| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Turhan Çömez'in değerli anneleri ebediyete irtihal etti. Aynı zamanda, YENİ YOL Grup Başkan Vekili Mehmet Emin Ekmen Bey'in de kayınvalidesi ebediyete irtihal ettiler. Aynı zamanda, 24'üncü, 25'inci, 26'ncı ve 27'nci Dönemde milletvekilliği yapan, 24'üncü, 25'inci ve 26'ncı Dönemde iktidar partisinde birlikte milletvekilliği yaptığımız Sayın Mehmet Altay da ebediyete irtihal etti. Her üçüne de Allah'tan rahmet diliyorum.
Bu sırada, Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkililerine, Uşak Valisine, Uşak Belediye Başkanına ve yetkililere de bir çağrıda bulunmak istiyorum. Uşak'ta Ulubey Kanyonu var, bu Ulubey Kanyonu dünyanın 2'nci büyük kanyonu. Sayın Mehmet Altay'ı ebediyete uğurladığımız gün oraya gitmiştik, sebebi de şuydu: Mehmet Altay buna vesile olmuştu 2012 yılında ve bu kanyonun bu şekilde dizayn edilmesi, dünyaya tanıtılması, Türkiye'ye tanıtılması noktasında çok ciddi gayret sarf etti. Ben buradan Uşak milletvekillerine de sesleniyorum: Gelin, bu kanyonun adını Uşak Ulubey Mehmet Altay Kanyonu yapalım ve Mehmet Altay'a hem bir vefa gösterelim hem de Mehmet Altay'ın adının yaşatılmasına da vesile olalım diyorum. Duyarlı olmaları konusunda da hassasiyete davet ediyorum kendilerini.
Değerli milletvekilleri, 6 Şubat bir deprem, üç yıl oldu, büyük bir deprem yaşadık. Ben her zaman şöyle söylüyorum: Burada sonuçları konuşmayalım, burada sebepleri konuşalım. Sebep, Türkiye bir deprem bölgesi. Türkiye'de deprem kuşağında olmayan şehir hemen hemen yok. Karadeniz'de de fay hatlarının denizde bulunduğu noktalarda son zamanlarda bilim adamlarının, jeologların tespitleri oldu. Bakın, Japonya İkinci Cihan Harbi'ni yaşadı. İkinci Cihan Harbi'nde Pearl Harbor baskınından sonra Hiroşima'da ve Nagazaki'de atom bombası yediler, esir edildiler, mağlup edildiler. Ordu inşa etmeleri bile yasaktı ama deprem kuşağında yaşıyorlardı, 1945'ten 1965'lere kadar yaklaşık yirmi yıl içerisinde o depremle nasıl mücadele edileceğini öğrettiler. Bugün dünyanın en büyük depremleri Japonya'da oluyor; 8,2, 8,4, 8,1. Daha yeni 7,4 şiddetinde deprem oldu, ölenler çok nadir, 1 kişi, 2 kişi, depremde zarar gören binalar hemen hemen yok gibi, ölen yok. Buna rağmen o depremde o binalar hasar görürse eğer, 8,2'ye göre yapıldıysa, 8,2 deprem olduysa ve en ufak bir hasar gördüyse o müteahhitler, o mühendisler harakiri yapıyorlar, intihar ediyorlar. Bırakalım Japonya'yı, hadi diyelim ki Japonya dünyanın 7'nci büyük ekonomisine sahip, Şili ve Meksika var, İtalya var, bunlar da aynı şekilde depremle mücadelede oldukça mahirler. Onlar da deprem kuşağında yaşıyorlar -büyük depremler olduğunda- 6,8 daha yeni oldu, 50 kişi vefat etti, maddi zararları 5 milyar dolar civarında. Peki, bizde ne oldu 7,4'te? Efendim, asrın felaketi. Ne asrın felaketi? Nereden çıkarttınız bu asrın felaketini?Japonya'daki asrın felaketi değil mi, Şili'deki asrın felaketi değil mi, Kore'deki değil mi veyahut da Amerika'daki, İtalya'daki asrın felaketi değil mi? Orada akıl var akıl, bilgi var, teknoloji var, samimiyet var; orada hakikaten bilgiye ve insana saygı var ve değer var. Orada insanlar ölmezken bizim ülkemizde niye 70 bin kişi öldü?
