GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım.

2025 yılında yürürlüğe giren 7554 sayılı düzenleme kamuoyunda süper izin yasası olarak anılmaktadır. Bu yasayla birlikte, çevresel denetim süreçleri zayıflatılmış, ÇED mekanizması fiilen etkisizleştirilmiş ve ruhsat süreçleri olağanüstü hızlandırılmıştır. Bugün, Türkiye'de yaklaşık 14 bin maden ruhsatı bulunmaktadır. Ormanlar, meralar, sit alanları ve zeytinlikler sermaye projelerine açılmıştır. 2022-2024 yılları arasında 123 altın madeni projesi için ÇED süreci yürütülmüş, bunlardan yalnızca 1'ine ÇED olumsuz kararı verilmiştir. Bu tablo bize şunu göstermektedir: ÇED süreçleri artık doğayı koruyan bir mekanizma değil, projeleri meşrulaştıran bir prosedür hâline getirilmiştir. Madencilik faaliyetlerinin yarattığı yıkım yalnızca çevresel değildir, aynı zamanda sosyal ve sınıfsal bir yıkımdır. TÜİK verilerine göre, siyanürlü madencilikten kaynaklanan tehlikeli atık miktarı 2018'de 11 milyon ton iken, 2022'de 23 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Türkiye'deki altın madeni operasyonlarının yüzde 52'si yabancı şirketlerin kontrolündedir.

Bu politikaların en ağır sonuçlarını yaşayan bölgelerden biri de Hakkâri'dir. MAPEG tarafından son dönemde 10 ayrı şirkete toplam 256 hektarlık maden ruhsatı verilmiştir. Bu alanların bazıları Hakkâri merkeze yalnızca 2 kilometre uzaklıktan başlamaktadır. Yerleşim yerlerine 70 ile 300 metre mesafede maden sahaları planlanmaktadır. Sat Dağına yalnızca 200 metre mesafede ruhsat alanları bulunmaktadır. Bugün Hakkâri'de 28 ayrı maden projesi ÇED sürecindedir ve bu projelerin yarısına "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir. Oysa Hakkâri'nin tamamı birinci derece deprem kuşağında yer almaktadır. Böyle bir coğrafyada atık barajları kurmak, siyanürlü liç sahaları oluşturmak ve zenginleştirme tesisleri planlamak yalnızca çevresel bir risk değil, açık bir ekolojik kırımdır.

Bu politikaların sonucu nedir peki? Munzur'dan Botan'a, Dicle'den Van Gölü havzasına kadar bütün bölge bir enerji ve maden koridoruna dönüştürülmektedir. HES projeleri nehirleri parçalara bölmüş, su rejimini bozmuş, ekosistemleri geri dönülmez biçimde tahrip etmiştir. Kaz Dağları'ndan Gediz havzasına, Muğla'dan Hakkâri'ye kadar uzanan bu madencilik dalgası aslında tek bir modelin sonucudur: Doğanın metalaştırılması ve kamusal varlıkların sermayeye devri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Bizler buradan açıkça ifade ediyoruz: Siyanürlü altın madenciliği derhâl yasaklanmalıdır. Ekosistemleri tehdit eden ruhsatlar iptal edilmelidir. MAPEG süreçleri şeffaf ve kamu denetimine açık hâle getirilmelidir. Çünkü mesele, yalnızca bir maden sahası meselesi değildir; mesele, gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımız meselesidir. Binlerce yıllık buzul göllerini, yaylaları ve su kaynaklarını korumak yalnızca ekolojik bir sorumluluk değil, aynı zamanda tarihsel bir görevdir.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)