| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 68 |
| Tarih: | 05.03.2026 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 5 Mart İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un da arasında yer aldığı İstiklal Marşı'mızla ilgili açılan yarışmanın şiirlerinin okunduğu gün Türkiye Büyük Millet Meclisinde. 12 Martta da bugünkü İstiklal Marşı'mızın şairi Mehmet Akif Ersoy'un yazmış olduğu şiirin millî marş olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği gün ve Mehmet Akif Ersoy'un bu şiirle ilgili söylediği "Allah bu milleti tekrar İstiklal Marşı yazmak mecburiyetinde bırakmasın" sözünü tekrar ifade ederek, bu İstiklal Marşı'mızın, ulusal bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklal Marşı'mızın kabul edilişinin yıl dönümünü tekrar tebrik etmiş oluyorum.
Bir diğer önemli husus, İstiklal Marşı'mızdan bahsederken, bölgemizde meydana gelen savaş, çatışma ve şiddetler. Amerika ve İsrail'in İran'a uluslararası hukuka aykırı bir şekilde olan saldırılarıyla ilgili birkaç husus üzerinde durmak ve bu tespitleri yüksek sesle dile getirmek gerekiyor. Bir tanesi şu: Amerika ve İsrail'in İran'a uluslararası hukuka aykırı olarak yapmış olduğu bu saldırıların net bir şekilde uluslararası hukuka aykırı olduğunu sürekli vurgulamamız ve gündemde tutmamız gerekir. Yoksa, daha önce Kolombiya Devlet Başkanına yönelik olan o saldırıda dünya yeterince ses çıkarmadığı için maalesef Amerika ve İsrail bunu bir yol olarak gördü ve bunu artık normalleştirmeye çalışıyor. Yarın bir bugün bu ve benzeri hususların uluslararası hukuka aykırı bir şekilde başka ülkelere de sirayet etmeme ihtimali söz konusu değil. Dolayısıyla başta ülkemizin dış politikası olmak üzere, bütün platformlarda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizim de Amerika ve İsrail'in yapmış olduğu bu müdahalenin uluslararası hukuka aykırı korsan bir savaş olduğunu mutlaka ve mutlaka sürekli gündemde tutmamız lazım, ülkemizi yöneten iktidardan da bu konuda net bir duruş beklediğimizi buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.
İkincisi, bu uluslararası hukuka aykırı olan saldırılarda Amerika ve İsrail'in işlemiş olduğu savaş suçları ve insanlığa karşı suçları da sürekli gündemde tutmak lazım. İran'ın Minab kentinde 165 kız öğrencinin Amerika ve İsrail saldırıları sonucunda vahşice katledilmesi, hayatlarını kaybetmesi asla ve asla normal görülebilecek ya da unutulabilecek bir olay değildir hatta yetkililerden alınan ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre ilk saldırıda, ilk füze saldırısında bir ibadethaneye sığınmak durumunda kalan bu kız çocuklarının 2'nci bir saldırıyla bilinçli bir şekilde hedef alındığına dair iddialar olayın ne kadar vahim olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Körfez krizi sırasında birkaç karabatağın petrol akıntılarına bulaşmış olmasını saatlerce dünya televizyonlarında maalesef yayın yapan küresel emperyalistler 165 kız çocuğunun vahşice öldürülmesini ve küçük küçük mezarlara konulmasını maalesef gündem yapmıyorlar. Dolayısıyla İran'a karşı yapılan savaşta sürekli gündemde tutmamız gereken ikinci konu da İran'ın işlemiş olduğu savaş suçu ve insanlığa karşı suçlardır.
Bir diğer husus, tabii ki ülkemize dönük hassasiyetlerimiz ve ortaya koymamız gereken duruşla ilgili. Ülkemizin bu savaşa taraf olmadan ama aktif bir barış rolü üstlenmesi bize yakışan, tarihsel misyonumuza uygun olan bir roldür. Dolayısıyla bir an önce gerek Amerika ve İsrail'le yapılan görüşmelerde bu yapmış oldukları tutumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde ifade etmemiz lazım. İkincisi, başta D-8 ülkeleri olmak üzere D-8 örgütünü, İslam İş Birliği Teşkilatını ve İran'ın komşu ülkelerini bir araya getirerek, bir diplomasi yürüterek bugün İran'a yapılan uluslararası hukuka aykırı bu müdahalenin yarın bir gün bölge ülkelerine çok ciddi sonuçları olabileceğini ifade ederek, bölge ülkelerinin İran'a karşı değil Amerika ve İsrail'e karşı net bir tutum alması gerektiğini ifade etmemiz lazım. Evet, tabii ki İran'ın savaşı bölge ülkelerine yaymayla ilgili o ülkelere yapmış oldukları saldırıları kınamak lazım, İran'a bu konuda telkinlerde bulunmak lazım ama İran'a yapılan bu saldırı da bölge ülkelerinden herhangi birinden Amerika üslerinin kullanılmasının da normal olmadığını buradan net bir şekilde bölge ülkelerine ifade etmek lazım. Şayet bölge ülkelerini bu savaşın dışında tutmak istiyorsak bir nasihat İran'a olduğu kadar o nasihatten daha fazlası da bölge ülkelerinin uluslararası hukuka aykırı bir şekilde İran'a saldıran Amerika ve İsrail'e kendi üslerini kullandırmaması hususunda net bir ifade ortaya koymamız lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın lütfen.
