| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 50 |
| Tarih: | 22.01.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA AYŞEGÜL DOĞAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen herkesi saygıyla selamlıyorum.
Tabii ki son günlerde Suriye'de yaşanan gelişmeleri konuşacağım çünkü bu içeride ve dışarıda Türkiye'yi oldukça yakından ilgilendiriyor. Birkaç gün önce Suruç'taydım, biliyorsunuz Suruç Kobani demek, tıpkı Nusaybin gibi, Kamışlo, Ceylânpınar ve Serekaniye nasılsa Suruç ve Kobani'de aynı yani ses verdiğinizde Suruç'tan birkaç kilometre ötedeki Kobani'de yankılanıyor. Aramızda tarihsel bölünmüşlüğün bir tezahürü olarak elbette sınırlar var ancak bu sınırlar yüreğimizde yok. Yalnızca akraba değiliz halkız, aynı sesin, aynı yüreğin parçalarıyız. Bunları niye defaatle anlatıyoruz, yıllardır anlatıyoruz? Duymayanlar bir daha duysunlar diye, konuşabilelim, sorunlarımızı konuşarak çözelim diye ama duymadığınızdan, bilmediğinizden değil. Aslında biliyorsunuz bu gerçekliği, bu tarihsel bölünmüşlüğü; bu tarihsel bölünmüşlüğün her ne kadar farklı ideolojik yaklaşımlar olsa da aramızdaki birliğe dair bir gölge yaratmadığını ama buna rağmen soruluyor: "Size ne oluyor?" diye. Peki, ben de şimdi öyle diyenlere "Size ne oluyor?"un başka bir versiyonunu göstermek istiyorum. Şimdi, Kobani kuşatıldığında kazandıklarını sananlar var ya, öyle açıklamalar yapanlar, bir yandan da kardeş olduklarını söyleyenler, Kürtler öfkeleniyor bunları duyduklarında, diyorlar ki: "Kürtler niye öfkeleniyor?" Çünkü Kürtler Suriye'de 2014 yılından bu yana IŞİD'le mücadele ediyor, bunun çok ağır bedelini ödediler. Burada, bu Parlamentoda, bu sıralarda vaktiyle oturan Eş Genel Başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız şu an hapiste. Niye? Niye bedel ödüyorlar? IŞİD'le mücadele edenlere destek çıktıkları için, Türkiye'nin de sınır güvenliğini etkileyecek bir konuda oldukça gerçekçi bir politika yürüttükleri için.
IŞİD vahşetine karşı Kobani direnişi zaferinin tam 11'inci yılını geride bıraktık ve Kobani şu an yine bir kuşatma altında; su yok, elektrik yok, insanlar ilaca erişemiyor. Biz burada ne konuşuyoruz? Suriye ordusuna tebrikler, takdirler, övgüler, kuşatma altında Türkiye'de yaşayan 25 milyon Kürt'ün kardeşi varken. Kürtlerin kalbi Halep'te atıyor diyoruz, mesele, iki mahalle meselesi değil diyoruz, yine bize soruluyor: "Kürtlerin kalbi niye Halep'te atıyor?" Mesele, niye iki mahalle meselesi değil? Mesele, niye Şeyh Maksut ve Eşrefiye meselesi değil? Çünkü mesele, en az yüz yıllık bir inkâr, imha, katliam, kırım, kıyım, göç, zorla yerinden edilme, acı, gözyaşı ve bu tarihin yeniden canlanması meselesi. İşte, bu yüzden Kürtler hep birlikte aynı tarafta yek vücut ve tek ses bir şekilde diyorlar ki: "Bugün kalbimiz Kobani'de, bugün kalbimiz kuşatılan mahallelerde, bugün kalbimiz Rojava"da atıyor." Bu sesi duyun, bu sesi duymamak insanlığa karşı işlenen bir suça ne yazık ki ortak olmaktır; bir daha olmayın, tarih tekerrür etmesin. Ankara kuşatılmış bir Kobani'yle kazanamaz. Ankara kazanmak istiyorsa Kobani özgür olmalıdır; bu da tarihsel bir gerçeklik, bu bir tehdit değil, bu bir uyarı değil, bu bir tespit ve tarih bu tespiti her defasında yeniden, yeniden doğruladı, bu defa bu fırsat kaçırılmamalı.
Kuşatılan Rojava'yla yine, kazanacaklarını sananlara seslenmek istiyorum: Bölgesel barış iddiası olanlar bilmelidirler ki bölgesel barış ancak Kürtlerin kazanımıyla mümkün olur ve ancak böyle güçlenir. Kürtlerin güvenliği yalnızca Kürtlerin önceliği değildir, olmamalıdır; Kürt'ün kimliği, dili, tarihi Türkiye için bir tehdit değil sevgili arkadaşlar, hiçbir zaman bir tehdit olmadı. Ben burada nasıl bir tehdit oluşturmuyorsam bir Kürt olarak, Suriyeli Kürtler de Irak kürdistanında yaşayan Kürtler de İran kürdistanındaki Kürtler de kürdistan coğrafyasında yaşayan hiçbir Kürt Türkiye için tehdit değildir, hiçbir dönemde de tehdit olmamıştır. Artık bunu böyle bir algıyla ambalajlayıp sunmaktan vazgeçin.
