| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 73 |
| Tarih: | 25.03.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dönem dönem siyasetin, dönem dönem sanatın, dönem dönen edebiyatın, bilim dünyasının ve de "akademia"nın kahramanları vardır. Şimdi, bu dönemde dünyada bir kahraman ortaya çıkıyor. Kimdir bu? Pedro Sanchez. Pedro Sanchez'le ilgili olarak geçen gün burada gündem değerlendirmesinde söylemiştim, buraya Şimon Peres geldi ve burada konuştu, konuşturuldu burada Şimon Peres. Peki, Şimon Peres'ten sonra kim çağrıldı buraya? Yine gündem dışı konuşmamızda dile getirmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına da bir dilekçeyle müracaat etmiş, burada Mahmud Abbas'la beraber İsmail Haniye'nin de konuşmasını istemiş, "Burada ancak Başbakanlar ve Cumhurbaşkanları konuşur." denildiği için de "İsmail Haniye de gelsin, Şeref Salonu'nda konuşsun." denilmişti ama sadece Mahmud Abbas davet edildi ve Mahmut Abbas burada konuştu. Eğer İsmail Haniye Türkiye'ye davet edilmiş olsaydı, İsmail Haniye de öldürülmemiş olacaktı.
Peki, burada, Şimon Peres'in konuşmuş olduğu bir Mecliste niye Pedro Sanchez konuşmasın? Bu, iktidarın bir turnusol kâğıdıdır arkadaşlar. Bu Pedro Sanchez ne diyor Amerika Birleşik Devletleri Başkanına, hani bu hayduda, kimsenin sesini çıkaramadığı, kimsenin konuşamadığı, Avrupa Birliği ülkelerinin bile korktuğu ve çekindiği kişiye ne diyor? "Benim ülkemdeki üslerinizi kullanamazsınız." Bu üsler Amerika Birleşik Devletleri'nin üsleri, "Kullanamazsınız!" diyor. Ve Trump ne diyor, nasıl bir cevap veriyor; bu haydut, bu eşkıya, bu saldırgan adam nasıl cevap veriyor? "Onun izin vermesine gerek yok." diyor. Ardından da İran'da karizma çiziliyor. Daha önce bunun karizması İsrail'le beraber Filistin'de çizilmeye başlamıştı; şimdi yine aynı şekilde buradan sesleniyorum ve diyorum ki Meclis Başkanına: Gelin, Pedro Sanchez bu Meclise gelsin ve konuşsun ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti burada -Nobel Barış Ödülü'nü Trump gibi adamlar değil, Pedro Sanchez gibi adamlar kazanabilir- onu da aday göstersin ve o zaman biz diyelim ki: Amerikan emperyalizmine karşıyız. Havuç yok, sopa yok ve de dosyalar yok, şantajlar yok; biz çok rahat bir şekilde İspanya Başbakanı gibi meydan okuyabiliriz diyebiliriz, bunu söyleyebiliriz.
Bugün, yine aynı şekilde, milletin bir kahramanı olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun 17'nci ölüm yıl dönümü. 1975'te tanışmıştım, ben Manisa'da Ülkü Ocakları Başkanı, o Ankara'da Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı; sonra Genel Başkan, ben Manisa'da Ülkü Ocakları Başkanı, ardından 12 Eylül 1980 fırtınasına yakalanmıştık ve 12 Eylül 1980'de idamla yargılandım. Ben yedi buçuk sene, o da yedi buçuk sene kadar hapishanelerde kaldı. O Mamak'ta kalırken ben Manisa, Buca, İzmir Şirinyer Askerî Cezaevi, Sağmalcılar ve Ankara Ulucanlar'da Ecevit'le beraber aynı koğuşu paylaşmıştık. Yedi buçuk sene sonra da o takipsizlik kararı almış, ben de beraat etmiştim ve bugün de Parlamentodayız. O tarihten bu tarihe kimler geldi, kimler geçti arkadaşlar? Bazıları isyana terk edildi, bazıları ise sadece bedenen göçtü. Muhsin Yazıcıoğlu onlardan birisiydi. Milyonların kalbinde, gönlünde bıraktığı mirasla, hatıralarla yaşamaya devam ediyor. Sanırım artık kimse o elim olaya "kaza" demiyordur çünkü rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ölmeden önce onlarca trafik kazası geçirmişti ve kazaya neden olan araçların birçoğu sahte plakalı çıkmış, beraberce Kayseri yolundan gelirken de yine aynı şekilde bir kamyonun çarpmasıyla arabamız pert olmuş, Cumhurbaşkanlığı seçimine gelirken de oradan bir taksi tutarak buraya