| Konu: | Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ve Adalet Bakanı yapılmasının altında yatan gerçeğe, komisyon raporuna, Türkiye’de yaratılan suni tartışmaya, Özlem Çerçioğlu’na, CHP Erzincan Gençlik Kolları Başkanına ve Cumhurbaşkanının diplomasına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanı Akın Gürlek, nasıl olduysa, AİHM kararlarını anımsadı ve AİHM kararlarını gerekçe göstererek, biraz da Adnan Oktar üzerinden algı yaratarak tutukluların ziyaretçi sayılarını ve avukat görüşmelerini kısıtlamaktan bahsetti ama aslında, Akın Gürlek'in asıl derdinin tutukluların avukatlarıyla görüşme süreleri olmadığını, ziyaretçi trafiği olmadığını, onun asıl derdinin Ekrem İmamoğlu olduğunu çok iyi biliyoruz çünkü hazırladığı iddianame fos çıktı, iddianamenin içine somut delil koyamadı; bu nedenle de savunmayı çökertmek için ve Ekrem İmamoğlu'na diz çöktürebilmek için onu cezaevinde nasıl tecrit edebileceğinin yollarını arıyor. Oysa, avukat ile tutuklunun görüşmesi hem yasamızda hem Anayasa'mızda hem de evrensel hukukta savunmanın temel taşı olması dolayısıyla korunmuş bir haktır, bu hakka hiç kimsenin dokunma haddi de yoktur, hakkı da yoktur.
Akın Gürlek Komisyon raporundan bahsediyor ama aslında Komisyon raporunu eksik okumuş, 6'ncı bölümü okumuş ama 7'nci bölümü hiç okumamış; oysa, 7'nci bölümü biz Akın Gürlek gibiler okusun ve bu yanlışlardan dönülsün diye yazdık. Bakın, neler var orada: "Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına eksiksiz uyum." diyoruz. Akın Gürlek, okudunuz mu burayı? AİHM kararlarına uymayan sizsiniz, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan sizsiniz, Enis Berberoğlu kararını tanımayan bizzat Akın Gürlek'in ta kendisi.
Yine, aynı şekilde, bakın, kent uzlaşısından suç yaratan, Türkiye ittifakından suç yaratan, Şişli'de DEM PARTİ'de siyaset yapmış 2 Kürt vatandaşımızı belediye meclisi üyesi yapmayı suç sayan, buradan suç uyduran ve iddianame yazan Akın Gürlek bugün diyor ki: "Terörü kalıcı olarak bitirmek için Meclis bir an evvel geçici ve özel bir yasa yapsın." Evet, Meclis üstüne düşeni yapacaktır ama Adalet Bakanının da bunca hukuku katletmekten artık vazgeçmesi gerekir.
Yine raporda "Tutuksuz yargılama esas olmalı." demişiz. Akın Gürlek İstanbul'da bulabildiği tüm siyasetçileri, seçilmişleri, bürokratları rahatlıkla tutuksuz yargılayabilecekken direkt tutukladı ve şu anda Silivri'de birçok seçilmiş belediye başkanı ve bizim 13'üncü Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu demir parmaklıklar arkasında hukuksuz bir biçimde tutuluyor; Akın Gürlek'in bunlara bakması lazım.
Bakın, aynı şekilde Akın Gürlek şunu da itiraf ediyor: "CHP HSK'ye defalarca şikâyet etti ama artık ben Bakanım." diyor. İşte bu yüzden Bakansın zaten Sayın Akın Gürlek. O zaman da söyledik, öylesine hukuku katlettin ki, öylesine suçlar işledin ki şimdi bir dokunulmazlık zırhına ihtiyaç duyuyorsun. Biz oysa defalarca HSK 1. Dairesine şikâyet ettik, 1. Daire işleme koymadı, tekrar şikâyet ettik ve şimdi HSK Genel Kurulunda Akın Gürlek'in dosyaları var. Bu dosyalar başsavcılık döneminden kalma dosyalar. Şu andaki Bakanlık zırhı onu koruyamaz ama nasıl korunacak? HSK Genel Kurulunun başında da Adalet Bakanı sıfatıyla kendisi oturuyor. Kendi oturduğu koltukta kendisiyle ilgili şikâyetleri değerlendirecek, o yüzden "Bana dokunamazlar." diyor, o yüzden rahat. İşte Akın Gürlek'in Adalet Bakanı yapılmasının altında yatan gerçek de budur.
