| Konu: | Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 61 |
| Tarih: | 17.02.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda bu kanun görüşüldü ama tali komisyonlarda ise -Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Çevre; Plan ve Bütçe Komisyonlarında- görüşülmedi. Ülkemizde bugün itibarıyla 50 millî park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı ve 136 sulak alan gibi muazzam bir biyoçeşitlilik envanteri bulunurken teklifin gerekçesinde yer alan ziyaretçi sayısının yıllık 70 milyona ulaşması verisi, koruma ihtiyacından ziyade bir işletme mantığını göstermektedir.
Kanun teklifinin bütününe yayılan "doğa turizmi potansiyelinin artırılması" ve "korunan alan koridorlarının oluşturulması" gibi ifadeler aslında millî parkları ekolojik birer sığınak olmaktan çıkarıp ekonomik birer gelir kapısına dönüştürmenin bir vasıtası ve niyetidir.
Kanun teklifinde bulunan "zaruret" ve "kamu yararı" ifadeleri, büyük enerji projelerinin ve endüstriyel tesislerin millî parklar üzerine etkisine hukuki bir zemin hazırlamaktadır. Teklifte getirilen özerk mali yapı bu alanları bütçe disiplini ve Sayıştay denetimi dışına çıkararak -bir daha söylüyorum, mali bütçe disiplini ve Sayıştay denetimi dışına çıkararak- şeffaflığı tamamen yok etme riski taşımaktadır. Ne istiyorsunuz bu Sayıştaydan, neden Sayıştay denetiminden kaçıyorsunuz? Hemen hemen her vakıfta getirdiniz; buradaki ofislerde, vakıflarda veyahut da bu tür kanunlarda sürekli olarak Sayıştay denetiminden kaçmaya çalışıyorsunuz. Teklif, bu hâliyle Millî Parkların mülkiyet ve yönetim yetkisini fiilen sermayeye terk eden bir yönetim modeli öngörmektedir. Teklifle getirilen yaban hayatına dair af ve ceza artışı çelişki içermekte olup kaçak avcı kitlesini affetmek hem kurallara uyan vatandaşa haksızlıktır hem de suçta caydırıcılık ilkesini yok etmektedir. Artırılan cezalar liyakatli teknik personel yerine idari memur ağırlıklı bir kadrolaşmaya gidilmesi sebebiyle sahada karşılık bulamayacak, millî parklar kaçak avcının ve talanın insafına terk edilecektir.
Kanun teklifi detaylı incelendiğinde, mevcut maddelerle personel seçiminden mali yönetime, yargısal denetimden mülkiyet haklarına kadar her alanda liyakati ve hukuku dışlayarak Millî Parkların yönetim yetkisini fiilen sermayeye teslim eden bir talan modelidir.
Mevcut düzende kaçak yapıların yıkımı için mahkeme kararı aranırken teklifin 7'nci maddesiyle bu güvencenin kaldırılarak tüm yetkinin hiçbir karar alınmaksızın "derhâl yıkım" veya "ihtiyaç hâlinde değerlendirilmesi" adı altında idareye devredilmesi Anayasa’nın 2'nci maddesindeki "hukuk devleti" ve 35'inci maddesindeki "mülkiyet hakkı" ilkeleriyle açıkça çelişmektedir. Yargı kararı olmaksızın idareye tanınan bu kontrolsüz imha yetkisi hukuk devleti güvencesini sarsan bir idari keyfiyeti kapsamaktadır.
Personel seçiminde kullanılan alan kılavuzu veya av ve doğa memuru görevlerine dair yetkilendirme kriterlerinin kanunla değil yönetmelikle belirlenmesi ise aynı konuya ilişkin daha önce verilen Anayasa Mahkemesi kararında eleştirilen ve iptal gerekçesi olan hususlar göz ardı edilmek suretiyle yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini zedelemekte, liyakat yerine keyfî kadrolaşmanın önünü açmaktadır maalesef.
