| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 70 |
| Tarih: | 11.03.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
28 Şubat tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail'in İran'a karşı yapmış olduğu saldırılar devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri yeni emperyalist değil; Amerika Birleşik Devletleri kurulduğundan itibaren emperyalist, kurulduğundan itibaren işgalci ve kurulduğundan itibaren de sömürgeci. 1960 yılında Birleşmiş Milletler kararıyla sömürgecilik ortadan kaldırılmıştı ama bunlar sömürgeciliğe devam ediyorlar. Eğer bir yerde kendi millî menfaatlerine ve kirli emellerine aykırı hareket eden bir yönetim varsa onları devirmek için her şeyi yapıyorlar. Zaman zaman darbe çıkartıyorlar, darbeler yaptırıyorlar, zaman zaman iç savaşları orada oluşturuyorlar, zaman zaman suikastler veya vekâlet savaşlarıyla orada terörist faaliyetler yaptırıyorlar veya ekonomik krizler çıkartıyorlar veyahut da eğer bunlarla baş edemezse Venezuela'da olduğu gibi son zamanlarda gelip devlet başkanlarını kaçırabiliyorlar. Ardından da ne yapabiliyorlar? İsrail de bunların Orta Doğu'da bir noktada uzantısı, hatta patronları, Amerika Birleşik Devletleri'nin patronları çünkü siyonist Yahudiler tarafından yönetiliyorlar bu insanlar. Onlar da 7 Ekim saldırısından itibaren o saldırıyı bahane eden Netanyahu orada büyük zalimliklere, büyük zulümlere imza attılar; çoluk çocuk demeden, kadın kız demeden öldürdüler. 100 bine yakın insan öldü, 150 bine yakın insan yaralandı, 105 bin bina tamamen tahrip edildi. Şimdi de bir barış gücü kuruyorlarmış -ya, timsahın gözyaşları mı diyelim, yoksa ne söyleyelim?- ve bu barış gücüne Türkiye Cumhuriyeti devleti de üye oluyor; bu da utanılacak bir hadise, hakikaten Türkiye'nin tarihine, bin yıllık Anadolu coğrafyası tarihine yakışmayacak bir hadise.
Şimdi ise ne yaptılar? İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri İran'da Minab adlı bir kentte bir kız okuluna vurdu, bir çocuk okulunu vurdu. Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre bu çocuklardan 180 kişi öldü yani İran halkına diyorlar ki: "Biz acımayız, herkesi öldürürüz ve hiç kimseyi de dinlemeyiz." Zaten 1967'den bugüne kadar İsrail Birleşmiş Milletlerin hiçbir kararını dinlemedi çünkü arkasında Amerika Birleşik Devletleri ve Yahudi lobileri vardı. Dünyada bugün devletler hukuku yırtıcı orman yasalarının kravatlı hâlidir değerli milletvekilleri ve Türkiye'nin coğrafi yeri de çekiçle örs arasındadır. "Yâri güzel olanın gözüne uyku tutmaz." der bir şarkıda, bir türküde öyle söyler. Türkiye'nin coğrafi yeri tarihin dünya düzenine savurduğu en acı nüktelerden bir tanesidir.
