| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Divan, milletvekilleri; kanunla ilgili itirazlarımı birinci bölümde paylaşmıştım. Büyük deprem felaketinin 3'üncü yıl dönümü arifesinde deprem şehitlerimizi anmak istiyorum. İnançlı biri olarak bedduadan sakınmak gerekir, biliyorum ancak dayanıklı değil diye boşaltılan kamu binası ayakta kalırken güvenli diye taşınılan binanın çöktüğü liyakatsizliğin altında kalmış, denizin yükselmesi ihtimalken sahile yardım çadırı kuran ahmaklığın altında kalmış; tıbben sağ olabilecek insanların bulunduğu enkaza iş makinası sokma cahilliğinin, caniliğin aslında altında kalmış; bir hilti olsa feryatları göğü delerken kimi mülki amirlerin bu nevi bir afete el koyma yetkisini kullanacak kadar bile zihnen hazır olmayışının altında kalmış; "Çivi çakanın aklı yok." denen yere dikilen hastanelerin; battaniye, palto, ayakkabı, su, mama ilaç lazımken abiye elbise yollama laubaliliğinin; çadır satan Kızılayın; yardım malzemesi satan memurun; fırsatçılığın; barınma, altyapı, eğitim, hiçbir alanda bir iç göç senaryosu çalışılmamış olmasının; velhasıl engellenemez olan afetin değil de engellenebilir olan ihmalin, suistimallerin, kötülüğün aslında altında kalmış vatandaşlarımızın da vekili olarak -bütün günahı boynuma- bu vebal silsilesinin hangi kademesinde kim varsa Allah topunun belasını versin. Asli görevleri bahşedilmiş ve iyilik katına taşımayı ya da sorumlu olana sorumluluğunu yerine getiriyor diye yüce gönüllülük atfetmeye gerek var mı? Çok sanmıyorum ama bir iyi niyet beyanı olarak varsa eğer taş üstüne konan her taş için de Allah razı olsun o günden bugüne. Velakin üç yılda yapılmayanlar yapılanlardan fazla. Misal "Kahramanmaraş Merkezli Depremlerin Sonuçlarının Tüm Yönleriyle Araştırılması, Depreme Dirençli Yapı Stokunun Oluşturulması..." Böyle bir paragraflık adı olan bir Komisyon kuruldu burada. Muhalefet partilerinin şerhleri hariç tam 165 yanlışlık tespiti var, 295 de tavsiye raporunda. Sonuç, kendi şehrim Tekirdağ'da yapı stokunun yüzde 50'den fazlası hâlâ 99 öncesi. İstanbul çökerse Türkiye çöker diyoruz. İstanbul'daki yapı stokunun yüzde 65'ten fazlası hâlâ 2000 öncesi. Denmiş ki mesela raporda "Kaçak yapıların tahliyesindeki sorumluluk netleşsin." Hâlâ netleşebilmiş değil. Denmiş ki "Deprem randevuyla gelmiyor, kış da olabilir. Bu yüzden yurtlar, okullar toplanma alanı da olacak şekilde dizayn edilsin." Sonuç, değil ki ek amaçlara göre tasarlama, eğitim yapılamıyor hâlâ birçok okulda; 3 okul, 4 okul, 5 okul Türkiye'nin birçok ilinde hâlâ tek binada. Bu raporun sadece tavsiyeler bölümü yüz sayfadan fazla; Allah aşkına, bakın, uygulanmış, uyulmuş on satır bulabilecek misiniz acaba içinde? Ben dilerdim ki aradan geçen bu üç koca yılda hiç değilse günün ne kadar konut yapıldığıyla övünme günü değil, neden bu kadar çok konut yapmak durumunda kalmış olduğumuzun yani orantısız yıkımın mahcubiyeti altında ezilme günü olduğu, nedamet günü olduğu anlaşılabilmiş olsun ama değil utanmak, "Her şeyi devlet veremez." diyen "Hayat devam ediyor." diyen, denilmesine vesile bir Allah'tan korkmazlık, kuldan utanmazlık zuhur etmiş bir de üzerine maalesef. Dolayısıyla, kendi adıma depremin birinci yılında bu kürsüde söylediğim yerdeyim hâlâ. Hâlâ hiçbir şeyi beceremiyorsak ne kaynak ne para pul, araç gereç, teşvik, kanun; hiçbir şey, bir anlığına insan olabilmekten başka hiçbir şey gerektirmeyen özür dilemeyi en azından becerebilmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Bu sebeple de bir kere daha burada enkaz başında saatlerce battaniyelere sarılmış cenazeleriyle baş başa kalmış, ciğerleri insan eti kokusuyla, ölüm kokusuyla dolmuş, yollar kapandığı, köprüler yıkıldığı, ovaya yapılan hava limanları kullanılamadığı, arama kurtarma ekibi ulaşsa ekipman ulaşamadığı, yardım yaparken önce kime dağıtılacağına karar verilemediği, çadırları bölgeye yığmak yerine satmakla meşgul olunduğu, konut, okul, hastanenin kumdan yapıldığı, tarım arazisine imar izni verildiği için acılarının katlanmasına yol açılan her bir vatandaşımızdan ama en çok da sahip çıkamadığımız kayıp çocuklarımızdan, içimizi kemiren bütün o fenalıkları uğramamış olmaları için de dua ederek ayrı ayrı özür diliyorum, özür dileyemeyenler adına.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Olası kast yargılamasından kaçırılan İsias Otel, Rönesans Rezidans için özür diliyorum bütün pişkinler adına; bu toplu mezarların kurallara uygun yapılabildiğini savunan bütün yerel yöneticiler adına özür diliyorum. Neden mi ben diliyorum peki bu özürlüleri? Benim vicdan azabımda kendinden olana her şey hak, olmayana her şey müstahak düzenine son verememiş olmamız herhâlde hâlâ; en çok da bunun için özür diliyorum Türk milletinden, bu hesapsızlık düzeninden kurtaramadığınız için onları ama kurtaracağız mutlaka ve bizi milletimizden bir gün bile özür dilemek durumunda bırakmayacak bir vicdan iktidarı kuracağız bu ülkede mutlaka. Onun sözünü de canıgönülden inanarak veriyorum bu kürsüden bu gece.
Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)