GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:70
Tarih:11.03.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, İran ve ABD, İsrail arasındaki bu savaşın bir an önce sonlanması çağrısını yapmak istiyoruz. Bu konuda her türlü diplomatik faaliyetin önü açılmalıdır, inisiyatif alınmalıdır, bu savaş bir an önce sonlandırılmalıdır. Tabii, bu savaşın sonlanmasındaki belki de en önemli hamle İran'ın demokratik bir cumhuriyet olarak, demokratik bir İran olarak yoluna devam etmesine ne kadar bağlı olduğunu da biliyoruz. Bugünkü İran rejiminin, İran halklarının inisiyatiflerini, siyasi anlayışlarını dikkate almadan yaratmış olduğu bu sistem, diğer taraftan emperyalistlerin bu saldırıları aslında bölgeye, bölge halklarına şiddet, zulüm, yokluk, yoksulluk, ölümden başka bir şey getirmedi, getirmeyecek de. O yüzden de çözüm demokratik İran'dan geçmektedir, tıpkı demokratik Suriye'den geçtiği gibi; nasıl ki oradaki savaşı durduracak akıl bir müzakere aklıdır, bir diyalog aklıdır ve başarılı da olmuştur. Onun sonucunda bugün Suriye'de müzakere kanalları açılmış, siyaset rahatlamış ve çeşitli tasarruflarla görev dağılımları yapılmaktadır. Bize düşen buna saygı göstermektir; bir başka ülkenin iç işlerine müdahale etmek, nota vermek asla olamaz, olmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün adalet üzerine konuşmak istiyorum. Önce yargı adaleti ve tabii, "yargı adaleti" deyince de ölüm yıl dönümünde, tam on iki yıl önce yitirdiğimiz Berkin Elvan'ı anmak istiyorum. Bu ülkede çok sayıda çocuk katledildi, bunlardan biri de Berkin Elvan'dı tıpkı Ceylan Önkol gibi, tıpkı Uğur Kaymaz gibi. O kadar çok çocuğumuz katledildi ki fakat karşılığında ne oldu? Bugün cezasızlık üzerine çokça söylem geliştiriliyor ama bu çocukları katledenler, bu cezasızlıktan yararlandılar. Hiçbiri, bu cinayetlere neden olan hiçbir fail yargılanmadı, hiçbir güvenlik görevlisi yargılanmadı, yargılananlar da bir gün bile cezaevinde kalmadı. Oysa Gezi günlerinde katledilmişti Berkin Elvan, iki yüz altmış dokuz gün komada kalmıştı. O Gezi günlerinden yargılananlar Can Atalay gibi, Çiğdem Mater gibi arkadaşlarımız oldu. Oysa onların o barışçıl taleplerini duymak yerine onları cezalandıranlar Berkinleri katledenlerin cezalanmasını bir cezasızlık politikasıyla sağladılar. Tabii, Türkiye'deki bu yargı adaletinin çarpıklığı; her gün bunu dile getiriyoruz, AİHM kararlarını dile getiriyoruz, neden uygulanmadığını dile getiriyoruz; Demirtaş kararı bu kadar net, açık, 3 kez verilmişken hâlâ neden tutsak edilmeye devam edildiğini dile getiriyoruz ve bütün bu adaletsizlik aslında ülkeyi çürüten en önemli nedenlerden biri.