Genel Başkanımız ve eski Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu eski Filistin Özel Raportörü ve dünya çapında uluslararası hukuk profesörü Richard Falk'la beraber bir vicdan bildirgesine imza attılar. Bu vicdan bildirgesi İngilizce ve Türkçe olarak yayınlandı ve şuralara gönderilecek: Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, uluslararası suçlar bakımından evrensel yargı yetkisini tanımış ülkelerdeki savcılık makamlarına ve ulusal yargı mercilerine Almanya, Fransa, Belçika, İspanya, Norveç, Hollanda ve iç hukuk uyarınca uluslararası suçların evrensel yargı ilkeleri çerçevesinde kovuşturulmasına izin veren diğer ülkeler dâhil olmak üzere. Buraya kimler imza attı? Sayın Özgür Özel imza attı ve Sayın Özgür Özel'le beraber teşekkür ediyoruz, Fatih Erbakan, Ali Babacan, Mahmut Arıkan, Zekeriya Yapıcıoğlu, Gültekin Uysal, Doğu Perinçek, Cemil Çiçek, Haşim Kılıç gibi hakikaten Türk siyasi hayatında isimleri olan kişilerdi. 11'inci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Tunus eski Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki ve İran Cumhuriyeti'nin eski Dışişleri Bakanı Sayın Zarif, bunlar imza attılar. Şu ana kadar 150 kişi imza attı. Bu imzalar imzaya da açık olarak Türkiye'deki tüm hukukçulara, tüm sivil toplum kuruluşlarına, tüm siyasilere açık ve bu mektuplar da bugün bir basın toplantısıyla tanıtıldı ve basın vasıtasıyla kamuoyuna takdim edildi. Bunların hepsini bir kamuoyu oluşturmak adına bir vatandaş olarak, bir değer olarak değerlendiriyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'daki meselesi, İran'ın işte, nükleer silahları olacakmış da nükleer silahla önce İran saldıracakmış da... Ya, onlarınki sizin varsayımınız, sizinkiler gerçek. Hiroşima'ya bombayı siz attınız, ilk defa nükleer silahı siz kullandınız, Nagazaki'de ilk defa siz kullandınız ve İsrail, siz ilk defa olarak ta 1967'den bugüne kadar acımasızca insan öldürüyorsunuz ve kalkmışsınız şimdi, diyorsunuz ki: "Şunları, şunları, şunları daha öldüreceğiz." Kimleri diyorsunuz? Bir yandan dinî liderlerini öldürüyorsunuz İran'da, bir diğer yandan orada bakanları öldürüyorsunuz, şimdi de "Seçilmiş olanları öldüreceğiz." diyorsunuz. Buradan söylüyorum, yine söylemiştim bu Mecliste, Yunus Emre'nin bir sözünü söylemiştim "Bir sinek bir kartalı kaldırdı, vurdu yere. Yalan değil, gerçek, ben de gördüm tozunu." diyerek. Birileri gülmüş olabilir. Ya, bu Amerika Birleşik Devletleri süper bir devlet, kim yıkabilecekmiş bunları? Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de çok süper bir devletti 1989 yılına kadar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim efendim.
Bir gecede yıkıldı biliyorsunuz. Hitler bütün Almanya'yı, bütün Avrupa'yı işgal ettiğinde, Bulgaristan'dan İspanya'ya, İspanya'dan İngiltere'ye, Moskova'ya kadar işgal ettiğinde, tamamen oraları aldığı zaman Hitler intihar ettiğinde bile Almanlar hâlâ dünyayı ele geçirdiklerini söylüyorlardı. Aynısını Napolyon yapmıştı. Napolyon Moskova'ya gittiği zaman "Dünyanın tamamını alacağım." diyerek çıktığı zaman Napolyon orada Kutuzov diye bir generale yenildi, dönerken "Yenildiniz." dediler "Hayır, ona yenilmedim, general kışa yenildim." demişti. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail bu ahlaksızlıklara yenilecekler, bu vicdansızlıklara yenilecekler, bu katilliklerine yenilecekler, işgallerine yenilecekler, sömürgeciliklerine yenilecekler ve Afrika'da, Ön Asya'da, Orta Asya'da veyahut da bizim ülkemiz de dâhil olmak üzere yaptıklarına yenilecekler ve bir gün göreceğiz biz bunu, hem de en kısa zamanda göreceğiz. İran'ın dayanmasını istiyorum, İran dayansın istiyorum çünkü bugün Suriye'de olanlar, dün Irak'taydılar, bugün Suriye'deler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Lübnan'dalar, Beyrut'talar, Mısır'dalar, Türkiye'deler, dolaylı olarak Türkiye'deler. Bazen havuçla yapıyorlar bunları, bazen sopayla yapıyorlar, bazen de zaaflarınızı dile getirerek bu zaaflar üzerinden bina ederek dosyalarla yapıyorlar. O nedenle, Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler dâhil olmak üzere, kalkınmakta olan tüm ülkelerin tamamının liderlerinin bu zaaflara karşı, bu havuçlara ve sopalara karşı zaaflarının olmaması gerekiyor, kendi hukuklarına ve kendi anayasalarına değil, evrensel hukuk ve evrensel ahlak kurallarına göre dayanmaları gerekmektedir. Ve buradan da bir çağrıda bulunuyorum ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin grubuna çağrıda bulunmak istiyorum: Burada Şimon Perez'i getirdiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde dinlettirdiniz, konuşturdunuz burada. Biz burada şunu söylemiştik: Gelin, Mahmud Abbas'la beraber Hamas'ın lideri -İran'da öldürülmeden önce- burada gelsin konuşsun. "Devlet başkanları konuşur." demiştiniz, onlar da şeref salonunda konuşsun dedik Haniye'yle ilgili. Eğer Haniye buraya gelmiş olsaydı öldürülmemiş olacaktı. Şimdi de ben diyorum ki: Pedro Sanchez. Kim bu adam? İspanya Devlet Başkanı. İspanya Devlet Başkanını buraya çağıralım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - İspanya Başbakanını buraya davet edelim, Mecliste konuşsun; biz de dâhil olmak üzere 57 İslam ülkesinin yapamadığını yapan bir devlet başkanı bu Mecliste konuşsun ve ona da Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Nobel Barış Ödülü'nü takdim etmenin yollarını araştıralım değerli arkadaşlar. Aynı çalışmaları... Filistin'de, Gazze'de işgaller yapılırken, soykırım yapılırken bazı ülkeler seslerini yükseltti, bazı ülkeler de seslerini yükseltemedi, özellikle İslam ülkeleri. Türkiye de burada sözde seslendi, sözde "Biz burayla ticaret yapmıyoruz." dedi, sözde "Biz bunlarla diplomasiyi kaldırdık." dedi ama bu İsrail Büyükelçisini bir çağırıp da Dışişleri Bakanlığına "Seni istenmeyen adam ilan ederiz, bir izahat istiyoruz." bile diyemedi ama İran'dan bir şeyler düşmüş de Türkiye'ye, İran Büyükelçisini Türkiye'de hemen çağırmışlar, "Senden izahat istiyoruz." demişler. Ne yapacaktı yani İran, ülkesi işgal edilirken? Bakın, unutmayın, dün... Burada söylemek isterim ki -sizlere özellikle diyorum- İsmet Özel'in çok güzel bir şiiri var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdağ, mikrofonunuzu açacağım, tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim.
Ne diyordu? "Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak" diyordu. “'Kardeşler!' deseydim 'Kardeşlerim!' / 'Bakın, yaklaşıyor yaklaşmakta olan / Bakın, yaklaşıyor yaklaşmakta olan'"
Evet, Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten Hükûmet; yaklaşıyor yaklaşmakta olan. O nedenle Türkiye'de artık bir parti devleti değil, kişi devleti değil milletin devletini istiyoruz. Hani Köroğlu diyordu ya: "Yiğit döne döne dövüşür." Ve Türkiye Cumhuriyeti devleti döne döne diplomasiyi, döne döne ekonomiyi, döne döne hukukun üstünlüğünü, döne döne insan haklarını zirveye taşımak mecburiyetindedir ve Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler Türkiye'de aidiyet duygusunu artırmalı ve de asla ve asla partizanlığa tevessül etmeden bu saldırgan Amerika Birleşik Devletleri'ne ve İsrail'e karşı da her türlü çalışmayı ve çabayı göstermeli ve Genel Başkanları da bir an önce Cumhurbaşkanı Külliye'ye davet etmeli, bu Genel Başkanlarla konuşmalı, parti liderleriyle beraber Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olduğunu da göstermelidir diyorum.
İyi bir yasama haftası olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum efendim.