Buyurun.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bir diğer önemli husus İran'la olan ilişkilerimiz. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizler İran'la çok üst düzeyde diplomatik ilişkiler yürüterek asla ve asla Türkiye ve İran arasında bir çatışmanın, bir gerginliğin olmaması için önleyici diplomatik görüşmeler yapmamız lazım. Haddizatında, Türkiye'ye karşı savaş ilan etmek ya da Türkiye'yi bu savaşın tarafı hâline getirmek ne İran'a ne de Türkiye'ye yarayan bir konu olmadığını İran ve Türkiye halkları net bir şekilde biliyorlar. Dolayısıyla, bize düşen vazifelerden bir tanesi de İran'la diplomatik ilişkileri üst seviyede tutarak bu gerginliğin asla ve asla bizim ülkemize taşınmamasıyla ilgili bir gayret, bir çaba içerisinde olmamız lazım.
Bir diğer önemli husus da NATO'nun Türkiye'de bulunan üstleri var. Şayet biz İran'la bir sıcak çatışmanın içerisine girmeyi doğru bulmuyorsak -ki doğru bulmuyoruz- Türkiye'de başta İncirlik ve Kürecik olmak üzere bu üslerden fiilî olarak Amerikan ve İsrail uçaklarının kalkmasına müsaade etmememiz gerekiyor. Aynı zamanda da bir istihbarat bilgisinin de bu üslerden asla ve asla bu saldırılar için Amerikay'la paylaşılmaması lazım. Çünkü bu üsler NATO çerçevesinde kurulan üstler ve ancak NATO'nun aldığı bir karar çerçevesinde kullanılabilecek üslerdir. Dolayısıyla, bir NATO kararı olmadığına göre bu üslerin İran'ın bombalanması sırasında sadece kullandırılmaması yetmiyor, kullandırılmadığının net bir şekilde kamuoyuyla, tereddüde mahal bırakmayacak şekilde paylaşılması ve o güvenin verilmesi lazım. Dolayısıyla, Türkiye'deki üslerden, Amerika'nın bu uluslararası hukuka aykırı saldırılarından bir istihbari bilgi gitmediğine dair bir güvenceyi vermenin de ülkemizin iktidarına düşen bir borç olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Çünkü Amerika ve özellikle İsrail NATO'yu da bu savaşın bir tarafı hâline getirerek -ülkemizin de bir NATO ülkesi olması hasebiyle- bu sıcak çatışmanın içerisine girilmesine dair bir kısım gayretleri görebiliyoruz. Dolayısıyla, asla ve asla ülkemizin NATO üyesi olma hususu kullanılarak bu sıcak çatışmanın tarafı hâline getirilmemesine dönük önlemlerimizi de almamız gerektiğini buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Bir diğer önemli husus ise coğrafyamızda yer alan Kürtlerin bu sıcak çatışmanın tarafı hâline getirilmesine dönük sinsi planlara karşı hem ülkemizin hem bölgedeki diğer Kürtlerin mutlaka ve mutlaka uyanık olması ve gerekli tedbirleri alması gerektiğine dair de önlemler almamız lazım. Şunu net bir şekilde bu coğrafyanın halkları biliyor ve bilmelidir ki Amerika'nın ipiyle asla kuyuya inilmez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Biz daha önce de Amerika'nın bölge halklarına uzattığı havuçlara, işi bittikten sonra nasıl unuttuğuna hep beraber şahit olduk. Dolayısıyla, gerek İran'daki gerek Irak ve Suriye'deki Kürtlerin bu sıcak çatışmanın tarafı hâline getirilmesine, hele hele yapılabilecek bir kara operasyonunda Amerika ve İsrail'le birlikte görünmesine dair husus asla ve asla bölgedeki Kürtlere yarayabilecek bir husus değildir çünkü Amerika ve İsrail barbarlığının bu kadar tarafı olmuş bir Kürt'ü hiçbir Kürt görmek istemediği gibi bölgedeki hiçbir halk da görmek istemez. Evet, oradaki Kürt kardeşlerimizin yaşadığı acıların farkındayız, oradaki rejimlerin dönem dönem onlara uygulamış oldukları zulümlerin de farkındayız ama savaşta bunların hesabı görülmez. Barış zamanında diplomasiyle, siyasetle ve elbette bu ülkelerle kurulacak ilişkilerle onların düzeltilmesi mümkün olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son bir dakikayla toparlıyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Dolayısıyla, bölge halklarının arasına uzun soluklu nifaklar, husumetler ekmeye dönük Kürtlerin bu sıcak çatışmada kullanılma risklerine karşı -dediğim gibi- başta bölgedeki Kürt kardeşlerimiz ve Kürt halkı olmak üzere, bölge ülkelerinin de uyanık olmasının ve gerekli diplomasiyi orayla da yürütmesinin şart olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.
Amerika ve İsrail'i bu coğrafyadan defederek kendi sorunlarımızı bir masanın etrafında bölge halkları ve ülkeleri olarak hep beraber konuşup çözmenin, Amerika ve İsrail'in vereceği her türlü iltimastan, vereceği her türlü menfaatten çok daha iyi olduğunu buradan bir kez daha net bir şekilde haykırmak istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.