| Konu: | Genel Kurulun 4/2/2026 tarihli 56’ncı Birleşiminde alınan karar uyarınca, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ili etkileyen deprem felaketinin yıl dönümü münasebetiyle İYİ Parti Grubu adına açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 57 |
| Tarih: | 05.02.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 6 Şubat depreminin 3'üncü yılının arifesindeyiz. 6 Şubat 2023 günü gecenin en karanlık anında hepimiz büyük bir felaketle uyandık. Saatler 04.17'yi gösterirken Maraş merkezli büyük felaketin haberini aldık. O gün 11 vilayetimizde yıkılan binalarla birlikte ocaklar söndü, hayaller yıkıldı, bir neslin hafızası, hatıraları enkaz altında kaldı. Adana'dan Osmaniye'ye, Hatay'dan Maraş'a, Adıyaman'dan Urfa'ya, Malatya'dan Diyarbakır'a, Gaziantep'ten Kilis'e geniş bir alanı yıkan felakette 53.537 kişi hayatını kaybetti. Ayrıca vatandaşlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın, belediyelerimizin, kamu görevlilerimizin gayretli çalışmalarıyla 107.213 vatandaşımız yaralı olarak kurtuldu. Bu felakette hayatını kaybeden kardeşlerimize, büyüklerime Allah'tan rahmet diliyorum; yaralı olarak kurtulan ve hayata tutunan kardeşlerime, büyüklerime de geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, kalan ömürlerini sağlıklı, huzurlu bir şekilde geçirmelerini temenni ediyorum.
Evet, depremin üzerinden üç yıl geçti. Üç yıl kolay mı geçti? Elbette kolay geçmedi. Annelerini, babalarını, kardeşlerini, eşlerini, evlatlarını yitiren, evlerini barklarını kaybeden insanlarımız için aldıkları her nefes yük oldu, yedikleri her lokma keder verdi. Ben de buradan elemli, kederli kardeşlerimin acılarını paylaşıyor ve acılarının acımız olduğunu ifade ederek konuşmama devam etmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, biz tarihimiz boyunca savaşlar, doğal afetler, salgın hastalıklar gibi çok sayıda felakete maruz kalmış bir milletiz ve maruz kaldığı her felaketi Allah'ın bir imtihanı gibi görüp kederde ve kıvançta bir olduğumuzu göstermiş bir milletiz; bunun son örneğini 6 Şubat depreminde gösterdik. Gecenin en soğuk ve en karanlık anında maruz kaldığımız felaket karşısında millî dayanışmamızla güçlü bir millet olduğumuzu da gösterdik. Gecenin zifirî karanlığında beton yığınlarının arasında yükselen "Sesimi duyan var mı?" feryadına aziz milletimizin evlatları tek yürek, tek bilek olarak koştu. Kızılay, AFAD gibi kurumlarımızın ciddi koordinasyon sorunu yaşadıkları en kritik saatlerde ilk harekete geçen yine vatandaşlarımız oldu. Edirne'den yola çıkan bir kamyonun içindeki battaniyede, İzmirli bir gencin sırtındaki çantada, Zonguldaklı madencilerimizin yerin yüzlerce metre altından getirdikleri cesur yüreklerinde birlik, kardeşlik, dayanışma vardı. Bir tas çorbasını paylaşan kardeşlerimi, kumbarasında biriktirdiği parasını deprem felaketine maruz kalan kardeşlerimize gönderen çocuklarımızı, soğuktan titreyen depremzede kardeşini ısıtmak için sırtındaki ceketi çıkaran yardım gönüllüsü gençlerimizi saygıyla selamlıyorum. Allah'tan bir daha böyle bir felakete maruz kalmamayı niyaz ediyorum.