geldi ve istediği kişiye oy verebilmek için de cansiparane bir mücadele vermişti. Bu trafik kazalarıyla ona baş eğdirmek istediler. Baş eğdirmeye muvaffak olamayan, plan ve projelerine tehdit görenler tarafından sözde kazaen yok edildi. Onun ölümünün sebebini ölümünden sonra meydana gelen olay ve gelişmeleri az çok takip edenler tahmin edebilmektedirler. O yaşasaydı neye karşı olurdu? Hangi politikalara karşı siyaset yapar, neyin yanında dururdu, neyi engellemeye çalışır ve hangi yola revan olurdu? Bu ve benzeri sorulardan yola çıkarak ölümü ve failleriyle ilgili çıkarımlar yapılabilir. Aradan yıllar geçti, takvimler değişti, iktidarlar geldi geçti ama bazı insanlar vardır ki zamana yenilmez, aksine zaman onları büyütür. İşte, Muhsin Yazıcıoğlu onlardan birisiydi. Muhsin Yazıcıoğlu bir siyasi partinin Genel Başkanıydı evet ama onu sadece bir sıfatla anmak bir dağı bir taşla tarif etmeye benzer. O makamın adamı değil milletin adamıydı. O çıkarlarının değil ilkelerin peşinden yürüdü. O kalabalıkların değil hakikatin tarafında durdu. O, katıksız bir vatansever ve esaslı bir mümindi. "Bir kar tanesi olsaydınız nereye düşmek istersiniz?" diye sorulduğunda "Mekke'ye düşmek isterdim." diyebilecek kadar samimi bir mümindi kendisi. Din teşhircisi değildi. İslam'ı bir manto gibi ruhuna giydirmişti ve dinî değerlerini asla propaganda malzemesi hâline getirmedi, siyasete alet ederek araçsallaştırmadı. İnandı ve inandığı gibi yaşadı. Söylemi ile eylemi her zaman bir oldu. O inançlarımızı Meclise taşıdı. Bugün siyasette en çok aradığımız şey nedir diye sorarsak samimiyet, dürüstlük, ciddiyet, hasbilik ve bedel ödeme özelliği; Muhsin Yazıcıoğlu işte, bu beş kavramın vücut bulmuş hâliydi. "Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız bir dünya için fırıldak olmaya gerek yok." diyordu. Bugün, o sözü bu kürsüde tekrar etmek bile bazılarını rahatsız ediyorsa bilin ki biz çok şeyler kaybettik.
Değerli milletvekilleri, o Mamak zindanlarında yıllarını geçirdi; işkence gördü, haksızlığa uğradı ama kin tutmadı, intikam peşinde koşmadı. "Gençlerin eli silah değil kalem tutsun." diyerek herkesle diyalog kurmaya çalıştı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun en büyük mirası işte burada yatıyor; adalet, dürüstlük, duruş, merhamet ve vakar. O, "Haksız bir davada zirve olmaktansa haklı bir davada zerre olmayı ve tek başıma yürümeyi isterim." diyordu. Bugün kaç kişi bu cümleyi kurabilir? Kaç kişi gerçekten bunun bedelini ödemeye hazırdır?
Değerli milletvekilleri, 28 Şubatın karanlığında herkes susarken o konuştu, herkes eğilirken o dimdik durdu. Nazlı Ilıcak'la, Hasan Celal Güzel'le, Muhsin Yazıcıoğlu durdu. "Millete çevrilen silaha saygı duymam." dedi. "Tankın namlusu, milletine dönmüşse ben o tanka selam durmam." dedi. "Türkiye, İran olmaz, Cezayir olmaz ama Türkiye'yi de Suriye yaptırmayacağız." ifadesini kullandı. Türkiye'de darbe olacağı zaman benim de içinde bulunmuş olduğum bir heyetle beraber bir bildiri yazdık, o bildiriyi Genelkurmay Başkanına gönderdi. "Siz darbe yaparsanız eğer siz sokaklara çıkmayı yasaklayacaksınız, biz sokaklara çıkacağız; siz fabrikaları, devlet dairelerini açacaksınız, biz fabrikalara ve devlet dairelerine gitmeyeceğiz; hadi gelin, yapın, Halep oradaysa arşın burada." diyerek -o belgede Genelkurmayda duruyor Türkiye Cumhuriyeti devletinde- ordu düşmanı değiliz, ordu bizim göz bebeğimiz ama her on yılda sâri bir hastalık gibi darbe yapanlar ister askerî darbe olsun isterse sivil darbe olsun bunların hepsine karşıydı kendisi.