GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 17’nci yıl dönümüne, Bediüzzaman Saidi Nursi’nin 66’ncı ölüm yıl dönümüne, bugün Adalet Bakanı Akın Gürlek’in duyurduğu “e-avukat” uygulamasına ve TRT’ye yapılan “Tozkoparan İskender” dizisi için ahşap olarak resmedilen menzil taşına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ben de sözlerime iki önemli anmayla başlamak istiyorum: Bugün rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun ve arkadaşlarının vefatının ve inşallah şehadete erişlerinin 17'nci yıl dönümü.

Muhsin Yazıcıoğlu için bir şeyler söylemek hem çok kolay hem de zor; çok basit, sade ve anlaşılır bir siyaseti vardı ama çok derinlikli de bir mücadelesi oldu. Muhsin Yazıcıoğlu'nun biz, her devrin adamı olmadığını, rüzgâra göre yön değiştiren, şartlara göre dil kuran, kalabalığın alkışını hakikatin önüne koyan bir siyasetçi olmadığını ifade edebiliriz. O, sözü dolaştırarak çoğaltanlardan değil, inandığı şeyi bedeli pahasına taşıyanlardan olmuştu ve siyasi mücadelesi de bir kariyer mücadelesi, bir kariyer basamak mücadelesi değildi. Makamını büyütüp şahsiyetini küçültenlerden, görünürlüğünü artırıp ağırlığını azaltanlardan değildi. Güce yaklaştıkça da dili değişmedi, hak bildiğini hep ifade etti. Onun çizgisinde siyaset kişisel yükselişin değil, sadakatin sorumluluğu ve istikametin imtihanı olmuştu ve sadece firavuna karşı olduğunu söylemekle yetinmedi, Musa gibi Musaların yanında durarak da mücadelesini vermişti. Biz, 17'nci yıl dönümü vesilesiyle bu elim kazada kaybettiğimiz Muhsin Başkanı, arkadaşları Erhan Üstündağ'ı, Yüksel Yancı'yı, Murat Çetinkaya'yı, Gazeteci İsmail Güneş ile merhum Pilot Kaya İstektepe'yi rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkanım, ayrıca bu hafta, 23 Mart, din, siyaset ve sosyal bilimlerin âlimi olan Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin 66'ncı ölüm yıl dönümü. Daha çok din adamı kimliğiyle bilinir ama ömrünün çok önemli bir kısmını siyasi ve beşerî meselelerde aktivasyon, aktivistlik ve mücadeleyle geçirmişti ve bir yönüyle Bediüzzaman'ın derinliğini anlatan ama bir yönüyle de Türkiye'nin âdeta yüz otuz yıllık yerinde sayışının işareti olan birkaç ifadesine değinmek istiyorum. Özellikle Münazarat ve Uhuvvet risaleleri bugün bize Türk siyaseti için de çok önemli mesajlar veren metinler. Münazarat'ta geçen meşrutiyet, hürriyet, Kanun-ı Esasi, istibdat, Meclisin rolü ve hâkimiyeti, gayrimüslimlerle ilişkiler; beşerî anlamda cehalet, zaruret ve ihtilaf meselelerinin bugün de hâlâ Türk siyasetinde, Türk sosyolojisinde çözülmemiş meseleler olduğunu söyleyebiliriz. Uhuvvet risalesinde geçen kardeşlik, sevgi, ittihat, tefrika, kin, düşmanlık, inat ve haset meselelerinin bugün de siyaseti ve toplumsal düzeni zehirleyen başlıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kendisi hem saltanat hem meşrutiyet hem de cumhuriyeti gördü ve bu üçüne de aynı temel ilkeler zaviyesinden baktığını söyleyebiliriz ki bu temel ilkelerden birkaçı adalet, temsiliyet, özgürlük, ittihat, hakkaniyet ve eşitlik idi. 1908 yılında bir Fransız gazeteci kendisiyle bir röportaj yaptığında tam da bu kavramlar üzerinden kendisi için "Enteresan bir kişilik, efsanevi bir zat, daha çok tanınması gerekir." diyor. Özellikle, meşveretle ilgili vurguları, mutlak adalet anlayışı ve çok bilinen bir misaliyle "Bir gemi dolusu şakinin içerisinde bir masum insan dahi var ise o masum insanın hatırına o gemi dolusu şakiye zarar verilemez." kriteri bugün bile ceza soruşturmalarında sıklıkla karşımıza çıkan masumların hakkının korunması noktasında çok önemli bir ifade. Hürriyet onun için çok temel bir kavramdı ve hem bu dönemde hem de tek parti döneminde âdeta mahkeme salonlarına hayatını hasrederek kendi özgürlüğü, hürriyeti için mücadele etti. İstibdadı bir mesele olarak ele aldığında, ister şahısların isterse de sistemin içindeki istibdadı bir zulüm olarak tanımladı ve devleti yönetenlerin vazifesinin millete hizmetkârlık etmek olduğunu, onlara hükümranlık kurmak, hegemonya kurmak olmadığını ifade etti. Bugün için bile demokrasi, hukuk temelli, özgürlükçü ve eşitlikçi bir devlet modelinde kendisinin beyanlarını, kendisinin eserlerini görebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Kendisini bütün yönleriyle daha çok anlamaya ve iktidar açısından ise yüz otuz yıl önce saltanata, meşrutiyete ve tek parti iktidarına yaptığı itirazların bugün için, bu iktidar için de geçerli olduğu gerçeği noktasında ciddi bir muhasebeye ihtiyaç olduğunu ifade etmek isteriz.

