| Konu: | 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen İstiklal Marşı’na, Mehmet Akif Ersoy’a ve Türkiye’ye; bayram ikramiyesine, asgari ücrete, bedelli askerlik parasına, TÜSİAD davasına, Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, TCK 158’le ilgili mağduriyetlere, Zafer Havalimanı’na ve bayrama ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 71 |
| Tarih: | 12.03.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
21 Mart 1921, İstiklal Marşı'nın kabul edildiği tarih. 5 Martta bu Mecliste, Türkiye Büyük Millet Meclisinde dereceye giren şiirler değerlendirildi, Akif'in şiiri uygun görüldü ve 12 Martta da Akif'in şiiri bütün Meclis tarafından okunarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde İstiklal Marşı'mız olarak kabul edildi.
Mehmet Akif Ersoy'un bu şiiriyle ilgili bir teklifim olacak hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına hem Cumhurbaşkanına hem de kamuoyuna. İstiklal Marşı'mızın sözleriyle ilgili hiçbir problem yok. "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak," diye başlıyordu ve "Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın istiklal;" diye devam ediyordu değerli arkadaşlar. Peki, güfteyle ilgili problemimiz var mı? Var. Şimdi, yüz beş yıl önce bestelenmiş olan bir şiir, İstiklal Marşı doğru bir şekilde terennüm edilemiyor maalesef. Başkalarının, başka ülkelerin marşlarına baktığımız zaman, daha kompakt, daha düzgün, daha heyecanlı... O nedenle, dünya çapında bir yarışma açılmalıdır ve bestekârlarla beraber, hem Türkiye'deki bestekârlarla hem dünyanın seçkin bestekârlarıyla yeniden bu beste konusu gündeme getirilmelidir.
Akif kimdir? Akif, İstiklal Savaşı'ndan önce de Osmanlı'nın son dönemindeki bir aydındır, şairdir, yazardır; iyi bir Müslümandır, samimi bir Müslümandır; Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli bir insanıdır, veteriner hekimdir, parlamenterdir ve aynı zamanda da din adamıdır kendisi, Kur'an-ı Kerim'i tefsir edecek kadar da önemli birisidir Mehmet Akif Ersoy. Mehmet Akif Ersoy'un rejimle problem yaşadığı dönemler olmuştur, biliyorsunuz. Maalesef, ülkemizde dönem dönem kahramanlarımız hain, hainlerimiz de kahraman olabiliyor. O nedenle, Mehmet Akif Ersoy problem yaşadıktan sonra Mısır'a gitti. Mısır'da kaldıktan sonra hastalandı oralarda, Türkiye'ye dönmek istedi ve Mustafa Kemal'den izin istemişti. Mustafa Kemal izin vermişti kendisine ve geldiği zaman da Rauf Orbay ve arkadaşlarını göndermişti ve "Söyleyin ona, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, isteseydim Anadolu topraklarına sokmazdım -çünkü İstanbul'da ölmek, İstanbul'da defnedilmek istiyordu, mezarının orada olmasını istiyordu- ve İstiklal Marşı'nı da değiştirirdim." demişti. Rauf Orbay gitti ve söyledi, geçmiş olsun diledi, ardından da Akif dedi ki ona biraz doğrulup: "Evet, Anadolu topraklarına, Türkiye topraklarına beni sokmazdı ama İstiklal Marşı'nı değiştirmeye asla gücü yetmezdi." Döndüler ve Mustafa Kemal'e söylediler, Mustafa Kemal şöyle söyledi: "Bu sözü ancak Akif söyler bana." Akif böyle bir adamdı arkadaşlar, "Sözüm odun gibi olsun, dosdoğru olsun." diyen adamdı ve asla münafıklığa prim vermeyen bir şahsiyetti. Hep doğruyu söyledi, yalan söylemedi, emanete ihanet etmedi ve verdiği her sözü de yerine getiren bir kahramandı. O nedenle, ben Türkiye için şunu söylüyorum, hani şöyle söylüyordu ya: "Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;/Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal." Evet, Türkiye, elcüzilayetecezza bir keyfiyettedir yani parçalanamayan parçadır ve Türkiye, eksiğiyle gediğiyle sevdiğimiz, benimsediğimiz, bağlandığımız yerin adıdır. 