GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:64
Tarih:25.02.2026

MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 13'üncü maddede grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde bugün itibarıyla 50 millî park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı ve 136 sulak alan gibi muhteşem, muazzam bir biyoçeşitlilik var. Tabii, millî parkları konuşuyoruz ancak biliyorsunuz, Uzungöl Tabiat Parkı... Şimdi, ben size Uzungöl diyeyim, siz bunun üzerine denetlemeyi, yapılaşmayı, oradaki kirliliği, oranın değerinin bilinmemesini, her türlü şeyi anlayabilirsiniz. Dolayısıyla, şimdi millî parkları konuşurken acaba bu gelen kanunla beraber gerçekten bizim bu varlıklarımız korunmak üzere mi bir niyetle ortaya çıkıyor yoksa bunun arkasında başka şeyler olabilir mi? Yani deveye sormuşlar: "Yolun yokuşunu mu seversin inişini mi?" demişler, o da demiş ki: "Bu yolun düzü yok mu?" Şimdi, bir taraftan denetleme adı altında bazı adımlar atacaksınız, orada her türlü yapılaşmanın mahkeme kararı olmadan istediğiniz gibi yıkılmasına zemin hazırlayacaksınız ama diğer taraftan bunu hızlı karar almak adına yaptığınızı ifade edip koruduğunuzu iddia edeceksiniz. Ayrıca, değerli arkadaşlar, şöyle bir hedef konuluyor yani 70 milyon turiste ulaşmak gibi bir hedef var. Şimdi burada şu soru akla geliyor: Acaba millî parklara bu tür kanunlarla beraber 70 milyona ulaşmak adına yapılacak girişimler sadece turist sayısına ulaşmak gibi bir hedefin gerçekleşmesini mi hedefliyor yoksa buraların korunması öncelikli olacak?

Kanun teklifinin bütününe bir mantık yayılmış, o mantıkta diyor ki: "Doğa turizmi potansiyelinin artırılması, korunan alan koridorlarının oluşturulması." Şimdi, peki, burası bir ekolojik sığınak mı olacak, yoksa olduğu gibi, doğal şekliyle korunarak gerçek manada geleceğe mi taşınacak? Ayrıca 1983 yılında çıkan kanuna atıf yapılıyor, o yapılan atfa göre de deniyor ki: "Koruma ve kullanma" Şimdi, o koruma ve kullanma mantığı yani aslında 83'te çıkan mantıkta mutlak koruma diye bir mantık var ama şimdi, sanki o koruma mantığının ötesinde, 70 milyon hedefi gibi rakamlarla beraber kullanma daha çok belirleyici olmuş. Biraz önce de bir vekil arkadaşımız ifade etti, kırk dokuz yıl, doksan dokuz yıl. "Bunu biz getirmedik, 83'te vardı." deniyor, doğru. Peki, 83'te oraları işletenlere verilen yetkiler ile bugünkü verilen yetkiler arasında fark var mı? İşte, asıl problem burada. Ne var mesela? Yapılaşma, altyapı, sınırsız bir şekilde yetki kullanımı, bütün bunlar aslında o kırk dokuz ve doksan dokuzu daha felaket hâle getiriyor. Ayrıca, değerli arkadaşlar, yasa metninde iki tane kavram var. Bu kavramlar zaruret ve kamu yararı kavramları. Bu ikisi aslında bir sığınak. Neyin sığınağı biliyor musunuz? Herhangi bir şekilde o bölgeyle ilgili bir tasarrufta mı bulunacaksınız? "Kamu yararı" deyin, toplumu susturun; "zaruret" deyin, toplumu susturun. Sonra, oradan gelen itirazları ötekileştirin, ötekileştirdikten sonra da zaten istediğinizi alın, istediğinizi satın, hiç kimse bir şey soramaz. Bu doğru değil, bu anlaşılabilir değil arkadaşlar. Ayrıca şunu da ifade edeyim: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne bazı muafiyetler tanınıyor burada, işte harç muafiyeti, işte tapu-kadastro muafiyeti gibi. Yani ilk etapta kamu kuruluşu kendi içerisinde bunu bir diğer kamu kuruluşunun daha rahat çalışması için sanki ona bir alan açıyor gibi görülse de aslında bir anlamda da eşitsizliği beraberinde getirecek. Yani orada o Doğa Koruma Genel Müdürlüğünün kendisine açtığı alanla birlikte aslında daha çok bir bütçe dengesinin bozulması, rekabette eşitliğin ortadan kalkması gibi sonuçları da beraberinde getirebilir diyorum.

Her zaman söylediğimiz şeyi üzerimize düşen sorumluluk olarak bir kere daha ifade ediyorum arkadaşlar: Hız her zaman doğru sonuç getirmez, hız felaket getirir. Bu Millî Parklar Kanunu içerisinde de hız var ve hız -Allah korusun- doğamızı, çevremizi, her bir şeyimizi felakete sürükler diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)