Geçici Şam yönetiminin Vakıflar Bakanı ne yaptı biliyor musunuz? Enfal suresiyle Kürtlere karşı fetih ilan etti, birkaç gün önce, 18 Ocakta. Hepiniz aslında "enfal" ne demek Kürtler için gayet iyi biliyorsunuz ama bilmeyenlere bir daha hatırlatalım: "Enfal" bizim için Halepçe demek, Şengal demek, Afrin demek, katliam demek, soykırım demek, 182 bin insanın diri diri gömülmesi demek. Buna nasıl ses çıkarmayalım, buna nasıl sessiz kalalım, buna nasıl söz söylemeyelim, bunu nasıl demokratik bir şekilde tepki göstermeyelim ve sesimizi yükseltmeyelim? Onca yasağınıza, onca gazınıza, onca yasaklamanıza, onca kolluk gücünü bunun için seferber etmenize rağmen biz demokratik tepkimizi, itirazımızı göstermek istiyoruz. Sokaktaki tepkiyi doğru değerlendirmek gerekiyor; bugün bu Genel Kurul Türkiye'de sokakta milyonlarca insanın sesini duymak zorunda ve buna sessiz kalmamalı, bu tepkinin DEM PARTİ tarafından organize edildiğini düşünenlere bir daha dönüp bakmalarını tavsiye ederim. Biz itirazı olanların yanında olacağız elbette, biz halkların partisiyiz, onlarla birlikte demokratik bir şekilde bu duruma itiraz edeceğiz. Bunu kabul etmiyoruz, kabul etmediğimizi söyleyeceğiz. Siz de şu ısrarınızdan vazgeçmelisiniz artık: Bize "Karar verin." diyenler var, bize "Nerede durduğunuzu söyleyin, artık tarafınızı belli edin." diyenler var. Bakınız, bizim tarafımız belli, biz yıllardır barış için, özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için mücadele ediyoruz; dün de bunun için mücadele ettik, bugün de bunun için mücadele ediyoruz, yarın da bunun için mücadele edeceğiz ama biz aynı zamanda onur ve haysiyet mücadelesi veriyoruz. Biz "Onurlu bir barış, eşitlik bir kardeşlik." diyoruz. Kimsenin kimseye dayatmacı bir şekilde yaklaşmadığı, gönüllülük üzerine inşa edilmiş bir kardeşlikten bahsediyoruz. Siz, bir yandan durmaksızın barış ve demokratik toplum çağrısıyla ilgili hatırlatmalar yapıp öte yandan bu hatırlatmaların ötesine geçecek somut emareler ortaya koymazsınız, bir de Suriye ordusuna övgüler yağdırırsanız, Kürtleri kuşatan, Kürtleri katliamla karşı karşıya bırakan bir zihniyete yani Kürtlerle birlikte olmak yerine HTŞ'yi tercih ederseniz, İŞİD'i tercih ederseniz insanlar isyan eder. Bu isyanı görmelisiniz. Artık siz bir karar vermelisiniz. Bizim tarafımız da kararımız da belli; bir arada eşit ve özgür yaşamdan yana, haysiyeti korunmuş bir birliktelikten yana. Şimdi bu tarihsel kırılma anında asıl sizlerin karar vermesi gerekiyor "İçeride dışarıda, her yerde barış, eşitlik." diyebiliyor musunuz? Bunun için adım atmaya var mısınız? Yalnızca iktidara sormuyorum, muhalefete de soruyorum: Sessiz kalmak tarihin affetmeyeceği bir insanlık suçudur. Hiç kimse bu meseleyi yalnızca DEM PARTİ'nin omuzlarına bırakamaz. Hiç kimse bu meselede yalnızca DEM PARTİ'nin söz söylemesini bekleyemez, beklememeli. Kimse binlerce, milyonlarca insanın ayakta, gece gündüz, 6 Ocaktan bu yana kalbinin attığı yeri, Rojava'yı görmezden gelemez. İnsanlık onuru ve evrensel değerler için verilmiş ve verilen bir mücadele kriminalize edilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bırakınız Kürtler karar versin kimlerin kendilerini nasıl temsil edeceğine; buna da siz karar vermeye çalışmayın. Eğer ölüm siyaseti yaparsak, ölümün siyasetini yaparsak siyaset ölür. Siyasetin ölmemesi için ölümün siyasetinden, hamasetten, kandan, çatışmadan beslenen bir siyasetten vazgeçmek gerekir ve şimdi cesur olmak, karar vermek, saf tutmak, özgürlükten, barıştan, eşitlikten, demokrasiden yana durmak gerekir.
Bir son söz olarak "..."(*) felsefesi emin olun bu barbarları yenecek. Daha önce de yendi, yine yenecek. Kadınlardan korkun, onların cesaretinden ve direnişinden korkun; onların saç örgüleri ilmek ilmek örülen direniş hikâyeleridir diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
(CHP sıralarından bir grup milletvekilinin ayağa kalkarak pankart açması)