Sayın milletvekilleri, bizler doğruya doğru demeyi erdem biliriz. Depremin ardından yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak için yürütülen inşaat faaliyetlerini, teslim edilen deprem konutlarını ve bu süreçte mesai mefhumu gözetmeksizin sahada ter döken mühendislerimizi, işçilerimizi ve kamu görevlilerimizi takdir ediyorum. İktidarın vatandaşımızı bir an evvel sıcak bir yuvaya kavuşturma gayretini ve bu uğurda sarf ettiği emeği de tebrik ediyorum.
Milletimizin yaralarını sarmak devletimizin görevidir, bunun için kamu imkânlarını seferber etmek de iktidarın görevidir ancak iktidar bu noktada görevini gerektiği gibi titiz bir şekilde yapmış mıdır? Az önce tebrik ettiğim gibi, tutulmayan sözleri, yapılmayan işleri ve ihmaller zincirini sorgulamak da bizim görevimizdir. Türkiye'nin deprem ülkesi olduğu gerçeğini beşikteki bebeklerimiz bile biliyor. Nitekim, ilk imar çalışmalarında başlamak üzere konut ve iş yerlerinin de bu gerçeğin bilinciyle inşa edilmesi gerekiyor. Peki, iktidarımızca bağlı belediyeler bu gerçeğin bilinciyle mi imar ve inşa faaliyetlerine izin veriyor? Deprem anında 350 bin konut ve iş yerinin yıkıldığını, 510 bin konut ve iş yerinin de ağır hasar aldığını dikkate aldığımızda deprem ülkesi olduğumuz gerçeğine uygun şekilde imar ve inşa faaliyetlerine izin vermediğimiz görülüyor.
Yaşanan felaketten birileri sorumlu tutuldu ve onlardan ilk bir yıl içinde 1.300'den fazla kişi hakkında adli işlem yapıldı, aralarında müteahhit ve mühendisler olmak üzere 350'den fazla kişi de tutuklandı, 100 kadar müteahhit ve teknik sorumlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı, bir kısmının yurt dışına kaçtığı tespit edildi. Benzer yakalama ve tutuklama kararı kamu hizmet binalarının yıkılması nedeniyle verildi mi acaba? Çünkü 6 Şubat depreminde 5 binden fazla kamu idari binası, okul, hastane, Emniyet, jandarma binası yıkıldı. Aralarında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İskenderun Devlet Hastanesinin bir bölümü olmak üzere 15'e yakın hastane ve 100'e yakın sağlık ocağı ağır hasar aldı ya da yıkıldı. Bunlarla birlikte Hatay Valiliği, birçok ilçe belediye binası, Emniyet müdürlükleri ve jandarma karakolları deprem anında yerle bir oldu. Yıkılan bu binaların da bir sorumlusu olması gerekmez miydi? Elbette gerekirdi. Peki, yaşanan bu felaket sebebiyle kaç kamu görevlisi hakkında yasal işlem yapıldı? Organizasyon eksiği olan ilk günler çok büyük hata yapan AFAD ve Kızılay yetkilileri, vali, belediye başkanı, bakanlık bürokratları başta olmak üzere kaç seçilmiş ya da atanmış kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldı? Maalesef sıfır. Bu durumu iktidarın kusuru hanesine yazıyoruz.
İktidarın bir başka kusuru da verdiği sözler üzerinde hatırlatmak istiyorum: Biliyorsunuz, iktidar kendi ihmallerini ve kusurlarını göz ardı etmek için 6 Şubat depremini "asrın felaketi" diye nitelendirdi. 11 vilayetimizi yeniden ayağa kaldırmak için büyük bir imar ve inşaat seferberliği başlatacağını açıkladı. 680 bin konut, köy evleri dâhil ve 170 bin ticari alan olmak üzere toplam 850 bin bağımsız bölüm inşa edeceğini ilan etti. Ancak aradan geçen üç yılda inşa edilen bağımsız bölüm sayısı 452 binde kaldı. "400 bin konut ve iş yeri nerede?" diye sormayacak mıyız?