Ayrıca, kanun teklifiyle, Atatürk Orman Çiftliği örneğinde olduğu gibi ve yaşandığı gibi Danıştayın iptal kararlarına rağmen "kamu hizmeti yapılan yapılar" adı altında yapılan tahsisler yargı kararlarını etkisiz kılma çabasının en hazin örneğidir. Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin Medipol Üniversitesi veya TÜRK-İŞ gibi kurumlara tahsis edilmesi süreci şimdi Millî Parklar düzeyinde sistematik hâle getirilmek istenmektedir. Muğla Akbelen'de zeytinliklerin sökülmesi ve Kaz Dağları'ndaki yeşil alan katliamı bu teklifin arkasındaki ranta geçit veren zihniyetin açıkça göstergesidir.
Teklifin yaban hayatına dair getirdiği bir sefere mahsus af ve ceza artışı ikilemi çevre suçlarıyla mücadelede samimiyetten uzak bir yaklaşımdır.
Mali saydamlık ve denetim açısından teklif, Anayasa’nın 161'inci maddesinde düzenlenen bütçe birliği hakkını açıkça ihlal etmektedir. Döner sermaye gelirlerinden pay kullanma yetkisinin genel bütçe disiplini dışına çıkarılarak idarenin tek taraflı tasarrufuna bırakılması kamu gelirlerinin denetimsiz bir biçimde "işletme gideri" adı altında yapılaşma projelerine aktarılmasına olanak sağlamaktadır. Millî parklarımızın korunması için harcanması gereken kaynaklar bizzat bu alanları ticarileştiren projelerin finansmanına dönüşme riski taşımaktadır. Bilim temelli yönetim planları yerine turizm ve rant odaklı yatırım modellerinin dayatılması Türkiye'nin biyolojik güvenliğini ve ekolojik bekasını doğrudan tehdit etmektedir.
Düzenlemeyle Millî Parklar "zaruret ve kamu yararı" açıklamaları adı altında enerji hatlarından petrol tesislerine kadar her türlü müdahaleye açık hâle getirilmekte, özerk mali yapısıyla denetimden uzaklaşan bu alanlar doğal mirasımız olmaktan çıkarılıp sermayenin mülkiyetine fiilen terk edilebilir bir statüye çevrilmek istenmektedir.
Teklifteki maddeler dikkate alındığında, 3'üncü maddeyle Anayasa Mahkemesinin açık iptal gerekçelerine rağmen alan kılavuzluğu sisteminin yeniden getirilmesi kanunilik ve belirlilik ilkelerini yok sayarak idareye sınırsız takdir alanı açmaktadır; bu yaklaşım, hem çalışma özgürlüğünü hem de hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.
Teklifin 4'üncü maddesinde planlama yetkilerinin tek elde toplanması koruma kararlarını hukuki güvenceden çıkarıp idari keyfiyete bırakmakta, doğa koruma yerine yatırım odaklı bir anlayışı güçlendirmektedir. Yasama yetkisinin yönetmeliklere devredilmesi anayasal açıdan sakıncalar ifade etmektedir.
Teklifin sakıncalı maddelerinden biri olan 5'inci madde ise korunan alanlarda uzun süreli tahsis ve yatırım izinlerinin kolaylaştırılması, millî parkları fiilen ticari kullanım alanına dönüştürme riski taşımaktadır. Plan şartının acil durumlar gerekçesiyle değiştirilmesi koruma statüsünü anlamsızlaştırmaktadır.
Teklifin 6'ncı maddesiyle, ekonomik öncelikleri öne çıkaran bu düzenlemeyle doğa koruma rejimini zayıflatarak ölçülülük ve belirlilik ilkelerini ihlale sebebiyet verebilecektir. Kanunda açık sınırlar çizilmeden yürütmeye geniş alan tanınması çevre hukukuyla da bağdaşmamaktadır.
Kanunundaki 7'nci madde ise yargı denetimi beklenmeden yıkım yapılabilmesine imkân tanınması hâlinde mülkiyet hakkı ve etkili başvuru güvencesini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Bu durum hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Açıkça Anayasa'ya aykırı olan bir madde de 8'inci madde olup personelin yetki ve sorumluluklarının yönetmeliklere bırakılması yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de çelişmektedir ve aykırıdır.
9'uncu madde kapsamında ise yürütmeye tanınan sınırsız mali takdir alanı doğa koruma politikalarını kamu hizmeti olmaktan çıkarıp gelir odaklı kapalı bir yapıya dönüştürme riski taşımaktadır.
