elbette parası olan, sermayesine servet katmış kişilere. Herkesi kendiniz gibi düşünmeyin, herkesin varlığı yok; sizin bir eliniz yağda, bir ihale peşinde koşarken orada bir arsanın kamulaştırılması, orada bilmem ne yapılması... Elbette bu imkânlarınız var çünkü kamu gücü ve iktidarsınız, bunu yapabilirsiniz ama bir depremzedenin de bu kadar parayı, milyonlarca, binlerce parayı ödeyecek durumda olmadığını bilmeyecek kadar sahadan habersizsiniz.

Sosyal devlet ilkesi de aslında "Depremzede borçlandırılmaz." diyor, "Ona güvenli ve ücretsiz barınma hakkı sağlar." diyor. Bu madde deprem felaketini bile bir tahsilat fırsatına çeviren zihniyetin en açık göstergesidir.

Bakın, bu kanun teklifi halkın derdine derman olacak bir metin değildir. Bu teklif Mardinli çiftçinin DEDAŞ borcunu silmiyor veya hafifletmiyor, GAP sulama kanallarını bitirme sözü vermiyor, bölgesel teşviklerdeki adaletsizliği gidermiyor, gençlerin işsizlik sorununa çözüm üretmiyor.

Biz DEM PARTİ olarak demokratik yerel yönetimi, yerel kalkınmayı, ekolojik üretimi ve vergide adaleti savunuyoruz. Kürt illerinin sistematik olarak yoksullaştırılmasına, kaynaklarımızın güvenlik politikalarına ve yandaş sermayeye aktarılmasına geçit vermeyeceğiz. Mezopotamya topraklarında barışın, adaletin ve eşit bölüşümün hâkim olduğu bir geleceği hep birlikte kuracağımızın sözünü bir kez daha bu kürsüden veriyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)