GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:63
Tarih:24.02.2026

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gazeteci Alican Uludağ'ın tutuklanmış olması yargıdaki çürümüşlüğü apaçık ortaya koyan ve basın özgürlüğünün nasıl yerle bir edildiğini açıkça ifade eden, gösteren bir sonuç olmuştur. Gecenin bir vakti çocuklarının gözü önünde 30'a yakın polisle çocuklarının gözyaşı içerisinde evi de arayarak -evde ne aradıkları da belli değil- tutukladılar ve İstanbul'a götürdüler. Bir an için Alican Uludağ'ın suç işlemiş olduğunu varsaysanız dahi suç Ankara'da işlenmiştir. "Cumhurbaşkanına hakaret ettin." deniyor "Yanıltıcı bilgiyi alenen yaydın." deniyor "Yargıyı küçük düşürdün." deniyor. E, bütün bu işlemler gazetecilik Ankara'da olduğuna göre Ankara'da yapılmıştır. Öyleyse İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının buradaki yetki gasbı nedendir? Niye ısrarla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmiştir? Niye Alican Uludağ şu anda İstanbul'da yargılanmaktadır ve Silivri cezaevindedir? Biliyor musunuz ki Alican Uludağ'ın bir eşi ve iki çocuğu var ve o iki çocuğunun ve eşinin onu ziyaret etmesi bile son derece güçtür. Amaç eziyet etmektir, amaç diz çöktürmektir, amaç sindirmek, susturmaktır, amaç Alican Uludağ gibi onurlu, gerçek gazetecilere gözdağı vermektir. Bakın, Alican Uludağ için soruşturma izni istiyorlar Adalet Bakanlığından. Tabii, zamanın İstanbul Başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı güya Türkiye başsavcısı olan Akın Gürlek bir günde yetki veriyor, bir günde "Soruşturabilirsiniz, yargılayabilirsiniz." diyor. İşte, bu operasyonun siyasi olduğunun ve içerisinde hukuk olmadığının açık kanıtı da buradadır. Bakın, elimde Alican Uludağ'ın dosyası var, ona sorulan sorular var, atılı suçlar var; 20'nin üzerinde paylaşım bulmuşlar. Niye biliyor musunuz? İçinde suç unsuru olmadığı için, içinde suç unsuru olsa, gerçekten bir aşağılama, gerçekten bir küçük düşürme olsa 1 tane paylaşım yeter ama bulamadıkları için 20 paylaşım göstermişler, dosyaya koymuşlar. Ben bir kez de birkaçını buradan okumak istiyorum, içinizde vicdanı olanlar dinlesin, burada bir suç unsuru var mı, yok mu karar versin. Bakın, demiş ki 28 Ocakta: "Hatta Erdoğan, iktidar sürsün diye devlet içerisinde oluşan derebeyliklere göz yummak zorunda bile kalıyor." Doğru. "Halk desteğini yitiren Erdoğan, devlet mekanizmalarını vesayetçi bir anlayışla halka karşı kullanarak iktidarda kalma çabasında." Doğru. 31 Mayısta "Sandıkta kaybettiği yerel iktidarı yargı eliyle geri almaya çalışıyor, işte bu kadar demokrat." diyor, doğru. "Silivri, Erdoğan rejiminin simge mekânı olmuştur." diyor; yanlış mı arkadaşlar, yanlış mı? Şimdi, Silivri'ye Alican Uludağ'ı koyuyorsunuz ve bunu da Komisyonda güya "Demokratikleşelim, basın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıralım." dediğiniz gün -siz dediniz, hep birlikte dedik- yapıyorsunuz. Bunca pespayeliği, bunca antidemokratik tutumu; gazetecilerin, düşünürlerin, siyasetçilerin, belediye başkanlarının böylesine Silivri üzerinden terbiye edilmesini asla kabul etmedik, asla kabul etmeyeceğiz; bunu da böyle bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Alican Uludağ'ın haberlerinden biri, devamını getiriyorum: IŞİD sevginiz hiç bitmedi, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 6 IŞİD'liyi geçen yıl gecenin bir vakti serbest bıraktı, "Hayır!" diyemediniz, gecenin bir vakti serbest bıraktı ve "Hayır!" diyemediniz. Daha IŞİD'liler geçen ay Yalova'da 3 polisimizi şehit ettiler.

