GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:60
Tarih:12.02.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yargının bağımsızlığı ve aynı zamanda yargının siyasallaşması... Yargı yeni siyasallaşmıyor arkadaşlar, Türkiye hemen hemen çok partili hayata geçtikten sonra yargıyı birileri arka bahçesi yapmak istedi. Zaman zaman ideolojiler, zaman zaman mezhepler, zaman zaman da siyasi partiler yargıyı arka bahçesi yapmak istedi. Ardından yıllar geçti ve erdemliler hareketi olarak çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi şöyle dedi: "Ben kuvvetler ayrılığı ilkesini hâkim kılmak için iktidara talibim." ve ardından da iktidar oldular uzun süre. Türkiye'de Avrupa Birliği kriterleri ve Avrupa Birliğine girmek için fasılların açılması noktasında doğru işler yaptı Adalet ve Kalkınma Partisi ama ne zaman ki 17-25 Aralık sonrası ve ardından da 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildikten sonra "Türkiye'de kuvvetler ayrılığı ilkesini tam ve kâmil manada hâkim kılmak istiyorum." diyerek yola çıkanlar kuvvetler birliğini inşa ettiler ve yargının siyasallaştığını o günden itibaren görmeye başladık. Daha önce Sayın Erdoğan'ın da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparken yargının siyasallaşması nedeniyle bir şiirden dolayı, Ziya Gökalp'in bir şiirinden dolayı kendisini siyaset kurumunun dışına atmaları çok ciddi şekilde ayıplı bir işti. Ayıplı işi 28 Şubat döneminde de gördük ama aynı ayıplı işleri Balyoz, Ergenekon gibi davalarda da gördük. Bir Genelkurmay Başkanı tutuklandı ve bir Genelkurmay Başkanı Türkiye'de müebbet, ağırlaştırmış müebbet hapse çarptırıldı ve ardından da dediler ki: "A, bir kumpasmış." Bu kumpas da beraber yolculuk yapmış oldukları, adına cemaat denilen bir terör örgütü tarafından yapılmıştı. Peki, ardından ne oldu bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber? Yargının siyasallaştığını, yargının bağımsızlığına halel geldiğini gördük. Örnek mi diyorsunuz; Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar mı, yürütmeyi bağlar mı? Bağlar. Yasamayı bağlar mı? Bağlar. İdareyi bağlar mı? Bağlar. Peki, bu Anayasa Mahkemesinde çifte standartlar var mı? Var; şuna başka, buna başka. Anayasa Mahkemesi kararlarını Yargıtayın tanımadığını gördük mü? Gördük; Can Atalay meselesinde gördük, diğer davalarda, Selahattin Demirtaş davalarında gördük.

AHİM kararları Anayasa Mahkemesi gibi, AYM gibi veya kanunlar gibi geçerli mi? Geçerli arkadaşlar. Peki, geçerliyse AHİM kararlarıyla ilgili övündüğümüz nokta ne? "Biz, bu AHİM kararlarının yüzde 90'ına uyuyoruz." diyoruz, değil mi? Peki, yüzde 10'u ne oluyor? Yüzde 10'una niye uymuyorsunuz? Orada da Avrupa'yı örnek gösteriyorlar. Bu kınadıkları, hani şu Epstein davası nedeniyle Batı'nın değerlerinin çürüdüğünü söyleyenler şöyle söylüyorlar: "Efendim, biz burada AHİM kararlarını uygulamıyoruz çünkü Avrupa da yüzde 80'ini uygulamıyor." ifadesini kullanıyor. Onların uygulamadığı maddelere baktığımız zaman tali unsurlar arkadaşlar, esasa taalluk eden kararlar değil. Bizim uymadığımız kararlar ne? Esasa taalluk eden kararlar. Nedir mesela? İşte, Ekrem İmamoğlu yargılanıyor. İmamoğlu yargılanırken İmamoğlu davasında veya Cumhuriyet Halk Partili bazı kişilerin yargılanmalarında veya DEM PARTİ'li bazılarının yargılanmalarında bir hâkim iktidarın istemediği bir kararı verirse yani iktidarın yargılanmalarını istediği ama onların da "Hayır, yargılanmasınlar beraat etsinler." dediği hâkim bağımsızlığına rağmen, o hâkimlerin bulundukları yerlerdeki coğrafi teminata rağmen alındıklarını görüyoruz. Peki, o hâkimlerle ilgili Hâkimler ve Savcılar Kurulu bir şey yapıyor mu? Yapmıyor.