Bugün biz YENİ YOL Grubu olarak grup toplantımıza depremde zarar gören, o enkazların altından çıkan 5 vatandaşımızı getirdik ve onları konuşturduk. Ne büyük trajediler ne büyük dramlar ne büyük acılar; unutamazlar. "Evimizde bir bardak oynuyor, depremi yaşıyoruz." diyorlar. "Yatağımız azcık sallanıyor, yanımızdan bir araba geçiyor, yolumuz sallanıyor 'Acaba deprem mi oluyor.' diyerek kendimiz yaşayamıyoruz, yaşamak istemiyoruz." Büyük bir travma, trajedi yaşadılar. 104 bin kişi yaralandı orada; gözlerini kaybettiler, uzuvlarını kaybettiler ve aynı zamanda bu insanların -kim bilir- hepsi anneydiler, babaydılar, çocuktular, oğuldular, evlattılar, dedeydiler ve zeki çocuklardı, belki de dehalardı. Bu insanları niye kaybettik biz? Aynı zamanda tarihimizi kaybettik, binalarımızı kaybettik.
E, geldik şimdi diyoruz ki: "90 milyar dolar para harcadık ve biz yaptık bunları." Yapacaksınız tabii Hükûmetsiniz. Ne yapacaktınız yani milletin vergileri ile deprem fonlarıyla beraber, aynı zamanda yurt dışından gelen yardımlarla ne yapacaktınız? Tabii ki bunları yapacaktınız, bir de yapmasaydınız bari ne. Yaptığınız evleri de biz biliyoruz ve bazı yerlerde anahtar var, ev yok; anahtarı vermişsiniz, eve girmiş, elektrik yok; eve girmiş, doğal gaz yok; eve girmiş, kreşe gidecek çocukları kreşe götürecek yollar yok; orada parklar yok, bahçeler yok. Gidelim hep beraber görelim, Adalet ve Kalkınma Partisiyle beraber gelin bir araştırma komisyonu kuralım burada; depremdeki sosyal problemleri, siyasi problemleri, ekonomik problemleri, psikolojik problemleri veyahut da bu yatırımlarla ilgili olarak barınma problemlerini araştıralım. O zaman görelim bakalım el mi yaman bey mi yaman? Hanya oradaysa Konya burada; gelin, beraberce birlikte çalışalım ama "Yok." dersiniz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - ...ve hikâyeler anlatırsınız burada, Andersen'den masallar. "450 bin ev yaptık." Yahu, gelin diyorum ki size " 11 vilayette Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınızın şubeleri var. Bu evleri açıklayın, orada isimleri yazın. 'Ben şu, şu, şu, şu, şu kişilere 40 bin ev verdim, isimleri de bunlardır.' " Niye çekiniyorsunuz? Şeffaf bir Türkiye'de yaşayacağız ve aynı zamanda dünya teknolojide çok ciddi şekilde mesafeler katetti ama bunları yapamıyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, ikinci konuya geldiğimiz zaman da ülkemizde 1 milyona yakın epilepsi hastası bulunmaktadır. Epilepsi, engel derecesi saptanamayan tek hastalık olmasına rağmen hastalar ağır sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıyadır. Epilepsi hastaları; bir, işsizlikle diğer engel gruplarına kıyasla 3 kat farkla 1'inci sıradadır. İntihar vakalarında ne yazık ki ilk sıralarda yer almaktadırlar. Epilepsi hastalığı konusunda toplumda maalesef ciddi bir bilinçsizlik, şuursuzluk bulunmaktadır. 4 temel talepleri bulunmaktadır: Bir, epilepsi hastalarımızın işsizlik sorununun çözülmesi. İki, epilepsi de engel derecesinin net biçimde saptanması. Üç, epilepsi de ilk yardım konusunda doğru müdahaleyi öğreten çalışmalarla toplumun bilinçlendirilmesi. Dört, yurt dışından gelen raporlu epilepsi ilaçlarının geç gelmesi ve stokta bulunmaması sorununa kalıcı çözüm üretilmesi. Epilepsi hastalarının yaşam hakkı, çalışma hakkı ve sağlık hakkı ertelenemez diyoruz.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, diğer bir konu ise Türkiye'de Tıpta Uzmanlık Sınavı ücretleri. Gündemde genç hekimlerimize "Gidin!" demenin bir başka yolu bu. ÖSYM Başkanlığının 2026 TUS sınav ücretini 2.500 TL olarak belirlemesi âdeta bir haraç sistemidir. Gece gündüz demeden çalışan genç hekimlerimizin cebindeki son kuruşa göz diken bu anlayış kamusal hizmet bilincinden kopmuştur. ÖSYM kendi gençlerini müşteri olarak göremez. Bu fahiş ücretlerin indirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde konunun da takipçisi olacağız.
