GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; su, toprak, ağaç, hayvan ve tarih için, bütün herkes ve her şey için onurlu bir yaşamı savunan herkesi saygıyla selamlıyorum.

Ağacın insandan, insanın kuştan bağımsız olmadığını biliyoruz ve bunun yanında, demokrasinin ekolojiden, ekolojinin özgürlükten de bağımsız olmadığını bilen bir yerden konuşuyoruz. Fakat karşımızda, bundan bihaber, demokrasinin yerine otoriterliği, ekolojinin yerine doğa kırımını, özgürlüğün yerine ise tahakküm ve baskıyı koyan ne yazık ki bir yaklaşım görüyoruz. Bu yaklaşım ki bir ağaca baktığında nefes almak yerine onu ne zaman keseceğini düşünen, bir ırmağa baktığında suyu nasıl plastik şişe koyup satacağını düşünen, tarihî ve kültürel mirası gördüğünde ebedî kılmayı, korumayı değil turistik akıma boğmayı düşünen, sermayeyi seven bir akıl görüyoruz. İşte bu akıl, önümüze "doğa koruma" adı altında doğayı piyasanın insafına terk eden bir teklifle geldi.

Doğaya dair atılan her adımda kılı kırk yarmak gerekirken, yavaş politikanın en gerekli olduğu yerde kapitalizmin hız tutkusuna kapılmış bir yasama telaşı görüyoruz. Bunun tersi ve olması gereken, toplumun, sivil alanın, uzmanların, halkın görüşünü alıp tarihî ve kültürel mirası, saygı boyutunda dünü, onurlu bir yaşam bağlamında bugünü, hem insanın hem doğanın geleceği ekseninde ise yarını düşünerek toplum ve doğa dengesinde politikalar üretmektir. Ancak ne yazık ki haftalardır ekolojistlerin, yurttaşların "Bu yasayı geri çekin." talebine kulağını tıkayan bir anlayış var. Halka rağmen bu yasanın geçme sebebini merak ediyoruz, kurdun kuşun hilafına çalışmanın nedenini merak ediyoruz; daha çok kâr düsturunu zemin yapan bu tabanı ve bu aklı kabul etmiyoruz. Tüm bunlar toplum tarafından fark edilmiyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun acele kamulaştırma ve ÇED davaları için ihtisas mahkemeleri kurmasının "ivedi yargılama usulü" adı altında doğa talanını büyüteceğini görmediğimizi zannetmeyin. Bu ihtisaslaştırılmış mahkemelerin jet kararlar vereceğini, kapitalizmin en çok sevdiği hızı sermayenin faydasına açacağını çok net görüyoruz. Üstelik, 23'üncü maddeyle birlikte komik düzeylerde av yasağı cezaları getirilirken doğayı koruduğunuza, doğayı korumak istediğinize inanmamızı istiyorsunuz fakat biz başta Dersim, Şırnak, Mardin olmak üzere birçok kentteki doğa talanı ve canlı katliamıyla bu şekilde mücadele edilmeyeceğini çok net biliyoruz.

Ayrıca, çok net bir şeyden daha bahsetmek gerekir ki Türkiye'de pek çok nesli tükenmek üzere olan hayvan varken ve başta “…”(*) olmak üzere bu hayvanlar için bu Meclisin özel yasalar hazırlanması gerekirken toptancı bir anlayışla ne yazık ki ne doğayı ne doğal mirası koruyan bir anlayış değil, yine, sermayenin öne çıktığını görüyoruz. Kültürel varlıkları birer işletme hâline getiriyor bu yasa; yetmiyor, kültürel varlıkların tüm bakım, onarım ve güvenlik sorumlulukları da kiracılara yükleniyor. Mardin'de bir kadının şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiği Sultan Şeyhmus Türbesi de ne yazık ki bunun en bariz örneklerinden bir tanesi. Pire Merdan Türbesi'nin harap hâliyse yine bir örnek olarak daha gösterilebilir. Doğayı, ekolojik döngüyü ve insan sağlığını olumsuz etkileyen ve bütün çabalarımıza rağmen cevapsız kalan sermaye odaklarından biri ise Mardin İstasyon mevkisinde bulunan kireç fabrikasıdır. İnsanlar fabrikanın isinden kapı, pencere kapalı şekilde dahi korunamamakta, yaşam olumsuz etkilenmekte ama bu uygulamanın sürdürülmesi hâlâ daha devam etmektedir. Sormak istiyoruz: Nedir sizi Mardin İstasyon halkına karşı kireç fabrikasının yanında kılan? Doğayı sermayenin hizmetine sunarak ve kültürel varlıkların özelleştirilmesiyle kendi sorumluluğunuzu şirketlere yüklemekle kendinizi ne yazık ki temize çıkaramazsınız. Kendi sorumluluklarınızı sermayeye devrederek ancak devrettiklerinizin daha fazla tahrip edilmesini, halkın, doğanın, kültürel mirasın karşısında politika üretmenin zeminini kendi elinizle oluşturursunuz. Aynı zamanda, halkın var olan varlıklarını sermayeye devrettiğiniz gibi halkın olan belediyeleri de yine aynı anlayışla gasbederek kayyumlara devrediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - On yıllık maziye sahip Mardin'deki kayyum rejiminin meşru olmadığını artık bilmeyen kalmadı. Herkesçe kabul edilmiş olan, resmî olmayan, hukuki olmayan, halk tarafından kabul görmeyen kayyum anlayışı her gün biraz daha Mardin'in, halkın varlıklarını sermayeye peşkeş çekmeye devam ediyor.

Bilinsin ki bizler halkın olan belediyelerimizi mutlaka geri almak için çalışmalarımızı sürdüreceğimizi, halkın olanın ganimet olarak peşkeş çekilmesini kabul etmeyeceğimizi, yerel demokrasiyi halkla birlikte örmemiz gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bu iradenin önüne daha fazla bent çekilemeyeceğini, bu devrin sonunun artık geldiğini, bir devir kapanırken ve yeni bir devir başlarken herkes için hayırlı olanın ve olması gerekenin ağaca, toprağa, doğaya, kültürel mirasa ve halka dönük rant ve talan odağından uzak halk için politikalar olduğunu ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)