| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 50 |
| Tarih: | 22.01.2026 |
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, burada bir Vakıflar Kanunu geçti ve Vakıflar Kanunu geçerken de belediyelerin yapma imkânı olan yani belediyelerde bulunan vakıf arazileri ve vakıf tarihî eserlerinin tamamen Vakıflar Genel Müdürlüğüne aktarılması noktasında bir çalışma yapıldı ve iktidar partisinin oylarıyla geçti.
Geçenlerde Türkiye'nin gündemine bir konu düşmüştü. Selimiye Camisi, Mimar Sinan'ın ustalık eseri olan Selimiye Camisi'nde bir restorasyon yapıldı biliyorsunuz. Bu restorasyonla ilgili mimarlar ve bu konunun uzmanları itiraz ettiler. Restorasyon neydi? 19'uncu yüzyılda II. Selim zamanında yapılmış olan bir restorasyonun 16'ncı yüzyıla hitap etmediği, bu nedenle bu restorasyonun 16'ncı yüzyıla uygun bir şekilde yapılması kararlaştırıldı ve Mimar Sinan'ın yapmış olduğu eserleri, bir örnekleme göstererek 19'uncu yüzyılda yapılan o tezyinatı, o mimarlık eserini ortadan kaldırmak istediler ve bu kurulun başkanı şöyle bir ifade kullandı: "Biz hepimiz Müslüman'ız." Şimdi, Peygamber Efendimiz'in dönemindeki sünnete dönecekmiş. Ya, Peygamber Efendimiz'in döneminde kubbe bile yok, minare bile yok doğru dürüst. Şimdi kalkmışsın, din anlayışı içerisinde, kendi din anlayışını bize de yutturmaya çalışıyorsun. Ne diyorsun? "Tevhide ve sünnete götürmeyen her türlü unsurun ortadan edepli şekilde kaldırılması icap eder." diyorsun. Ve bunun sonucunda vatandaşlar mahkemeye verdiler. Burada Bakan Yardımcısı ve yetkili genel müdürler bu kanun geçerken bu konuyu gündeme getirdiğimiz zaman şöyle söylemişlerdi: "Eğer mahkeme aleyhte bir karar verirse bizim yapmış olduğumuz restorasyona, biz ona uyacağız." Evet, mahkeme, Edirne İdare Mahkemesi 31/12/2025 tarihinde bu restorasyonun doğru olmadığını ve de 19'uncu yüzyıldaki restorasyonun olduğu gibi kalması gerektiğini UNESCO'nun da vermiş olduğu belgelerle beraber ortaya koydu. Ben buradan Kültür ve Turizm Bakanlığına ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne sesleniyorum: Haydi, sözünüzde durun ve istinafa da gitmeyin ve Mimar Sinan'ın eserleri daha sonra restore edilmiş olsa bile birileri tarafından, tarihî eserler uzmanları tarafından bunu bozmayın; bu tarihî eserler tezyinatıyla ve bu şekilde gelecek kuşaklara aktarılsın diyorum ve Mimar Sinan'la ilgili olarak da birileri kalkıp "16'ncı yüzyılda böyleydi, şimdi de bu şekilde yapıyoruz." diyerek, İslam'ı da bu konuya alet ederek kendi düşüncelerini bize dayatmasınlar diyoruz.
Değerli arkadaşlar, şimdi, biliyorsunuz, çiftçilerimiz geçen sene büyük bir felaket yaşadılar, 2025 yılında bir don felaketi yaşadılar, bazı yerlerde sel felaketleri yaşadılar; çok ciddi şekilde ürün rekoltelerinde düşüş olmuştu, ardından da şimdi bunların kredi çekmeleri lazım. Ne kredisi alacaklar? Bunlar Ziraat Bankasından çiftçi kredileri alacaklar, Ziraat Bankası "Borçsuzluk belgesi getirin." diyor. Borcu olmayan çiftçi var mı Allah aşkına? Bunu yapacağınıza krediyi verin, bir yandan borçlarını ödesinler; bir yandan da tarlalarını eksinler, ürünleriyle ilgili ilaçlarını alsınlar, gübrelerini alsınlar, bunları yapsınlar. Bir yandan üretsinler hem gıda noktasında ihracat yapalım, ithalatı durduralım, bir diğer yandan da çok rahat bir şekilde bu çiftçilerimiz ürünlerini üreterek de para kazansınlar. Ama bakıyoruz "Hâlâ daha Sosyal Güvenlik Kurumu borcunuz var, sizin işte vergi borcunuz var." diyerek zorluk çıkarıyorlar ama o Ziraat Bankası başka şirketlere başka konularda, gazete konusunda, televizyon konusunda 800 milyon dolar çok rahat borç verip ardından da faizleriyle beraber bu borcu almamayı bir maharet olarak kabul ediyor. Bunları soru önergeleriyle sorduğumuz zaman da şöyle diyorsunuz: "Bu bir ticari sır." ifadesini kullanıyorsunuz. Aynı konu esnaf kredi kooperatiflerinden kredi almak isteyen esnaflar için de geçerli. Bunlar da kredi alacaklar, bu konuda Hükûmetin bir desteği var esnaflara; faizin tamamının yüzde 50'sini Hükûmet karşılıyor yani hazine karşılıyor, bir diğer taraftan yüzde 50'sini ise esnaflardan alıyorlardı. Şimdi, bu insanlara diyorsunuz ki: "Senin Sosyal Güvenlik Kurumuna, SSK'ye borcun var, Maliyeye borcun var, o nedenle ben sana kredi vermeyeceğim." Esnaflar çok zor durumda, Türkiye'de enflasyon çok büyük boyutlara çıkmış vaziyette, ortalamasını aldığım zaman yüzde 45 civarında bir enflasyon var ve de aynı zamanda Türkiye çok durağanlaştı yani çarşıda, pazarda bir hareket yok, hareketlilik olmadığı için de... Bu konuda da Hükûmeti bir kez daha duyarlı olmaya davet ediyor ve çiftçilerimizin, esnaflarımızın yanında yer almanız gerektiğini söylüyoruz.
