GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:61
Tarih:17.02.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin birinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve bizleri ekranları başında takip eden saygıdeğer vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun getirme usulünü artık eleştirmekten biz bıktık çünkü eleştirdiğimiz şey istisna değil AK PARTİ döneminde kural hâline gelmiştir. Torba yasa anlayışıyla paydaşsız, bilimsiz, meslek odasız, sivil toplumsuz metinleri getirip Genel Kurula ve dolayısıyla millete dayatmaktasınız. Biz her seferinde aynı uyarıları yapmak zorunda kalıyor, siz her seferinde aynı hoyratlığı "acele" diyerek tekrarlıyorsunuz. Bugün de karşımızda yine aynı zihniyetin ürünü vardır. Bu teklifin başlığında "Milli Parklar" yazıyor, millî diyoruz; peki, soruyorum: Millî parkı millî yapan nedir? O parkın ağacıdır, suyudur, toprağı ve yaban hayatıdır yani o coğrafyanın hafızasıdır, milletimizin ve insanlığın ortak mirasıdır. Millî park dediğimiz yer bir partinin, bir zümrenin, bir şirketin, bir müteahhidin tasarruf alanı değildir; millî park milletindir ve millî olanın ilk şartı da korumaktır. Fakat siz "millî" kelimesini tabelada seviyor, iş icraata gelince millî olana da onu korumaya da mesafe koyuyorsunuz. O sebeple, bu teklif millî parkları korumuyor, ne yazık ki soyguna kapı aralıyor. Üstelik "kamu yararı" ve "zaruret" gibi ucu açık, sınırları belirsiz ifadelerle önce kelimeleri muğlaklaştırmakta, sonra doğayı sessizce teslim almaktasınız, talanı da böylece başlatmış oluyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ'nin "yerli ve millî" diye pazarladığı şeyin, memleketin taşına toprağına geldiğinde nasıl buharlaştığını hep birlikte görüyoruz. Yerlilik ve millîlik söylemi millî parkların kapısına kadar geliyor ancak orada, kapının önünde duruyor; içeriğe girince işlettirme, devretme, izin verme, tesis yapma başlıyor.

Yerlilik ve millîlik milletin yeşilini sermayeye açmakla değil, milletin doğal mirasını korumakla ölçülür. Bakın, milliyetçilik nutukla olmaz, milliyetçilik bayrağı diline dolamakla olmaz; milliyetçilik bu ülkenin suyunu, ormanını, dağına taşına sinmiş hayatı korumakla olur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Çünkü vatan dediğimiz şey yalnızca sınır çizgisi değildir; vatan toprağın bereketidir, suyun temizliğidir, ormanın nefesidir, yaban hayatının dengesidir; millî parklar da bu vatanın en kıymetli ve en millî parçalarıdır.

Değerli milletvekilleri, şimdi maddelere tek tek bakalım. 5'inci maddeyle, millî park ve tabiat parklarında kamu yararı iddiasıyla turistik amaçlı bina ve tesislerin yapılmasının önünü açmak istiyorsunuz; yetmiyor, enerji nakil hatları, petrol, doğal gaz boru hatları, haberleşme ve altyapı tesisleri gibi projelere yine, kamu yararı ve zaruret diyerek özel kişiler lehine izin veriyorsunuz. Dahası da var, içme suyu temini gerekçesiyle aciliyet göstererek, korunan alanların temel güvencesi olan uzun devreli gelişme planı şartını kaldıracaksınız. Bu, planlamayı tersine çevirmektir. Bu "önce yap, sonra plana uydur" anlayışıdır. Bu anlayış AK PARTİ'nin memlekete bıraktığı en ağır miraslardan biridir. Önce kazma girer, sonra mevzuatla ayarlanır; önce tahribat olur, sonra meşrulaştırma gelir. Üstelik bu "kamu yararı" kavramı idarenin keyfî yorumuyla genişletilmeye son derece müsaittir. Bugün "zaruret" dersiniz, yarın "yatırım" diye alıştırırsınız, öbür gün "turizm" diye normalleştirirsiniz, "millî park" dediğimiz yerleri de böylece şantiyeye dönüştürmüş olursunuz.

6'ncı maddeyle koruma, yönetim, işletme, işlettirme, tanıtım, eğlenme, dinlenme hizmetleri için gerekli altyapı, üst yapı tesislerinin hepsi Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü eliyle yapılacak, yaptırılacak, işletilecek ve işlettirilecektir yani burada yetkiyi tek elde topluyorsunuz, bu maddede korunan alanların kaderini tek bir merkezin insafına bırakıyorsunuz. Denge-denetim yok, şeffaflık yok, hesap verme yok; devleti devamlı kurumlar düzeni olmaktan çıkarıp tek imzaya, tek takdire, tek keyfiyete indirgemeye çalışıyorsunuz. Kaldı ki "millî park" dediğiniz yer şirket mantığıyla işletilecek bir yer de değildir, bilimle korunacak, kamu adına yönetilecek millî bir emanettir. Bu yetki yoğunlaşması "koruma" adı altında ticarileştirmenin, "hizmet" adı altında peşkeşin önünü açacaktır. Bizim itirazımız tam da budur, kanun kalkanını indirip korunan alanları siyasi konjonktürünüzün anlık tercihlerine açık hâle getiriyorsunuz.

Şimdi, 15'inci maddeye gelelim. Burada "yazılı ve/veya sözlü sınav" diyerek mülakat kapısını aralamaktasınız. Bu ülkede mülakatın neye dönüştüğünü hepimiz biliyoruz. Liyakati değil, torpili büyüten bir mekanizma hâline gelen bu sisteme karşıyız. İYİ PARTİ olarak diyoruz ki: Eğer denetim elemanı alınacaksa bu iş "ve/veya"yla muğlak bırakılmasın, hem yazılı hem sözlü şartı netleşsin, ölçülebilir olsun, keyfîliğin kapısı kapansın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifi koruma ilkesini işletme ve tesis mantığına kurban etmektedir. Rantın olduğu yerde ekolojik denge geri plana itilmektedir. Sadece küçük bir tesis diye başlayan iş koca bir yapılaşma düzenine dönüşmektedir. AK PARTİ iktidarına sesleniyorum: Ormanları talan ettiniz, meraları baskıladınız, kıyıları parsel parsel ettiniz, şimdi gözlerinizi millî parklara, tabiat parklarına, sulak alanlara dikiyorsunuz. Bu, bir kalkınma politikası değildir; bu, sizin talan ve rant düzeninizdir. Bizim itirazımız nettir, millî parklar milletindir, yandaşa işletme sahası değildir. Yerli ve millîlik nutukla değil, bu doğal mirası koruyarak ispat edilir. Planı kaldırıp "Önce yap, sonra uydur." demek memlekete karşı sorumsuzluktur. Yetkiyi tek elde toplayıp denetimi zayıflatmak talanın önünü açmaktır. Bizim duruşumuz, vatanımızın suyunu, ormanını, dağını, taşını korumayı da namus meselesi saymaktadır. Millî parklarımızı, tabiat parklarımızı, sulak alanlarımızı yapılaşma ve işletmecilik baskısına açan bu yaklaşımı reddediyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığını da Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünü de "millî" kelimesinin hakkını vermeye; şeffaf, bilimsel, denetlenebilir ve gerçekten korumacı bir düzen kurmaya davet ediyor ve İYİ Parti olarak yüce Meclisi rantın değil, milletin; talanın değil, tabiatın; günübirlik çıkarların değil, gelecek nesillerin yanında durmaya çağırıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)