| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 62 |
| Tarih: | 18.02.2026 |
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 4'üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Ülkemiz coğrafik ve ekolojik farklılığının sonucu olarak çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Tüm Avrupa kıtasında 15.535 bitki türü bulunurken sadece Anadolu'da 3 binden fazlası endemik olmak üzere toplamda 12.141 bitki türü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, ülkemizde 4 bini endemik, 19 bin omurgasız, 1.500 omurgalı canlı türüne de ev sahipliği yapmaktadır. Tüm bu zengin biyoçeşitliliğiyle ülkemiz küçük bir kıta niteliği taşımaktadır. Bu çeşitliliğe sahip olmak kadar onu korumak ve geleceğe taşımak da çok önemlidir. Ancak endemik türlerimiz büyük bir biyokaçakçılık tehdidiyle karşı karşıyadır. Biyokaçakçılık, endemik türlerin ve genetik çeşitliliğin yüksek olduğu alanlarda canlıların ve onlara ait parçaların yetkili makamlardan izin almadan toplanarak yurt dışına kaçırma girişimleridir. Ülkemiz genetik türler bakımından dünyanın sayılı biyoçeşitlilik alanlarından biri durumundadır. Bu sebeple küresel biyokorsanlar açısından hedef konumundadır.
Türkiye'nin mevcut zenginliği tehdit altında olmasına rağmen ülkemizde bu zenginliği koruyacak kanun ve mevzuat konusunda ciddi eksiklikler vardır. Buna ek olarak, biyokaçakçılıkla ilgili yeterli bilinç düzeyi ve donanımın da eksikliği açıktır. Akdeniz ve Yakın Doğu gen merkezinin kesişim noktasındayız. Dolayısıyla eksiklerin giderilmesi ve biyoçeşitliliğin korunması büyük önem arz etmektedir. Canlının kaçırılmasının yerine herhangi bir doku parçası veya kanının bile kaçınılması moleküler düzeyde yapılacak çalışmalar için yeterli olmaktadır. Bu sebeple biyokaçakçılığın tespiti ve mücadelesi çok zordur. Yapılan araştırmalar uluslararası kaçakçılık sıralamasında biyokaçakçılığın, uyuşturucu ve silah kaçakçılığından sonra 3'üncü sırada olduğunu göstermektedir. Biyokaçakçılıkta küresel pazarın en az 25-30 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizden en çok soğanlı ve yumrulu bitkiler, kardelen, orkide gibi bitkilerin yanında balık, kelebek, sürüngen türleri gibi canlıların da kaçırıldığı bilinmektedir. Ülkemizde biyokaçakçılıkla mücadele, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülmekte, Biyolojik Çeşitlilik Daire Başkanlığının alanına girmektedir. Bu alanda doğrudan bir teşkilatlanma yoktur. DKMP bölge müdürlükleri, illerde şube müdürlükleri, ilçelerde orman işletme şeflikleri biyokaçakçılık konusunda tespit ve idari yaptırım kararı almaya yetkilidir. Bu kamu kurum, kuruluşlarının uzmanlıkları ve mevcut iş yükleri eklendiğinde biyokaçakçılıkla etkin mücadele yürütülemediği açık şekilde görülmektedir.
Sayın milletvekilleri, Bakanlığın verilerine göre 2007 yılından 2024 yılının sonuna kadar 95 kaçakçılık vakası engellenmiş, 23 farklı ülkeden 173 kaçakçılık şüphelisine idari para cezası verilmiş, bu cezaların toplamı 41,5 milyon TL yani 25-30 milyar dolar pazarı olan bir yasa dışı ticaretin Türkiye'de on yedi senede sadece 95 kaçakçılık vakası mı oldu? Bu da demek oluyor ki tespit edilemeyen ve sürekliliği olan yasa dışı bir ticaret söz konusu.
Ülkemizin hazinelerinin böylesine hiç edilmesine göz yummamamız gerekiyor çünkü ulaşabildiğim hiçbir açık kaynakta adli ceza verildiğine rastlamadım. Bu konuda caydırıcı önlemler alınmazsa yavaş yavaş türlerimiz yok olmaya mahkûm olacaktır. Bu caydırıcılığı artırmak için alınacak ilk önlem Bakanlık bünyesinde biyokaçakçılıkla mücadele birimi kurulması olmalıdır, en önemli hususlardan biri de bu alanda nitelikli uzmanların yetiştirilmesidir. Bu uzmanlar sadece arazide değil bütün gümrüklerde görev yapabilme kabiliyetinde olmalıdır. Ayrıyeten, biyoçeşitliliğimizin tanımlanması ve patentlenmesi amacıyla ulusal doğa müzesi ve biyoçeşitlilik merkezi kurma çalışmaları yapılmalıdır.
Bu bağlamdan hareketle, mevcut tespitlerimin ve çözüm önerilerimin dikkate alınmasını talep ediyorum.
Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)