Bir de ayrıca şöyle bir konu var: Biliyorsunuz sözleşmeli erler var, sözleşmeli erbaşlar var, aynı zamanda astsubaylar var; bunlarla ilgili kanun çıkartılmış burada. "Yedi yıl çalışanlar başka bir şekilde, yeni bir kanunla devlet dairelerinde değerlendirilebilir." deniliyor. Aynı zamanda on beş yıl çalışma şartı getirmiştiniz, istifa edebiliyorlar bu kanuna dayanarak ama burada belirleyici bir kanun muğlak bir ifade kullanmış. Belediye başkanları tabii, talep çok olduğu için bazılarını işe alabiliyor, bazılarını almıyor; devlet dairelerine bazıları girebiliyor, bazıları giremiyor yani torpili olan, referansı olanlar, arkası olan, dayısı olanlar girebiliyor, olmayanlar ise işsizlik girdabının içerisinde boğuluyorlar. Gelin, bununla ilgili bir kriter çıkartalım, bir yönetmelik çıkartın bunlarla ilgili. Artık Millî Savunma Bakanlığı mı çıkartır veya başka bir bakanlık mı çıkartır bununla... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı mı çıkartır? Bu şahıslarla ilgili kriterler getirin, KPSS şartı getirin. Mülakat şartların dışında getirin bir KPSS şartı, deyin ki: "Şu şu şu puana sahip olanlar, yedi yıl Türk Silahlı Kuvvetlerinde sözleşmeli erlik yapanlar bunlar değerlendirilir." Onlar da bilsinler ki "Ben çalıştım, gayret sarf ettim ve bu puanı aldım. O zaman ben bunun da çok rahat bir şekilde işe girebilirim." desinler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım, lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim efendim.
Değerli arkadaşlar, depremzedelerle ilgili bir vaadiniz vardı. Dönemin İçişleri Bakanı şöyle demişti deprem olduğu zaman: "Biz sizin yıkılan evlerdeki tahrip olan eşyalarınızı, temel eşyalarınızı vereceğiz." Sayın Cumhurbaşkanı da bunu teyit etmişti ama gördüğümüz şu ki: Bu beyanatlara rağmen vatandaş gitti, Maliyeye beyanda bulundu veyahut da kaymakamlıklara beyanda bulundu "Telefonum gitti." "Televizyonun gitti." "Buzdolabım gitti." "Kanepem gitti." diyerek bunlar belirlendi ama o günden bugüne ipe un seriyorsunuz, bu insanların eşyalarını vermiyorsunuz. Zaten mağdur olmuşlar, her şeylerini kaybetmişler, canlarını kaybetmişler, mallarını kaybetmişler, psikolojilerini, sağlıklarını kaybetmiş, uzuvlarını kaybetmişler. Madem söz verdiniz, yerine getirin, eğer getirmeyecektiniz söz vermeyin. Çok önemli bir şey söz vermek arkadaşlar çünkü bir Müslüman söz verirse sözünü yerine getirir, emanete ihanet etmez, söylerse de yalan söylemez. O zaman siz bir Müslüman'sanız -ki Müslüman'sınız- sözünüzün gereğini yerine getirmenizi ve sözünüzün eri olmanızı bekliyoruz.
Teşekkür eder, saygılar sunarım.