Tabii "yargı adaleti" deyince hasta tutsaklardan da yine bahsetmek gerekiyor. Yine, Selahattin Demirtaş'tan bahsettim, kendisi on yıldır -neredeyse on yıldır- Edirne'de. Yine, Edirne'deki bir başka tutsaktan bahsetmek istiyorum, Abdurrahim Demir'den bahsetmek istiyorum, tam otuz dört yıldır cezaevinde, otuz dört yıldır cezaevinde ama o denli çok hastalığı var ki kalp, böbrek, astım, prostat; tam 10 adet hastalığı var ve yaşamını cezaevinde devam ettirmesi olanaksız denecek derecede ciddi bir durumla karşı karşıya. Buna son vermek gerekiyor. Bu hasta mahpuslarla ilgili artık bir adım atılması gerekiyor ama maalesef, bu konuda da hâlâ bir gelişme yok.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal adaletten bahsetmek istiyorum. "Sosyal adalet" deyince, "sosyal barış" deyince bunlara dönüp baktığımızda bu ülkenin fotoğrafında 2 tane önemli mesele hâlâ başköşede. Bunlardan biri kadın cinayetleri, diğeri de işçi cinayetleri. Geride bıraktığımız yetmiş günde neredeyse 70 kadın katledildi; tabii, bu, şüpheli ölümleri kapsamıyor. Diğer taraftan, yine, geride bıraktığımız bu yetmiş günde 296 işçi hayatını kaybetti, katledildi yani bu ülkede son on yılda katledilen işçi sayısı o denli yüksek ki bu işçilerin içinde son on yılda 1.623 işçi de kadın işçi. Dolayısıyla işçi cinayetleri ve kadın cinayetleri bu ülkede bırakın azalmayı her geçen gün artarak devam ediyor. Bunun önüne geçmek zorundayız. "Sosyal adalet" denilen bir şeyden bahsedeceksek tam da buradan başlamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka adalet, siyasi adalet. Siyasi adaletsizlikten bahsetmek istiyorum. Evet, Sayın İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi göreve geldiğinde şöyle bir cümle kullandı -bizim de dikkatimizi çekti, önemli bir cümle- dedi ki: "Yeni dönemde güne şafak operasyonlarıyla başlanmayacak." Tabii, bu tür operasyonlar hiç olmasın; şafakta olmasın diye karşı çıkmıyorduk, bir operasyon zihniyetine karşı çıkıyorduk. Bu şafak operasyonu zihniyetlerinden kurtuluruz diye umuyorduk çünkü bunlar bir siyasi adaletsizlikti, siyaseti tasfiye etmeye yönelik bir anlayışın sonucuydu ama maalesef, bu cümleyi ettikten sonra üzerinden çok geçmeden bu sabah Mersin Büyükşehir Belediyesine şafak operasyonu yapıldı ve Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı ve çalışma arkadaşları gözaltına alındı. Yani dolayısıyla bu zihniyetten bir türlü kurtulamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Belediyeler sürekli böyle bir hedef hâline getirilmiş durumdalar. Biliyorsunuz, daha önce de Akdeniz Belediyesi Eş Başkanlarımız Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız gözaltına alınmıştı, tutuklanmıştı; on ay tutuklu kaldılar, tahliye edildiler çünkü hiçbir suçları yoktu fakat görevlerine iade edilmiyorlar dolayısıyla "siyasi adaletsizlik" dediğimiz konuların başında da yine bu operasyonlar ve kayyum uygulaması geliyor. Artık bu "kayyum" denilen meseleden de kurtulma zamanı gelmiştir.

Bir başka adaletsizlik, ekolojik adaletsizlik. Bu maden ruhsatlarıyla âdeta doğamız katledildi, katledilmeye devam ediliyor. O denli yıkıcı etkileri var ki kuşaklar boyu biz bu yıkıcı etkilerin altında kalmaya devam edeceğiz. Ve şimdi bir başkası, daha önce de dile getirdik, ısrarla dile getiriyoruz; orada halkın çok önemli tepkileri var, önemli eylemleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu eylemler Muş'un Varto ilçesinde Çalıdere köyü ve 16 köyü kapsayan bir alanda yapılıyor. Ne diyor orada yaşayan insanlar? "Doğamıza dokunmayın çünkü biz burada tarım yapıyoruz, biz burada hayvancılık yapıyoruz dolayısıyla geçimimizi böyle sağlıyoruz." diyorlar ve siz geliyorsunuz, evet, mera arazisine sondaj yapıyorsunuz. Ne için? Jeotermal enerji için. Jeotermal enerjinin etkilerini görmek istiyorsanız Aydın'a gidin. Gerçi, Aydın Vekilleri buraya geldiğinde genellikle bize sataşmayla ömrünü tüketiyor ama aslında orada incirin ne hâle geldiğini, Aydın ekonomisinin nasıl çöktüğünü o jeotermal krizde görebilirsiniz. Ve bakın, bu şirket orada diyormuş ki orada: "Meraları biz sondaj yaptıktan sonra eski hâline getireceğiz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sondaj yapılan bir arazide meralar eski hâline gelmez; o tarım alanı tarım alanı olma vasfını yitirir.

İkincisi, burası Alevi köyleri ve orada mezarlıklar var, orada inanç merkezleri var ve nedense Alevi köylerine yönelik yaklaşımda bu inanç merkezlerinin ve bu önemli mekânların dikkate alınmadığını görüyoruz; bu ayrımcılıktan da kurtulmak gerekiyor.

Üçüncüsü, bu sondaj yapılacak arazi fay hattının üzerinde ve Varto depremi hafızalarımızda, olası bir bölge depreminde de en çok etkilenecek alanlardan biri burası, gidip oraya ruhsat verip sondaj yaptırıyoruz. Bir an önce bunun önüne geçelim ve bu yıkımı durduralım.

Son bir şey daha söyleyip tamamlıyorum Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ekonomik adaletsizlik çok ciddi boyutlarda ve hâlâ izlenen yanlış ekonomi politikalarının yüküne yoksullar, emekçiler, emekliler katlanıyor, onlar çekiyor bu yükü. Emekli aylıklarına zam yapılmadı, emekli ikramiyesine zam yapılamıyor, ekonomi bu kadar ciddi sıkıntılar içinde. Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı hayal satmaya devam etse de şimdi bu savaşla beraber kırılgan ekonomi çok daha büyük risklerle, krizlerle karşı karşıya ama bunun yükünü de emekçilere, emeklilere, kadınlara, yoksullara taşıtmak isteyen bir zihniyet var karşımızda. Buna karşı hep birlikte sokaklarda, alanlarda işçi sınıfıyla beraber mücadele edeceğimizi de buradan herkese, tüm kamuoyuna duyurmak istiyoruz.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)