| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz düzenlemeyle geçmiş yıllarda gerçekleşmiş ancak hazineye aktarılmamış döner sermaye yıl sonu kârlarının Genel Müdürlüğün bütçesine gelir kaydedilmesi amaçlanmaktadır. Biz bu düzenlemeye açıkça karşıyayız. Öncelikle ifade etmek gerekir ki 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kamu mali yönetiminin temel ilkelerini belirlemiştir. Bu kanun saydamlık, hesap verilebilirlik ve bütçe bütünlüğü ilkelerini esas almaktadır. Teklif edilen geçici madde ise geçmişe dönük mali işlemleri toplu hâlde yeniden tasnif ederek bütçe disiplinini tartışmalı hâle getirmektedir. "Gerçekleşmiş ancak Hazineye aktarılmamış" ifadesi son derece muğlaktır. Bu kârların hangi mala, yıla ait olduğu, neden aktarılmadığı, hangi idari ya da hukuki sebeple Hazineye intikal etmediği açık değildir. Eğer burada bir gecikme veya sorumluluk söz konusuysa bunun çözümü, geçmişi tek kalemde bütçeye kaydetmek değil, süreci şeffaf biçimde ortaya koymaktır. Anayasa’nın 87'nci maddesi uyarınca bütçe hakkı doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Geçmiş mahalli dönemlere ilişkin kamu gelirlerinin ayrıntılı denetim yapılmaksızın doğrudan Genel Müdürlük bütçesine kaydedilmesi Meclisin bütçe denetim fonksiyonunu zayıflatır. Döner sermaye kârları kamu kaynağıdır. Kamu kaynağının tahsisi ve kullanım amacı açık, öngörülebilir ve denetlenebilir olmalıdır. Bu düzenleme ise geçmişe dönük bir mali tasfiye görüntüsü vermektedir. Mali disiplin geçmişi kapatarak değil, süreci şeffaflaştırarak sağlanır. Geçici maddeler istisna hükümleridir. İstisnalar da daha iyi olmalı. Mali hukukta geçmişe dönük düzenleme yapılırken çok daha yüksek bir açıklık ve özellik gerekir. Aksi takdirde, bu tür hükümle kamu mali yönetiminde keyfîliğe kapı aralayabilir. Biz kamu kaynağının korunmasından yanayız, biz bütçe hakkının güçlendirilmesinden yanayız, biz şeffaflıktan yanayız. Bu nedenle, söz konusu geçici maddeyi doğru ve yeterli bulmuyor, Genel Kurulu bu düzenlemeyi yeniden değerlendirmeye davet ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, İstanbul Valiliği Belgrad Ormanı'ndaki yer altı sularının işletmesini 23,8 milyon TL bedelle ihaleye çıkarması, sıradan bir idari işlem değil, bu ülkenin doğal varlıklarına bakışın ibretlik bir özetidir. Bu iktidarın sicili ortadadır. Limanları sattınız, fabrikaları özelleştirdiniz, kamu arazilerini elden çıkardınız, şehir hastanelerini kira garantileriyle ipotek altına aldınız; yetmedi, şimdi sıra ormanın altındaki suya mı kaldı? Her şeyi satma alışkanlığı artık toprağın altındaki hayati damarlara kadar uzanmıştır.
Belgrad Ormanı, İstanbul'un akciğeridir; tarihî bentleriyle, su havzalarıyla, yer altı rezervleriyle bu kentin yaşam sigortasıdır. Yer altı suları görünmez ama vazgeçilmezdir. kulaklık dönemlerinde barajlar çekildiğinde devreye giren stratejik rezervdir; ekosistemin dengesini sağlayan, ağaçların kökünü besleyen, yaban hayatını ayakta tutan doğal dolaşım sistemidir, aynı zamanda milyonlarca insanın içme suyu güvenliğinin teminatıdır.
Dünyada su fakiri ülkelerin yaşadığı krizler ortadadır. Orta Doğu'da ve Afrika'nın birçok bölgesinde su kıtlığı göçlere, çatışmalara ve insani trajedilere yol açmaktadır. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı azaldığında ekonomik kalkınma da sosyal barış da tehlikeye girer. Türkiye de su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarı bakımından su stresi yaşayan ülkeler arasındadır. Yer altı suyu bir kez kirletildiğinde, bir kez aşırı çekimle dengesini kaybettiğinde bunun telafisi yoktur. İklim krizinin kapıda olduğu, kuraklık riskinin her geçen yıl attığı bir çağda yer altı sularını ticari işletmeye açmak, stratejik bir kaynağı piyasa mantığına teslim etmektir. 23,8 milyon lira nedir? Birkaç aylık israf kaleminiz kadar bile etmeyen bir bedel karşılığında İstanbul'un en kritik su rezervlerinden birini ihale konusu yapıyorsunuz. Bu mudur kamu yararı, bu mudur devlet ciddiyeti?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Anayasa’nın 56'ncı maddesi devlete çevreyi koruma ve geliştirme yükümlülüğü yükler. Su bir meta değildir, su, şirket bilançolarının kalemi değil, milletin ortak varlığıdır; bugünün değil, yarının da hakkıdır. Kamu malını korumak yerine elden çıkarmayı marifet sayan bu anlayışa karşı "Dur!" demeye devam edeceğiz. Ormanlarımızı da yer altı sularımızı da gelecek nesillerin yaşam hakkını da ihale dosyalarına sığdırmanıza izin vermeyeceğiz diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)