Sayın Başkanım, bugün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek e-avukat uygulamasını duyurdu. İlk etapta, haftada 2 kez, otuz dakikalık bir uzaktan görüşme imkânı bir kolaylık gibi gözüküyor. Ümit ediyoruz ki kolaylık gibi gözüken bu öneri zaman içerisinde, Sayın Bakanın ayağının tozuyla ifade etmiş olduğu, avukatların görüş hakkının yasal bir düzenlemeyle kısıtlanması gerektiği görüşünün bir dayanağına dönüşmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Buradan AK PARTİ'deki avukat dostlarımızı bu vesileyle uyarmak ve hatırlatmak istiyoruz.

Sayın Başkanım, son değineceğim konu büyük bir trajikomik vaka. Salondaki arkadaşlar bu kısma biraz da gülümseyerek bir kulak kabartırlarsa, Türkiye'nin içinde bulunduğu hâlin çok garip bir resmini sunacağım. TRT için yapılan bir dizide "Tozkoparan İskender" dizisinde bir menzil taşını, döneminde mermer ya da taştan yontulan bir taşı ahşap olarak resmetmişler ve muhtemelen bunu çekimlerin yapıldığı açık alanda unutmuşlar. Daha sonra bu bir kişi tarafından keşfedilmiş. Bu kişi Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna başvurmuş. Bakın, bütün kurumların hâlini görün! İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından, Tuzla Belediyesinden bir temsilci, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulundan bir arkadaş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ...Türk ve İslam Eserleri Müze Müdürlüğünden bir heyet gitmiş, bu ahşabı incelemiş, bunun yüzyıllar sonra varlığını korumasını hayretle tespit etmiş; niçin taş değil de ahşap olduğunu anlamlandıramamış, oraya da nasıl sürüklendiğini bulamamış, DergiPark'ta yayınlanan bir makale olarak yayınlamış ve tescilli bir eser olarak müzeye kaldırmış. Gerçekten ehliyetin, liyakatin nasıl ortadan kaybolduğuna, iş bilmezliğin nasıl ortaya çıktığına dair trajikomik bir vaka. Ben merak ediyorum, bu ahşabı tescilleyerek müzeye kaldıran arkadaşlar gerçek bir tarihî eserle karşılaştıklarında da onu çöpe altmışlar mıdır! Kültür ve turizm açısından, ehliyet, liyakat açısından, sistem açısından çok vahim bir örnek olduğu için buraya taşımak istedim.

Teşekkür ederim.