Sayın milletvekilleri, 1999 yılında yaşadığımız Gölcük ve Düzce depreminden sonra gerekli tedbirler alınmadığı gibi Profesör Doktor Naci Görür ve diğer yer bilimcileri, özellikle 2020 yılında Elâzığ depreminden sonra yaptıkları uyarılar da dikkate alınmadı. Bilim adamlarının uyarıları sümen altı edildi. Yakın zamanda yapılan uyarılar da dikkate alınarak deprem öncesinde yapı stokumuzun dönüştürme çalışmaları da başlatılabilirdi. İzin verilen inşaatlar daha dikkatli denetlenebilirdi ama öyle bir girişimde bulunulmadı. Onun yerine "imar barışı" adı altında çürük binaları yasallaştırma yoluna gidildi. O dönemde siz iktidardınız, sadece seçim vaadi için imar affı çıkardınız. Eğer bilimsel veriler ışığında imar düzenlemeleri yapılsaydı, inşaat izinleri deprem yönetmeliklerine uygun verilseydi felaketlerin boyutu bu kadar büyük olmazdı. Eğer rant hırsı değil de insan canı önemsenseydi, bugün 11 vilayetimizde binlerce mezar taşı yerine binlerce gülen yüz olurdu. İnsanlar daha güvenli olduğunu düşündükleri Ankara'ya göç etmek zorunda kalmazlar ve başkentimizde de hızlı nüfus artışının getirdiği sorunlarla karşı karşıya kalmazdı. İktidar adını nasıl koyarsa koysun 6 Şubatta maruz kaldığımız asrın felaketi değil asrın tedbirsizliği, vurdumduymazlığı, asra yayılan acı faturasıdır.
Değerli milletvekilleri, Ankara Milletvekili olarak bir konudan da özellikle bahsetmek istiyorum: Ben deprem döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi çalışanıydım ve deprem bölgesine yönelik çalışmalarda bizzat görev aldım. Depremin yaşanmasından kısa bir süre sonra, gece belediyemiz AFAD Başkanlığına gitti; yetkilileriyle görüştük, gece vakti nereye gideceğimizi sorduk, inanın, bilmiyorlardı; bizler Maraş'a yönlendirildik daha sonra, Maraş'a ulaşan ilk kurumlardan biri olmuştuk. Sadece Maraş'a 5.880 personel, 2.150 aracını gönderen, enkazdan 431 can kurtaran itfaiyemiz, 1.381 araç dolusu yardım getiren, 6.747 çadır kuran...
(Mikrofon otomatik sistem tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arslan, devam edin.
Ankara Milletvekili olmam hasebiyle sözünüzü bitirinceye kadar süreyi açık tutuyorum.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - ...mobil fırında günde 6.500 ekmek üretip dağıtan, 147 konteyner kuran, 30 bin gıda kolisi dağıtan, atıl durumda garajlarda bekleyen otobüsleri seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen, 15 kilometre su hattını bizzat Maraş'ta yapan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 21.916 çiftçiye 1 milyon sebze fidesi dağıtan, 12 cenaze aracı, 30 din görevlisiyle Maraş'taki definleri yapan, Kahramanmaraş dışında aynı hizmetleri diğer bölgelerde de yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş'a buradan teşekkür ediyorum. Gece gündüz demeden o günlerde görev yapan belediye personeline ve yüzlerce tır dolusu yardımı sürekli desteleyerek gönderen Ankara halkına da yürekten teşekkür ediyorum. Ancak tüm dünyanın duyduğu bu hizmetlere rağmen gözünü siyasi hırs bürümüş dönemin Kahramanmaraş Belediye Başkanı utanmadan sıkılmadan "Biz Ankara Büyükşehir Belediyesini görmedik." diyebildi.
Sayın milletvekilleri, devletin temeli adalettir. Adaletin üzerine yapılan her iş sağlam, inşa edilen her bina güçlü olur. İktidardan istediğimiz görev sadece adaletli davranması, hizmet etmesidir.
Büyük Türk milletini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.