Bakın, 2010 yılında bir referandum oldu arkadaşlar. HSYK'ydi eskiden ismi biliyorsunuz, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluydu. Burada dengeli bir dağılım vardı, Avrupa Birliği kriterleri vardı o zaman ama 2017 yılında siz Savcılar ve Hâkimler Kurulunu şöyle yaptınız kendiniz: "Bunun 4 üyesini Cumhurbaşkanı seçer." dediniz. Seçti. Peki, geri kalan diğer üyelerini kim seçecek? Diğer üyelerini Meclis seçecek. Meclis çoğunluğu kimde? Adalet ve Kalkınma Partisinde. O zaman burada adalet olmuyor arkadaşlar. Olmadığı gibi yargının siyasallaşmasını çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Yargı, 15 Temmuz sonrası çok ciddi şekilde siyasallaşmaya başlamıştır, korkutulmuştur; korkmuştur veyahut da durumdan vazife çıkarmışlardır veyahut da ideolojilerini kendi kararlarına çok rahat bir şekilde sirayet ettirebilecek kadar idraklerine deli gömlekleri giydirilen insanların vermiş olduğu kararları gördük biz burada. Bununla ilgili onlarca örnek verebiliriz değerli arkadaşlarım. O nedenle, biz gelin hep beraber yeniden kuvvetler ayrılığı ilkesini hâkim kılalım. Onu nerede sağlayabiliriz? Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde sağlayamayız arkadaşlar. Yarın, eğer bir muhalefet partisi iktidar olursa ve "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini devam ettireceğim." derse aynı hataları yapar, aynı layüselliğe, aynı -tırnak içinde söylüyorum- yarı tanrılığa...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

...ve aynı şekilde, Türkiye'de çok rahat bir şekilde denetleme sisteminin olmadığını, hesap verilebilirliğini olmadığını, şeffaflığın olmadığını, kuvvetler ayrılığının kuvvetler birliğine tekrar yeniden birleştiğini, döndüğünü hep beraber görürüz. O zaman çözüm nedir? Çözüm: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bir felakettir ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bir felaket olduğu gibi, Sayın Cumhurbaşkanının yönetme tarzı da bir felakettir. O zaman ya yarı başkanlığa döneceksiniz ki birileri böyle istiyor, bende tam tersi, bizim Grubumuzun tam tersi olarak yeniden parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Parlamenter sisteme dönersek denetleme sistemlerini oluşturabiliriz. Dün burada Grubumuz bittikten sonra, grup toplantımızdan sonra eski Başbakan, eski Başbakan Yardımcısı ve kendi içinizde çıktığınız Saadet Partisinin Genel Başkanıyla beraber bu Şeref Salonu'nun önünde bir resim çektiriyorduk biz. "Cumhurbaşkanı geliyor." dediler, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı geliyor, yürüyerek geçecek arabası duracak, bize orada resim çekmeye bile izin vermediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Hani Parlamentoda eşittik! Değil miydik eşit! Sayın Cumhurbaşkanı gelirken bizden mi, benden mi korkuyorsunuz, milletvekilinden mi korkuyorsunuz, Ahmet Davutoğlu'ndan mı korkuyorsunuz, Mahmut Arıkan'dan mı korkuyorsunuz, Ali Babacan'dan mı korkuyorsunuz! Sayın Cumhurbaşkanı bize de selam verirdi. Belki bize selam verdiği için de "Oylarımızı da sana veriyoruz." derdik belki ama maalesef bunu yapmadılar ve Sayın Cumhurbaşkanını kimden koruduklarını anlayamadım.

Teşekkür ediyorum.

İnşallah grup önerimize Adalet ve Kalkınma Partisi "evet" der, samimiyet testinden, turnusol kâğıdından geçer.

Teşekkür eder saygılar sunarım. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)