1683 Kahlenberg Meydan Muharebesi'nden beri üst üste sersemletici darbeler alarak küçülen bir coğrafyanın artık daraltılamaz, konsantre ve kompakt biçimidir; hattıyla da sathıyla da biraz daha küçülmesine asla razı olmadığımız bir yerdir. Bu hudutlar içinde kalan toprağın ve devletin bütünlüğü "Demokrat desinler, medeni tanısınlar." saplantısı uğruna tartışılamaz. Bu fikir, bizim fikrisabitimizdir ve tabumuzdur. Peki, bunu devam ettirmek için ne yapmamız gerekir? Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ram olmamız gerekmektedir. O nedenle, biz parti devletinden ziyade, kişi devletinden ziyade bir milletin devletini inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Peki, milletin devletini inşa etmiş miyiz? Bakın, edemedik. Bayramlarda bayram ikramiyeleri veriliyordu, önce bin lirayla başladık, geçen sene 4 bin liraydı; bu sene 5 bin lira yapmayı düşündü iktidar ve bununla ilgili olarak da sonra vazgeçtiler. Savaşı bahane ettiler, savunma sanayisini bahane ettiler. E, yirmi beş yıldır iktidardasınız, cumhuriyetin dörtte 1'ini siz yönetiyorsunuz, çok partili hayata geçtiğimizden beri üçte 2'lik kısmını da siz yönetiyorsunuz. Niye önceden tedbir almadınız? Neden gereğini yapmadınız da emeklilerin bin lirasına tasallut ettiniz buradan? Hani Mehmet Şimşek şöyle söylüyordu ya "Yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olduk." diye ve aynı zamanda diyordu ki Cevdet Yılmaz: "Biz çok şükür borçlu bir ülke değiliz; ne vatandaşlarımız borçlu ne özel sektörümüz borçlu ne devletimiz borçlu." Ya, Cevdet Yılmaz, lütfen, burada eksiden bahsediyordun; kalkınmayla ilgili eksi 12'lerden bahsediyordunuz. Bakın, Türkiye'de vatandaşlar borçlu, kamu borçlu ve de özel sektör borçlu; 549 milyar dolar borcumuz var bizim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Peki, vatandaşlardan bir örnek vereyim sizlere: Türkiye'de 24 milyon insan borçlu, icralık durumda ama bir 4 milyon kişi var ki bunlar kredi kartlarını ödeyemedikleri için evlerine icra gelmiş vaziyette. Ne yapalım yani bunları söylüyoruz ama inanmıyorsunuz, siz kalkıyorsunuz, bizim vatandaşlarımızı balık hafızalı zannediyorsunuz; balık hafızalı falan değiliz. O nedenle "Eğer 'Uzaya iki gidiş, iki geliş yol yapacağız.' deseydik inanırdı bu vatandaşlar." diyorsunuz. Sonra da Sayın Cumhurbaşkanı kalkıyor "Müjde veriyorum, bu bayramdan önce emekliler hem bir yandan maaşlarını alacaklar hem de emekli ikramiyesini bayramdan önce vereceğiz." diyor. Zaten bayramdan önce veriyordunuz. O nedenle, lütfen, herkesi ciddiyete davet ediyorum; Sayın Cumhurbaşkanını da ciddiyete davet ediyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanını da ciddiyete davet ediyorum. O nedenle, vatandaşlar da sandık geldiği zaman gereğini yapacaklardır; unutmayacaklar bunları.
Asgari ücretin bir ayda eriyen alım gücü var değerli arkadaşlar. 28 bin 75 lira asgari ücret veriyorsunuz. Vatandaşlara 1 Ocaktan itibaren...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim.
TÜİK'e göre, bakın, "TÜİK'e göre" diyorum. "Bu, devlet kurumu." diyordunuz, oldukça da şaibeli kararlar açıklıyor bu Kurum. 807 lira bu para erimiş, ENAG'a göre 1.081 lira erimiş, İTO'ya göre 1.041 lira erimiş yani milyonlarca emekçi daha yılın 2'nci ayında bin TL kaybetmişler ve de altı ay sonra kim bilir nelerini kaybedecekler.
Değerli arkadaşlar, bir de bedelli askerlik parası var. Bu bedelli askerlikle ilgili olarak zam yapıldı, 416.361 TL'ye çıkarıldı. Vatandaşlar bunları ödeyemezler, binbir sıkıntıyla bu paralar ödeniyor. Bir ay kadar askerlik yapıyorlar, yurt dışındakiler yapmıyorlar; bununla ilgili olarak da kolaylık sağlanmalı. Türkiye'de çok hızlı bir şekilde profesyonel askerliğe geçilmeli ve bunun yapılması gerekmektedir; vatandaşlar bu konuda oldukça da hassasiyet gösteriyorlar.