Bir diğer konu, barınma krizi değerli arkadaşlar. Şimdi, Muğla'da -ben Muğla Milletvekiliyim- 1 metrekare bir daire betonunun bedeli 10 gram altını aşmış vaziyette ve Muğla'da çok ciddi şekilde bir konut problemi var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Başkanım beş dakika bitti.
Buyurun, toparlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Fethiye'de, Bodrum'da, buralarda çok ciddi şekilde ev sıkıntısı var ve kıraçlarda yaşayan, periferde yaşayan insanların çocukları otellere geliyorlar, barınacak yerleri yok. TOKİ bu noktada hassasiyeti özellikle Fethiye'ye, Bodrum'a veyahut da tatil beldelerine göstermesi gerekir diyorum.
Bir diğer konu ise sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan vatandaşlarımız, bizim insanlarımız. KPSS puanıyla giriyorlar, dört yıllık yüksek öğrenim şartı var, işe alınmalarda yabancı dil gibi bir memuriyet şartları var. Valilik ve kaymakamlık çatısı altında en hassas kamu hizmetlerini yapıyorlar bu insanlar ama şimdi bu insanların problemi şu, bir diğer taraftan talepleri nedir? Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kamu tüzel kişiliği statüsüne kavuşturulması ve çalışanların kamu işçisi veya memur kadrosuna alınarak tayin, özlük ve mali haklarının güvence altına alınması bir vefa borcudur diyoruz. O nedenle, bu konuda hassasiyet gösterirse Hükûmet, özellikle Cumhurbaşkanlığı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı bu vatandaşlarımızın problemleri giderilmiş olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bir diğer konu değerli arkadaşlar, son zamanlarda şöyle demeçler vermeye başladı Bakanlar, efendim, işte Mehmet Şimşek iş adamlarına, sanayicilere diyor ki: "Her şeyi devletten beklemeyin." Ya, bu insanlar vergilerini vermiyorlar mı, vergi mi kaçırıyorlar? Bu insanlar yatırım yapmıyorlar mı, istihdam yapmıyorlar mı? Neden, kimden bekleyecekler bekleyeceklerini? Rusya'dan mı bekleyecekler, Rusya Hükûmetinden mi bekleyecekler? Tabii ki devletten bekleyecekler. Devlet neresidir? Bugün devleti siz yönetiyorsunuz ama sadece devlet siz değilsiniz, devlet 86 milyondur. Aynı demeci de bir başka Bakan verdi. Mansur Yavaş'a su sıkıntısını bahane ederek "Ya, sen çok beceriksizsin." ifadesini kullandı. Kim bu Bakan? Tarım ve Orman Bakanı. Tarım ve Orman Bakanı, sen önce orman yangınlarıyla ilgili helikopterleri alıp almadığını, gece görüşlü helikopterlerinin olup olmadığını... Şimdi, gene yaz mevsimi geliyor, ormanlar yanacak "Helikopterim yok." diyeceksin, "Gece görüşlü helikopterim yok." diyeceksin, "Uçaklarım yok." diyeceksin, "Ne yapalım, büyük bir felaket." diyeceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Başkan, 8'inci dakika, son dakika.
Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim efendim.
Şimdi, "Toprağımızı vermiyoruz." diyerek köylünün feryadını işitmiyorsun. Orman yangınlarıyla ilgili olarak da bahanen şu: "Efendim, ormanlarımız yandı ama biz çok ciddi şekilde arazilerimizde yeni orman alanları açıyoruz." Doğru, 1 yaşında, 2 yaşında, 3 yaşında, 5 yaşında, 10 yaşında. Peki, yananlar kaç yaşında? 50 yaşında, 100 yaşında, 200 yaşında; onlar erozyonu önlüyorlar, onlar suyumuzu, toprağımızı iklimimizi, havamızı koruyorlar. O nedenle ben buradan sesleniyorum: Orman Bakanı, önce sen görevini yap, sonra Mansur Yavaş'a dil uzat.
Bir diğer husus da aynısını Mehmet Şimşek de söylüyordu. Yani burada Sayın Mehmet Şimşek, sen bunu yapacağına "Bu işi beceremiyoruz, başınızın çaresine bakın." diyorsun ve Hükûmetin fikren iflas ettiğinin de en büyük itirafçısısın sen. Biz bu acziyeti kabul etmiyoruz. O nedenle, devlete karşı görevini yapan tüm vatandaşlarımıza siz liyakat ve ehliyet esasına ve ahlak esasına dayalı olarak çok eşit mesafede yaklaşmanız gerekmektedir.
Bu duygular içerisinde yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.