GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: İzmir İktisat Kongresi’nin 103’üncü yıl dönümüne ve gayesine, Alo Adalet hattına, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ve adalete ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:61
Tarih:17.02.2026

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi bir yasama haftası olmasını temenni ediyorum.

Bugün İzmir İktisat Kongresi olarak değerlendirilen ama Türkiye İktisat Kongresi olarak tarihe geçen İktisat Kongresi'nin 103'üncü yıl dönümünü kutluyoruz ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Kâzım Karabekir Paşa'yı -çünkü Divan Başkanıydı kendisi- ve aynı zamanda Maliye Bakanımız Celal Bayar'ı da rahmetle anıyorum.

İzmir İktisat Kongresi'nin gayesi neydi? Tam ikinci Lozan görüşmesinde ara verildiğinde, ihtilaf çıktığı zaman İzmir'de bir iktisat kongresi toplandı. Mustafa Kemal şöyle söylüyordu: "Erzurum Kongresi'nin misyonu ve fonksiyonu neyse bugünkü Birinci İktisat Kongresi'nin misyonu ve fonksiyonu da odur. Artık kılıç zamanı değildir, artık saban zamanıdır ve mutlaka Türkiye'yi de Anadolu topraklarını da kalkındıracağız ve yabancılara da Türkiye'nin kapılarını açacağız ama asla Türkiye'yi onlara talan ettirmeyeceğiz ve de burası bir esir ülkesi değildir." ifadesini kullanmıştı. O günden bugüne Türkiye bazı merhaleler katetti. Elbette ki kalkınması noktasında her iktidarın, her hükûmetin çok ciddi payları vardı ama Sayın Cumhurbaşkanının Amerika Birleşik Devletleri'ne son gittiği zaman Trump'ın tavrını kınadığımızı, Trump'ın tavrının bir manda ülkesine, Amerikan mandasına söylenecek bir laf olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Nedir o? Kendisi dedi ki: "Bundan böyle sıvı gazınızı ve doğal gazınızı Rusya'dan almayacaksınız ve benden alacaksınız." Peki, biz oradan 10 liraya alıyoruz, senden 9 liraya mı alacağız? "Hayır, benden 11 liraya alacaksınız." dedi, daha pahalı alıyoruz ve bu bir mandacılığın göstergesidir, başka bir şey değildir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü de bir kez daha rahmetle anıyorum ve "Türkiye bir esir ülkesi değildir, Türkiye bir manda ülkesi değildir." diyerek de en başta Adalet ve Kalkınma Partisinin haykırmasını bekliyorum.

Yeni seçilen bir Adalet Bakanımız var ve Adalet Bakanı bir hat kuracağını söyledi, Alo Adalet hattı. Ben buradan Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmasız olarak kabul edip etmeyeceklerini merak ediyorum ve de şimdi buradan ben kendisine sesleniyorum: Alo, adalet, alo; adaletle mi görüşüyorum? "Alo, buyurun, ben adalet." Siz gerçekten adalet misiniz? "Elbette, artık hattımız var, geciken davalarınızı bize bildirebilirsiniz." Biz geciken davaları değil geciktirilen adaleti soruyoruz. "Önce tutuklayalım da sonra yargılama işine bakarız, biz sizin için buradayız." Alo, o hâlde bir kez daha soruyorum: AİHM kararlarını uygulayacak mısınız, Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmasız tanıyacak mısınız yoksa "Karar var ama uygulama yok." düzeni devam mı edecek? Alo, adalet, sizden tarafsızlık bekliyoruz, objektiflik bekliyoruz; sizden siyasi davalarda tarafgirlik değil, hukukun üstünlüğüne göre karar vermenizi bekliyoruz; sizden iktidarın aparatı değil, milletin yargısı olmanızı, tarafsız yargı olmanızı bekliyoruz. Tartışmalı yeni Bakanımız kamuoyuna "Alo Adalet" hattını tanıttı, yargılamadaki sorunlar için vatandaşımız bu hattı arayarak şikâyette bulunabilecekmiş. Oysa asıl mesele adaleti telefon hattına bağlamakta değildir, mesele hattın öbür ucunda kimin olduğu meselesidir.

Adalet Bakanı Akın Gürlek geçmişte verdiği kararlarla kamuoyunda en çok tartışılan isimlerden birisi, siyasi davalarda adı en çok geçen, tarafsızlığı en çok sorgulanan davaların içinden gelen bir isim; daha önce siyasi bir görevi olan, Adalet Bakan Yardımcılığı yapmış, ardından Başsavcı olarak atanmış ve bugün muhalefetle ilgili devam eden tartışmalı davalarda başrol oynamış bir isim. Şimdi iktidar partisi kendisini yeniden, siyasi bir görev olan Adalet Bakanı olarak atadı. Âdeta "Daha önce İstanbul'da istediğimiz görevinizi yaptınız, yürüttünüz, şimdi Türkiye'de görevinizi yapacaksınız." denircesine Bakanlık görevine getirilmiş bir isim. Bugün o isim, yargıdaki gecikmeleri çözeceğini, millete adalet getireceğini söylüyor. Buradan kendisine soralım: Adalet gecikiyor mu, geciktiriliyor mu yoksa adalet bilinçli olarak yönlendiriliyor mu? Türkiye'de adalet sorunu yalnızca uzun yargılama sürelerinden kaynaklı değildir, elbette en önemli aşaması adaletin tez verilmesidir, masumların hakkı ve suçluların cezası için en önemli konudur ama asıl sorun uzun tutukluluk sürelerinin bir cezaya dönüştürülmesidir, mahkeme kararlarının adalete değil, siyasi iklime göre şekillendirildiği algısıdır. Hatta bu durum sadece algıdan ibaret değildir, yargıda gerek iktidar cenahından gerekse de birtakım çevrelerden gelen rüzgârların adaletin yönünü tersine çeviren somut örneklerini görmek mümkündür. Milletimizde oluşan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması sebebiyle yargının yürütme karşısında bağımsızlığını yitirdiği kanaatidir. Bu da bir kanaat olmaktan öte, fiilî bir durum olarak karşımızda durmaktadır.

