| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 66 |
| Tarih: | 03.03.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de herkesi saygıyla selamlıyorum.
Evet, Türkiye demokrasi tarihinin en önemli kırılmalarından birini geride bıraktık. 2 Mart 94'te bu Meclis çatısı altında görev yapan Sayın Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Selim Sadak başta olmak üzere; Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve Meclis kapısında gözaltına alındılar. O gün aslında Kürt halkının iradesine bir darbe yapılmıştı ve demokratik temsilin, özellikle de milletvekili dokunulmazlığının nasıl aslında araçsallaştığını, hiçe sayıldığını biz hepimiz bir kez daha görmüş olduk fakat Kürt halkı bu darbeye boyun eğmedi, iradesine sahip çıktı, örgütlendi, demokratik siyasette ısrar etti ve 2 Mart darbesini yapanlara da gereken cevabı daha büyük bir milletvekili temsilini, daha büyük bir yerel yönetim temsilini kazanarak da vermiş oldu yani onlar Meclisten yaka paça Kürt milletvekillerini gözaltına alıp tutuklayarak demokratik siyaset kanallarını kapatmak isteyenler; Kürt halkının sözünün, sesinin Meclise taşınmasını engellemek isteyenler, çok daha büyük bir mücadelenin de aslında fitilini ateşlemiş oldular. Şimdi, aradan otuz iki yıl geçti; Türkiye büyüdü, değişti, dönüştü ama zihinsel anlamda çok da bir mesafe katedemediğini iyi biliyoruz. Darbenin ardından bu ülkede siyasi darbeler hâlihazırda devam etti. O anlamıyla, 4 Kasım 2016 tarihinde HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin de eş zamanlı olarak gözaltına alınıp tutuklanmasının bu darbe zihniyetinin güncel versiyonu olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor.
Peki, sadece 2016'da mı sınırlı kaldı? Hayır, daha sonrasında da bu Meclisin çatısı altında siyaset yapan Sayın Musa Farisoğulları, Sayın Leyla Güven, Sayın Semra Güzel'in de yine, Ömer Faruk Gergerlioğlu Vekilimizin milletvekilliği düşürülerek buradan cezaevine gönderildiklerinin altını çizmemiz gerekiyor. Yani aslında iktidarlar işlerine gelmedikleri zaman, her zamanki gibi yargıyı araçsallaştırmak, halkın iradesine darbe yapmak için kullanmayı kendilerine hak gördüler. Fakat bu hak görme hâlinin de toplumun, tabanın, Kürt halkının iradesine çarptığının ve bugün artık etkisiz bir yönteme dönüştüğünün de altını çizmemiz gerekiyor.
O anlamıyla, bugün yeni bir eşikteysek, yeni bir dönemi konuşuyorsak, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollardan konuşulmasını, çözülmesini tartıştığımız bir zeminde, gerçek anlamda 2 mart 94 darbesiyle yüzleşmek ve ardından gelen diğer siyasi darbelerle de yüzleşmek durumunda olduğumuzu ifade etmemiz gerekiyor. Halihazırda, özellikle de kendi karşısındaki rakip partilerin milletvekillerini, eş genel başkanlarını ve rakip bir siyasi partiyi yargı müdahaleleriyle etkisiz hâle getirmeye çalışmak; milletvekillerini, belediye eş başkanlarını, belediye meclis üyelerini, yerel yönetimlerde seçilmiş diğer insanları gözaltına alıp, tutuklayıp cezaevine göndermenin artık tarihe gömülmesi gereken çok geri bir zihniyet olduğunu, sorunlu bir yaklaşım olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. Farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir bakış açısına ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. O anlamıyla, barış ve demokratik toplum sürecinde, çok söylediğimiz gibi bir kez daha altını çizmek istiyoruz, barış sadece çatışmasızlık hâli değildir; barış, demokratik siyasetin kurumsallaşması; barış, Meclisin asli çözüm adresi olarak kabul edilmesi; barış, hukukun herkes için eşit ve öngörülebilir olarak da işletilmesini gerekli kılmaktadır. O anlamıyla, bugünden yarına şunu ifade etmemiz gerekiyor: Demokratik siyaseti zayıflatan reflekslerden bilinçli ve tercihen bir kopuşu gerçekleştirmek zorundadır Türkiye siyaseti ve Türkiye'deki yönetimin kendisi. 2 Mart darbesi bize şunu göstermiştir ki demokratik kanallar kapandığında sorunlar büyüyor, içinden çıkılamaz hâle geliyor ve toplum nefes alamıyor. Ne zaman ki demokratik siyaset kanalları açılmışsa o zaman demokrasi gelişmiş, toplum nefes almış ve Türkiye bir adım daha ileriye gitmiştir. O anlamıyla, bugün ihtiyacımız olan şey, demokratik siyaseti büyütmek, demokratik siyasetin önündeki engelleri kaldırmak ve herkesin kendisini ifade edebileceği, örgütlenebileceği bir demokratik sistemi inşa etmek olduğunun da altını çizmek istiyorum ve 2 Mart darbesinde, özellikle yitirdiklerimizi, Sayın Orhan Doğan'ı, Sayın Selim Sadak'ı da buradan, Meclisten bir kez daha saygıyla, minnetle andığımı da ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, sayın vekiller; evet, dün Irak'ta cesur bir kadın hakları savunucusu Yenar Muhammed'i ne yazık ki bir katliam sonucunda kaybettik. Yenar Muhammed Işid karşıtı mücadele eden ve Ezidi kadınlar başta olmak üzere aslında Irak'ın değil, tüm Orta Doğu'daki kadın hareketleri mücadelesinin öncü isimlerinden birisiydi. Kürt kimliğiyle kendi halkının ve tüm kadınların özgürleşmesi için mücadele eden bir kadın hakları aktivistiydi. Onun yaptıkları gerçekten uzun uzun anlatmayı hak ediyor; kendi yaşamı, ortaya koyduğu mücadele kadın özgürlük mücadelesi açısından çığır açıcı niteliktedir. Özellikle demokratik standartların çok düşük olduğu Irak gibi bir ülkede kadın sığınmaevleri kurdu. "Namus cinayeti" adı altında işlenen kadın cinayetleri ve şiddet mağduru kadınlara güvenli bir sığınak sağladı. O, 11 şehirde yüzlerce kadına sığınak imkânı sağladı. Eğitim hakkı savunuculuğu, dayanışma ağları kurdu ve Eşitlik gazetesini çıkararak kadınların sözünün her yere yayılmasını sağlayan bir kadın hakları mücadelesi aktivistiydi. Onu bir kez daha saygıyla andığımızı, katillerini lanetlediğimizi ifade etmek istiyoruz. Onun katilleri elbette ki Kürt kadın hareketinin ve kadın özgürlük mücadelesinin karşısında duran karanlık güçlerdir. Onların da açığa çıkması için Irak makamlarına da buradan çağrı yaptığımızı ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, son olarak, bir başlık daha ifade etmek isterim izin verirseniz. Dün gece İstanbul Zeytinburnu'nda kendi kızını istismar etmekle suçlanan Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler'in kuvvetli delillere rağmen tutuklanmaması üzerine adalet nöbetine başlayan ve kendisi de çocuk yaştayken istismar edilen anne Fatma Nur Çelik ve kızının cansız bedenleri bulundu. Bu, aslında kamuoyuna yansıyan bir olaydı. Fatma Nur Çelik kendi çocukluğunda yaşadığı istismarın yaralarını taşırken ve kendisini istismar eden kişiyle zorla evlendirilmişken ne yazık ki dünyaya getirdiği kız çocuğu da aynı istismarcı tarafından istismar edildi ama kuvvetli suç şüphesine rağmen, kadının feryadına rağmen, "Çocuğumu korumak istiyorum." demesine rağmen hiç kimse harekete geçmedi. Şunu söylemişti aslında: "Eğer bir gün benim öldüğümü duyarsanız asla intihar olduğunu düşünmeyin." Yani intihar etmek istemediğini, böyle bir düşüncesi olmadığını kamuoyuna söylemişti fakat buna rağmen "intihar" adı altında, intihar süsü verilerek katledildiğini düşünüyoruz.
Şimdi, buradan sormak istiyoruz: Gerçekten devletin görevi çocukları ve kadınları korumak değil mi? Cezasızlık, ihmaller, karartmalar bu ülkedeki çocukları ve kadınları hayattan koparıyor. Peki, iktidar ne yapıyor? Aile Bakanlığı ne yapıyor? İçişleri Bakanlığı ne yapıyor? Kolluk ne yapıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Niye insanlar, kadınlar, çocuklar gözlerimizin önünde istismar ediliyor? Herkesin gözünün içine baka baka katiller rahatlıkla gezebiliyorlar ve bu ülkede erkek katillere aslında bir koruma kalkanı kurulmuş durumda; kadınlar savunmasız, çocuklar savunmasız.
Biz buradan bir kez daha şunu ifade etmek istiyoruz: Bu sistemin değişmesi gerekiyor, bu sistemin dönüşmesi gerekiyor. Bizi yaşamdan koparan, her gün hayatlarımızı çalan, bizi ölümle burun buruna bırakan bu erkek egemen sisteme karşı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Fatma Nur Çelik ve kızı Hira İkra Şengüler'in ölümleri asla intihar değildir, şüpheli ölümlerdir. Bu konuda da gerekli araştırmanın yapılmasını, araştırmanın şeffaf bir şekilde yürütülmesini ve kuvvetli suç şüpheleri nedeniyle aslında çok önceden ihbarı yapılan failin de tutuklanmasını buradan ifade ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu aynı zamanda bir suç duyurusudur. Yetkili bütün kurumları ve cumhuriyet savcılıklarını göreve davet ediyoruz. Bir gün de kadınlardan yana, çocuklardan yana bir sistem için en azından ellerini taşın altına koymalarına da buradan davet ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Son olarak, çok kısa, İran'la başlayan savaşa dair şu cümleyi söyleyip bitireceğim Sayın Başkan, sabrınızı sınamıyorum. Şunu söyleyelim: İran'da yanı başımızda başlayan bir savaş var, bir dış müdahale var. Biz ne Amerika'nın, İsrail'in İran'a dışarıdan bir demokrasi getireceğine inanıyoruz ne de İran molla rejiminin bir demokratik karaktere dönüşeceğine inanıyoruz. Tavrımız oradaki Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin ve kadınların safıdır. İçerden büyüyen demokrasi mücadelesinin, halkların özgürlük mücadelesinin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)