Önemli bir konuya temas edeceğim. Hani Adalet Bakanı, yeni atanan Adalet Bakanı "Alo Adalet" diyordu ya, ben burada Adalet Hanım'ı arasam acaba...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Toparlayayım.
BAŞKAN - Tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - "Alo Adalet Hanım" desem burada yok. Ben "Adalet Hanım" demiyorum, buradan Adalet Bakanına sesleniyorum: "Alo Adalet" diyorum.
TÜSİAD davası oldu, biliyorsunuz, "TÜSİAD Başkanı ve TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bir demeç verdiler." denilerek... Önce hiçbir işlem yapılmadı, ardından Adalet Bakanı ile Sayın Cumhurbaşkanı burada konuştuktan sonra da resen soruşturma başlatıldı kendileri hakkında, gözaltına alındılar. Ya, ne kadar ayıplı bir işti be, ne kadar ayıplı bir işti! Neye dayandınız biliyor musunuz? İnternet Yasası'nın 29'uncu maddesine dayandınız. "Yanıltıcı bilgi verenler bir ile üç yıl arasında hapis cezası alırlar." denilerek bu şahıslara ceza verildi. Türkiye'nin kalkınmasının hemen hemen üçte 1'ini bu insanlara borçluyuz ve Türkiye'deki çalışanların yüzde 70'ini de bunlar çalıştırıyorlar yani TÜSİAD'ın üyeleri, iş adamları. Bunların içinde MÜSİAD da olabilir, yarın birileri geldiği zaman da MÜSİAD Başkanlarını mı tutuklayacaklar, onları mı gözaltına alacaklar ve ceza verecekler? Bunlardan vazgeçin. Efendim, yargı bağımsızmış, yargı objektifmiş, yargı tarafsızmış! Hiç de öyle değil maalesef, bazı davalarda taraflı oluyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Başkanım.
O nedenle, TÜSİAD Başkanına verilen cezayı çok ayıplı bir iş olarak görüyorum.
Biraz önce Sayın İnan Alp gündeme getirdi; KHK'lerle ilgili beraat edenler ve burada takipsizlik kararı alanlar derhâl görevlerine döndürülmelidir. Asla "Türkiye bir hukuk devletidir." demeyin; o, Anayasa'da yazıyor. Türkiye, demokratik, sosyal, laik bir hukuk devletidir; hiç de öyle değil maalesef. Beraat eden niye dönmeyecek kardeşim ya? Bunlarla ilgili aidiyet duygusu sağlamayacak mıyız bu insanlara, kazanmayacak mıyız bu vatandaşlarımızı? Beraat etmiş, beraat; görevine döndürün. Eğer hassas, stratejik bir yerdelerse bu insanlarla ilgili gereğini yapın. Darbeye karşıyız, kripto olanlara da karşıyız, FETÖ'ye zaten karşıyız, tamamen karşıyız ama biz hukuktan yanayız.
Aynı zamanda, TCK 158'le ilgili mağduriyetler de devam ediyor. 40 bine yakın insan bu davadan yargılanıyor, bunlardan yargılanıyorlar "Kredi kartını kullandırdı." denilerek, "IBAN numarasını verdi." denilerek. Burada hakikaten dolandırıcıları bulun ve gereğini yapın, çağımız teknoloji çağı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok özür dilerim Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
O nedenle, bu TCK 158'le ilgili olarak da gereğini yapmanızı istirham ediyoruz.
Bu 4 bin lirayı veremediniz ama Zafer Havalimanı'nda israf var; makam araçları var, lojmanlar var. Bu lojmanları da ihtiyaç sahiplerine, evi olmayanlara verin. 2025'in 12'nci ayında yolcu sayısının 38.727 olduğu belirtildi. Peki, garanti ettiğiniz yolcu sayısı 1 milyon 317 bin kişi ve hata payınız ne kadar? Yüzde 97. İşte bu milletin parasını aldınız, bu emeklilerin parasını birkaç müteahhide verdiniz; garantili yollara, garantili köprülere, garantili hava limanlarına verdiniz. O nedenle, bunların hepsi ayıplı işler. Kalkıp bir de millî savunmadan bahsetmeyin veya savunma sanayisinden, uzay sanayisinden, gökyüzünden falan bahsetmeyin; İran'dan, Amerika'dan bahsetmeyin; önce siz bu işleri, bu ayıplı işleri ortadan kaldırın diyorum.
Şimdiden milletimizin bayramını kutluyorum, nice bayramlara diyorum.
Teşekkür ediyorum.