"Alo adalet, alo adalet..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Beş dakika bitti.

Buyurun, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bir vatandaş arıyor "Davam beş yıldır sürüyor." diyor, bir gazeteci arıyor "Tutukluluğum cezaya dönüştü." diyor, bir siyasetçi arıyor "Mahkemem hukukla mı, talimatla mı karar verecek?" diyor. "Alo..." Can Atalay davasını hatırlayalım, Anayasa Mahkemesi açıkça "Hak ihlali vardır." dedi, seçilmiş bir milletvekili hakkında tahliye yönünde karar verdi. Ne oldu? Yerel mahkeme direndi ve aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi kararlarına direnen birisi de bugünkü Akın Gürlek'ti. Yargıtay ile AYM arasında kriz yaşandı ve "Anayasa Mahkemesi kararları idareyi, yürütmeyi ve de yasamayı bağlar." denilmesine rağmen bağlamadı, bazılarına bağladı, bazılarına bağlamadı. Osman Kavala davasını hatırlayalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "İhlal var." dedi, serbest bırakılması yönünde karar verdi, sonuç ne oldu? Karar uygulanmadı. Türkiye uluslararası hukuk önünde ihlal süreciyle karşı karşıya kaldı. Ayşe Barım davasında "İktidarın hoşlanmadığı bir karar verildi." denilerek o hâkim coğrafi teminata rağmen başka bir yere gönderildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlayacağım efendim.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Aynısı başka davalarda da oldu, coğrafi teminata rağmen o hâkimlerin ya görev yerleri değiştirildi veya tenzilirütbeyle başka, ticaret mahkemeleri gibi yerlere gönderildi. İktidar hangi yargı kararından mutlu olacaksa, ne yönde karar çıkmasını istiyorsa mahkemeler o yönde mi karar verecek? Biz de bu düzene "demokrasi" mi diyeceğiz? Hiçbirimiz yargının verdiği her kararı beğenmiyoruz, bizim istediğimizin aksine kararlar çıktığı zaman da "Evet, beğenmiyoruz ama saygı duyuyoruz." ifadesini kullanıyoruz ama birileri o kararı beğenmiyorsa o hâkim hakkında hemen icabını, gereğini yerine getiriyorlar. Buna da "adalet" diyerek bize yutturmaya çalışıyorlar. Önemli ölçüde adaleti şirazesinden çıkartırsanız orada adaleti ölçecek, haklıyı haksızdan ayıracak bir mekanizma kalmaz. Bu ülkede bir mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorsa sorunumuz adaletin gecikmesi, adalete telefonla ulaşılması meselesi değildir; esas meselemiz uygulanan hukuk düzeninin ta kendisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez uzatıyorum.

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Büyük ihtimalle Alo Adalet hattını arayıp bu konuları ilettiğimizde alacağımız cevap şudur: "Aradığınız adalete şu anda ulaşılamıyor. Lütfen, siyasi baskılar kalktıktan sonra tekrar arayınız." Bugün Türkiye'nin ihtiyacı adalete ulaşmak için telefon hattı kurmak değildir, Türkiye'nin ihtiyacı Anayasa’nın 138'inci maddesinin gerçekten uygulanmasıdır; Türkiye'nin ihtiyacı, yargının tarafsız, bağımsız ve objektif olması, kuvvetler ayrılığı ilkesini tam ve kâmil manada tecelli etmesidir; Türkiye'nin ihtiyacı güvendir ve Türkiye'nin ihtiyacı adalete saygı duymaktır. Bugün adaletin bazı davalarda korktuğunu, korkutulduğunu veyahut da durumdan vazife çıkarttığını veyahut da ideolojisini yargı kararlarına maalesef tasallut ettiğini hepimiz biliyoruz. Adalet bir çağrı merkezi hizmeti değildir, adalet bir PR çalışması değildir, adalet bir siyasi kariyer basamağı hiç değildir. Bakın, şairin söylediği gibi, bakın, "Devlete baş bulmak gecikebilir, aş bulmak gecikebilir, ekmek bulmak gecikebilir, temele taş bulmak gecikebilir, adalet gecikmez, tez verilmelidir." ve adalet Alo Adalet hattı değildir.

Teşekkür ediyorum.