Şimdi, anlıyoruz ki Kuzey Irak'ta bizim Büyükelçimizle bir görüşme var ve oradaki IŞİD'lileri Türkiye'ye geri alma durumu var. O hâlde, buradan soruyoruz, ivedilikle cevap bekliyoruz: Bu IŞİD'liler kimdir, yargılanmış mıdır, Türk vatandaşı mıdır, Suriye'ye nasıl geçmiştir, hangi suçlara karışmıştır, Türkiye'deki ortakları kimlerdir, onların Suriye'ye geçişine kimler destek olmuştur? Bunların hepsinin ortaya çıkması lazım. Kaç IŞİD'liyi alıyorsunuz, alınca ne yapacaksınız? Bu sorunun cevabını mutlaka vermek zorundasınız.

Değerli arkadaşlar, bir Millî Eğitim Bakanımız var yani rahatlıkla söyleyebiliriz ki gelmiş geçmiş en kötü Millî Eğitim Bakanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Emir, lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Eğer, size bir karne verseydik ki milletimiz her seçimde size bir karne veriyor, son seçimde de size zayıf bir karne verdi.

Bakın, Yusuf Tekin'den kötüsü yok ve Yusuf Tekin, millî eğitimi, sınıfları tarikatlara, cemaatlere sonuna kadar açtı ve millî eğitimi çağ dışı bir anlayışla yönetmeye çalışıyor, kendi beyninin arkasındaki ideolojik saplantılarını çocuklarımıza zerk etme gayretinde ve en son olarak da çocukları etiketleme -oruç tutan, tutmayan; eve gidince iftar yapan, yapmayan; annesi oruç tutan, tutmayan; bunun üzerinden- gayretinde. Bunu çocuklarımız üzerinden yapmayın, bu ihaneti yapmayın, çocukları etiketlemeyin; bunun dinle, dindarlıkla, din eğitimiyle hiçbir ilgisi yok.

Bakın, bir de kendisi bizim Genel Başkanımıza dil uzatıyor. Ben buradan ona söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Emir, lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.

Yusuf Tekin, senin miden geniş olduğu için hülle yoluyla profesörlüğü kabul ettin, senin miden geniş olduğu için MESEM'ler üzerinden tarikatları, cemaatleri okullara soktun, senin miden geniş olduğu için ÇEDES üzerinden çocuklarımızı iş cinayetlerine kurban ediyorsun, senin miden geniş olduğu için çocuklarımız bir öğün yemek bulamıyorlar, senin miden geniş olduğu için bir ay içerisinde aç olmasına rağmen yemek alamayan çocuk sayımız OECD ortalamalarının neredeyse üç katı, beş katı. Böyle bir Millî Eğitim Bakanı utanacağına, üzüleceğine, sıkılacağına... Hâlâ 1 milyon atanmamış öğretmen var, midesi geniş olduğu için hâlâ 10 bin öğretmen alıyor, onları da mülakatla alıyor. Böyle bir Millî Eğitim Bakanı bir de bizim Genel Başkanımıza dil uzatacak, hadi oradan! (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, son olarak kısaca ifade etmeliyiz ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Emir, teşekkür için açıyorum.

Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum, bir dakika Sayın Başkan.

...Türk Dışişlerinin Amerika, Trump söz konusu olduğundaki sessizliğini ve çaresizliğini asla kabul etmiyoruz. Amerika'nın İsrail Büyükelçisi "Fırat'tan Nil'e kadar topraklar vadedilmiştir, alacağız." diyecek, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir yetkilisi bu kişiye haddini bildirmeyecek. Bunun bir tek sebebi var: Trump'a mahkûmsunuz, Trump'tan gidiyorsunuz, meşruiyet istiyorsunuz, ondan aldığınız meşruiyet dolayısıyla da sessiz kalıyorsunuz, suskun kalıyorsunuz. Trump'ın Gazze şeridini turizm merkezine çevirmesine ses çıkarmadığınız gibi dünyanın reddettiği Barış Kuruluna yani Filistinlilerin dışlandığı Barış Kuruluna kendisi gidemediği için Hakan Fidan'ı gönderen bir Cumhurbaşkanımız var. Bu sessizlik Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Son cümle Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Emir, son sözlerinizi alalım.

MURAT EMİR (Ankara) - Gazze meselesinde, Filistin mücadelesinde, Gazze şeridinin turizme açılmasına ve Amerikan İsrail Büyükelçisi'nin küstahlığına cevap vermelisiniz, bu sessizlik Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmamaktadır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)