Teklifin 10'uncu maddesi, Genel Müdürlüğe merkezî bütçe dışında gelir yaratma yetkisi verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına dolaylı biçimde aykırıdır. Cezaların gelir kalemine dönüştürülmesi ise kamu yararı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Kanun teklifinin diğer sakıncalı maddeleri ise 16'ncı madde olup geçici madde 4'le getirilen düzenleme, kamu taşınmazlarından elde edilen gelirlerin bütçe sistemi dışında yönetilmesine olanak tanınması doğa koruma fonksiyonunun ekonomik amaçlara tabi hâle gelmesi ve yasama denetiminin zayıflaması bakımından riskler içermektedir.
Teklifin 24'üncü maddesi her ne kadar aynı fiillerin tekrarı hâlinde bir daha avcılık belgesi verilmemesi hükmünü içermekte ise de mükerrer fiillerle kanunu defalarca ihlal eden kişilere verilen avcılıktan daimî men cezasının sadece iki yıl süreyle belge verilmemesi gibi sembolik bir yaptırıma dönüştürüldüğü aşikârdır. Dolayısıyla bu düzenleme yasa dışı avcılığı alışkanlık hâline getirmiş kişileri korumayı amaçlamaktadır ki burada süreyi uzatmak adına bir değişiklik önergesi verdik, inşallah değerlendirirsiniz.
Teklifin 25'inci maddesiyle avcılık belgesi iptal edilen kişilere yeniden belge verilmesi caydırıcılığı ortadan kaldıran örtülü bir af niteliği taşımaktadır. Belirsiz kriterler idari keyfiyet ve eşitsizlik riskini arttırmaktadır. Teklifteki hukuksuzluk ve kanun tanımazlığın göstergesi kendi içinde barındırdığı açık çelişkidir.
Teklifin 22'nci ve 23'üncü maddeleriyle, yasak bölgelerde avlananlara ve belgesiz avcılara verilen cezalar artırılarak kamuoyuna "Doğa korunuyor." görüntüsü verilmeye çalışılmaktadır ancak hemen ardından gelen 24'üncü ve 25'inci maddelerle en ağır ihlalleri gerçekleştirenlere af yolu açılmaktadır. Bir düzenleme aynı anda hem caydırıcılığı artırdığını iddia edip hem de en vahim fiilleri işleyenleri ödüllendirir gibi bir sonuç doğuramaz. Bu, çelişkidir, kendi içerisinde çok ciddi bir tenakuzdur. Bu yaklaşım, doğayı koruma iddiasını afaki bir hamasete dönüştürmektedir. Anayasa’nın "Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz." hükmünü hiçe sayan bu teklif mülkiyet haklarını, yargı denetimini ve çevresel güvenceleri zayıflatarak toplumsal bir ekolojik iflasa zemin hazırlamaktadır. Bu teklifin mevcut hâliyle yasalaşması -ki yasalaşacak ve Anayasa Mahkemesine de gönderilecek, gidecek- Türkiye'nin en nadir doğal zenginliklerinin telafisi imkânsız bir talan süreciyle yok edilmesi anlamına gelecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Doğayı korunacak bir emanet değil tüketilecek bir rant alanı olarak gören bir zihniyet hem Anayasa önünde hem de gelecek kuşakların vicdanında mahkûm olmaya mahkûmdur ve mutlaka ki mahkûm edilecektir.
Değerli milletvekilleri, son söz olarak şunu söylemek isterim: Bu yasa bir paket hâlinde gelmiş ve çoğu milletvekillerinin de bu yasadan haberi yok. Maddeleri sorsam şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine, 26'ncı madde ne diyor desem, inan söyleyemezler çünkü bu kanun okunmadan geliniyor buraya. Hatta bu kanun dayatılıyor Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kararları da tekrar gelip bize dayatıyorsunuz burada. Geçer bunlar, evet geçer, Anayasa Mahkemesi de bunu iptal eder. Sonra onu da dolanırsınız, onu da delersiniz, Anayasa Mahkemesi kararlarına da uymazsınız ama bir gün uyacağınız bir karar olacak; millet iradesi kararı. O gün de seçimi kazanmak değil seçimi kaybettikten sonra gidebilmek demokrasidir, gidebilmek erdemdir. Onu da hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz diyoruz.
Bu kanuna şimdiden "ret" oyu vereceğimizi deklare ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)