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun en büyük farkı neydi biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Herkesin adamıydı ama kimsenin adamı değildi. "Sağcıydı." diyen oldu; "Solcuydu, milliyetçiydi." diyen oldu; "Muhafazakârdı." diyen oldu, "Sosyal demokrat zihniyete sahipti." diyen oldu ama cenazesinde herkes vardı, ateisti de vardı, solcusu da, milliyetçisi de, muhafazakârı da vardı çünkü o etiketlerin değil, insanlığın siyasetini yaptı. Her zaman umudun ve cesaretin timsali olarak milletine örnek oldu. Milletinin taleplerine hizmet etmekten ve milletine hesap vermekten asla geri durmadı. En önemlisi, iki yere hesap vermeyi kendisi için bir şiar edinmişti: Bir, milletine; iki, Allah'ına hesap vermek onun en büyük düsturuydu. Onun hayatına baktığınızda şunu görürsünüz: Hiçbir zaman kolay yolu seçmedi, hiçbir zaman "Güçlü olanın yanında olayım." demedi. 1995 seçimlerinin sonucunda Sayın Erbakan 1'inci parti olduğu zaman Sayın Erbakan ile Mesut Yılmaz'ın iktidar olmasını istedi. Mesut Yılmaz'la görüşmemizde Mesut Yılmaz "Hayır, istemiyorlar." dediğinde "Kim istemiyor? Sermaye patronları mı, gazete patronları mı istemiyor?" diye cevap verdi. "Hayır." dedi. "Kim istemiyor?" Mesut Yılmaz konuşamadı. Bunu Fatih Çekirge ve de İmren Aykut yazmışlardı ve konuşmuşlardı. Eliyle bize şöyle göstermişti "Bunlar istemiyorlar." demişti. O zaman demişti ki: "Hükûmete girmek istemiyorum." "Gelin, Hükûmete gireyim, İçişleri Bakanlığını ve Millî Savunma Bakanlığını bana verin. Eğer bunlar millet iradesine rağmen darbe yapmak isterlerse bunları tutuklayalım ve egemen güçlere dönelim. 'Türkiye'de bundan sonra cuntacılarla görüşmeyeceksiniz, sermaye patronlarıyla görüşmeyeceksiniz, gazete patronlarıyla görüşmeyeceksiniz; sadece Türkiye Büyük Millet Meclisiyle görüşeceksiniz.' diyelim ve işi bitirelim. Demokrasi hâkim olsun bu ülkeye." diyebilecek kadar demokrat bir insandı. Erbakan Başbakan olurken de kendisine 1 bakanlık vermişlerdi o zaman Refah Partisinin yetkilileri ama Ecevit ile Mesut Yılmaz 4 bakanlık verdiğinde "Ne onun 4 bakanlığını istiyorum ne sizin 1 bakanlığınızı istiyorum; millet iradesi Erbakan'da tecelli etmiştir, Erbakan'ın Başbakan olmasını istiyorum." dediği zaman da herkes şaşırmıştı çünkü o, millet için siyaset yapıyordu; ne kendisi için ne de partisi için siyaset yapıyordu. O coğrafyalar onun için harita değildi, gönül coğrafyalarıydı. Neresiydi onlar? Onlar Doğu Türkistan'dı, Türkistan'dı, Balkanlardı, orası Batı Trakya'ydı, Kıbrıs'tı ve Bosna Hersek'ti. Bosna Hersek mücadelesinde de başat rol oynayan kahramanlardan birisiydi, bizzat şahittim onlara.
Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söylemek gerekir: Bu millet Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasetçileri özlüyor, bu ülke onun gibi omurgalı duruşlara hasret durumda ve bütün bu tartışmanın ortasında onun adı özlenen ve beklenen bir millet tasavvurunun ölçüsü hâline geliyor.
Değerli milletvekilleri, hayat hepimiz için fânidir. Bir gün biz de bu fâni âlemden beka âlemine göçeceğiz, önemli olan ardımızda duaları çekecek iş ve icraatları bırakmaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Müsaade ederseniz devam edeyim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Karar alındı, süre veremiyorum.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Takdir sizin efendim, sağ olun.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Aslında çok akıcı ve eğitici şeyler söylüyor Başkanım.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Onun hayali, problemlerini çözmüş, kucaklaşmış, demokratik geleneklerini oluşturmuş bir Türkiye'ydi. O Türkiye, inşallah, hep beraber, millet iradesinin hâkim olduğu bir ortamda sağlanacaktır diyor, Muhsin Yazıcıoğlu'nu rahmetle anıyorum.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)