GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Değerli milletvekilleri, teklifin 29'uncu maddesine gelmiş bulunuyoruz.

Şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Bu teklif kabul edilip yürürlüğe girdiği anda yalnızca bir kanun değişikliği yürürlüğe girmiş olmayacak, aynı zamanda Türkiye'nin kalan son yeşil alanlarının da ranta açılmasının yeni bir safhasına geçmiş olacağız. Bakınız, bu teklif 10 Ekim 2025 tarihinde Meclise sunulmuş ve (2/3308) esas numarasıyla kayda alınmıştır. Komisyon süreci de ortadadır. Esas komisyon Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu, tali komisyonlar ise çevreyi, turizmi ve bütçeyi ilgilendiren komisyonlardır ancak ne yazık ki tali komisyonlarda sağlıklı bir değerlendirme yapılmadan, paydaşlar dinlenmeden, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları çağrılmadan bu teklif "ben yaptım oldu" anlayışıyla Komisyondan geçirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin özeti şudur: Yetkiyi tek elde toplamak ve korunan alanları izin, tahsis, işlettirme zinciri üzerinden piyasaya açmak. Teklifte Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün âdeta bir ticari işletme mantığıyla yeniden kurgulandığını görüyoruz. Döner sermaye işletmeleri kurulması, gelirlerinin artırılması, hatta döner sermaye tutarının Cumhurbaşkanınca 5 katına kadar yükseltilebilmesi gibi düzenlemeler getiriliyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Koruma kurumunun gelir hedefi olan bir yapıya dönüştürülmesi demektir. Yani doğayı korumanın ölçüsü artık ekolojik denge değil, "Ne kadar ceza kesildi, ne kadar harç toplandı ve ne kadar tahsilat elde edildi?" hesabı olacaktır.

Bir başka kritik mesele de şudur: Teklifin birçok maddesinde "Usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." denilmektedir. Planlama nasıl yapılacak, yapılaşma koşulları ne olacak, personelinin görev alanı nasıl belirlenecek; hepsi yönetmeliklere bırakılıyor. Bu ne demektir? Bugün Mecliste çerçevesi boş bir kanun geçirilecek, yarın bir sabah Resmî Gazete'de yayımlanacak olan bir yönetmelikle korunan alanlarda yapılaşmanın kapısı ardına kadar açılabilecektir. Bu yaklaşım yasama iradesini küçümsemektir. Bu yaklaşım Meclisi devre dışı bırakmaktır. Ve daha vahimi, korunan alanlarda elde edilen yapı ve tesislerle ilgili getirilen düzenlemeler. Mahkeme kararına gerek olmaksızın idarenin doğrudan yıkım yapabilmesine imkân tanıyan hükümler getiriliyor. Bu, son aşama tartışmalı bir düzenlemedir çünkü bu düzenleme mülkiyet hakkına doğrudan müdahale edilmesi anlamını taşımaktadır. Bu anlayışın özeti şudur: Yargı denetimi yavaş, biz hızlanıyoruz. Peki, hukuk güvenliği ne olacak? Peki, masumiyet karinesi... AK PARTİ'si iktidarının yaklaşımı burada da aynıdır, denetim istemiyorlar çünkü denetim olduğunda rant mekanizmaları rahat işlemiyor.

Değerli milletvekilleri, "kamu yararı" ve "zaruret" gibi son derece ucu açık kavramlarla millî parkların ve tabiat parklarının içine enerji iletim hatlarından altyapı tesislerine kadar pek çok müdahalenin önü açılmaktadır. Bu kavramların Türkiye'de nasıl kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Önce kamu yararı tabelası asılır, ardından maden gelir, ardından HES gelir, ardından yol gelir, ardından beton gelir, sonra da bize şu masal anlatılır: "Çevreye duyarlı yatırım yapıyoruz." Gerçekte olan ise şudur: Parçalanmış habitatlar, bozulan ekolojik dengeler, yok olan endemik türler. Kara Avcılığı Kanunu'na ilişkin düzenlemelerde de ciddi bir çelişki bulunmaktadır. Bir yandan cezalar artırılıyormuş gibi gösteriliyor, öte yandan tekrar eden fiillerle geçmişte kalıcı bir yasakla sistem dışına çıkarılan af benzeri kapılar aralanıyor. Bu yaklaşım tutarsızlıktır çünkü doğayı korumak ciddi bir iştir. AK PARTİ'sinin yaptığı ise şudur: Bir eliyle cezaları artırıyormuş gibi yaparken diğer eliyle aynı kapıyı yeniden açmaktır.

Değerli milletvekilleri, şu an 29'uncu maddeyi görüşüyor olmamız bu teklifin sorunlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez; tam tersine, bu teklif, korunan alanları yönetme iddiasıyla hazırlanmış gibi görünse de gerçekte korunan alanları pazarlama mantığını aynı metin içerisine yerleştirmektir. Doğayı korumak yerine, biyolojik çeşitliliği güçlendirmek yerine, sulak alanları güvence altına almak yerine bu alanları yapılaşma baskısına, özel işletmeciliğe ve gelir arayışına açan bir düzen kurulmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - İşte bu nedenle çağrımız nettir: Bu Meclis milletin emaneti olan millî parkları günübirlik siyasi hesaplara, yandaş işletmeciliğine ve denetimsiz yetki devrine kurban edemez. Biz İYİ Parti olarak AK PARTİ'sinin yıllardır sürdürdüğü doğayı yalnızca ekonomik bir kaynak, korumayı ise sıradan bir bürokratik işlem olarak gören bu anlayışa karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Tüm bu nedenlerle Genel Kurulu kalan son yeşil alanlarımızı riske atacak bu düzenlemeye "hayır" demeye davet ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)