Değerli arkadaşlar, bakın, günlerdir söylüyoruz, Türkiye'de suni bir tartışma yaratıyorlar ve bu suni tartışma üzerinden o en iyi bildikleri Türkiye'de inananlar-inanmayanlar; laikler-laik olmayanlar tartışması başlatıp siyaset yapmaya çalışıyorlar. Türkiye'yi bölüyorlar, olmayan şeyleri sorunmuş gibi gösteriyorlar ama bakın, korktuğumuz başımıza geliyor; bir okulda zil olarak Selefi andı söyleniyor, bir veli buna itiraz ediyor, itiraz eden veliyi İstanbul'da gecenin bir vaktinde kayınvalidesinin evinden alıyorlar, karakol, karakol gezdiriyorlar, sabah dört sularında Kocaeli'ye getiriyorlar ve tam bir eziyete dönüşüyor. İşte, söylediğimiz bu; söylemeye çalıştığımız, bu milleti bölmeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Emir, lütfen tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Bu milletin dinini yaşamakla ilgili sorunları yok; herkesin, herkesin dinî hassasiyetine saygı göstermesi gerekir ama aynı şekilde, okullarda çocuklara Selefi antları içtirmenin, teneffüs zili yerine bunları kullanmanın Türkiye'deki barışa, Türkiye'deki iklime hizmet etmeyeceğini anlamak için daha ne olması lazım?
Ve bakın, bir örnek daha size: Özlem Çerçioğlu. Özlem Çerçioğlu hakkında ihaleye fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanmadan dava açılmış 2016 yılında. 2016 yılında ihaleye fesat karıştırmaktan ve görevi kötüye kullanmaktan dava açılmış; dava sürmüş, sürmüş, sürmüş, on yıl sürmüş yani burada, bu kişiler yüz yirmi ay beklemişler, yüz yirmi ay dava sürmüş,...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet, Sayın Emir, lütfen tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - ...Özlem Çerçioğlu AKP'ye geçmiş, beş ayda aklanmış. Yani tam bir aklama paklama operasyonu; yüz yirmi ay yargılanmış olmamış, AKP'ye geçmiş, beş ayda beraat etmiş. İşte sizin bağımsız yargınız!
Değerli arkadaşlar, yargıyla ilgili sorunlar bitmiyor. Bizim Erzincan Gençlik Kolları Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun posterini asmış. Bu posteri asmayı suçu ve suçluyu övmek olarak değerlendiriyorlar, gecenin bir vakti alıyorlar ve sorguluyorlar. Ya, bu posterin neresi suç? Ekrem İmamoğlu ne zaman suçlu oldu? Ne zaman mahkûmiyet kararı alındı? Hani Türkiye'de masumiyet karinesi vardı? Böylesine gözü dönmüş Ekrem İmamoğlu düşmanlığı, Ekrem İmamoğlu'nun resmini dahi görünce bacakları titreyen bir yargı; bunu da size teslim ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, sabrınızı zorlamayacağım, bir konu daha var.
BAŞKAN - Evet, teşekkür için mikrofonunuzu açıyorum.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Bir konu daha var Sayın Başkan.
Sayın Cumhurbaşkanının diplomasını ibraz edemediğini üzülerek izliyoruz. Tartışmaları rahatlıkla bitirebilecekken kendisi tavla oynayacak kadar üniversite arkadaşı bulamadığı için, diplomasını ibraz edemediği için, böylesine örnekler ortada dolaştığı için ve bu örnekler üretilirken bunu yapan noterler hakkında cezalandırma yapıldığı için tartışma da bitmiyor Sayın Başkan.
Ve bakın, son derece önemli bir veri daha: Burada diplomanın altını imzaladığı iddia edilen dekan 1981 yılında profesör değil, dekan değil. Tekrar ediyorum: Bakın, buradaki Profesör Ömer Faruk Batırel 1982 yılında profesör olmuş. 1981 yılında ne profesör ne de dekan. Şimdi, bu belge sarih mi, doğru mu, sahte mi? Sayın Cumhurbaşkanı bu tartışmayı bitirebilir; herhâlde bitirecek cesareti yok.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)