| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçenki iki konuşmamda da söylemiştim, bir kere daha tekrarlamak lüzumunu duyuyorum ki Parlamentoyu çalıştırma görevi iktidarındır ancak iktidara mensup arkadaşlarımız sık sık Parlamentoda karar yeter sayısı ve toplantı nisabı sayısı bulundurmayarak çalışmaları aksatmaktadır; bunu hepinizin dikkatine arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emekli maaşı tartışması neredeyse bir papatya falına döndü "Az mı verilecek, çok mu verilecek? Bugün mü verilecek, yarın mı verilecek? Sayın Cumhurbaşkanımız yardımseverdir, biraz daha fazlasını verir. Maaşlara seyyanen zam verilecek mi, verilmeyecek mi?" Bu ne üzücü bir durumdur, vatandaşın yaşama hakkı pazarlık konusu olur mu hiç? "Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar." derler. "Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir." diyen Hazreti Peygamber öğüdünü de unutmamak gerekir.
Fakirlik kader değildir, ülkeyi yönetenlerin beceriksizliğidir. Bugün emekli maaşlarındaki sorun, sadece maaşların azlığı değil, maaşlar arasındaki dengesizlik ve adaletsizliktir. Emekli maaşlarında meydana gelen kargaşanın tek sebebi, bu kanunu değiştirerek daha iyisini yapamayan iktidardır. Yeni dünya düzeninin çatır çatır yıkıldığı bir dönemde biz emeklilerimize ne kadar maaş verip veremeyeceğimiz tartışmasının içerisinden bile çıkmakta zorlanıyoruz. Hâlbuki ahlak temelli, hukuk ve adalet temelli, hesap veren, liyakatli kadrolar eliyle ülkeyi yönetemezsek bu sıkıntımız bitmeyecek, daha da derinleşecektir. Yaklaşık beş asır önce kendisine tahsis edilen maaşı alamayan şair Fuzuli "Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar/ Hüküm gösterdim, faidesiz diye mültefit olmadılar." derken belki de bugünlere işaret ediyordu.
Şair Abdurrahim Karakoç diyor ki:
"Düşündü, kış yakın; evde odun yok,
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok,
Yok, yoka karışmış; tuz yok, sabun yok."
Fakirin çocuğuna sesleniyor Abdurrahim Karakoç:
"Fakirlik bağdaş kurmuş hasıra,
Harçlık maçlık gönderemem Mısır'a,
Hele mektup için hiç bakma kusura,
Pul parası bile kesemizi deldi". diyor.
Ucuz et kuyruğuna doldurdu safı,
Fiyatları gez, gör; incele rafı,
Çıkaramıyor artık ürün masrafı,
Çiftçi tarlasını ekmiyor, hem üretici hem de tüketici perişan.
Bu ne yaman çelişkidir? Sürdürülebilir mi bu düzen? Asla. İnsanı yaşat ki devletin yaşasın diyoruz. Yaşıyor mu Türk insanı? Hayır. Nasıl yaşayacak devletimiz, insanı yaşamıyorsa? Şimdi çare olarak aile yardımı öneriyorsunuz. Yapın, tabii ki daha çoğunu yapın ama yardım ile oyu eşitleyerek insan haysiyetiyle oynamayın. Klişe laflar var: Fırsatlar ve tehditler. Bu düzende fırsatlar nerede; gelin, hep beraber görelim ama tehditler açıkça orta yerde duruyor.
9'uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel diyor ki: "Bir devletin arkasına koyabileceğimiz yegâne teminat, karnı tok, sırtı pek vatandaştır." Peki, bugün nerede karnı tok vatandaş, gösterebilir misiniz bize? O zaman, tarlasını eken, vatandaşı doyuran çiftçi yok, yok, yok ama biz bunu var etmek zorundayız. Biliniz ki sürekli yardım, fakirliği yok etmez; eşitsizlik ve adaletsizlik yaratır.
Değerli arkadaşlar, emekliyi, çiftçiyi, işçiyi, dar gelirliyi yardıma muhtaç hâle getiren bu düzen sürdürülemez. Sadaka kültürüyle sosyal devlet inşa edilemez. Yoksulluğu yönetmek marifet değildir, yoksulluğu ortadan kaldırmak marifettir. Bu ülkenin kaynakları vardır, bu ülkenin imkânları vardır, bu ülke insanının umudu da olmalıdır. Eksik olan doğru yönetmektir, eksik olan adalettir. Bugün, bu Meclisin görevi, vatandaşa yardımı sürdürmek değil, hakkını teslim etmektir. Biz, bu ülkenin yoksulluğa mahkûm edilmesine şiddetle karşıyız. Adil, eşit ve akıllı ve rasyonel bir yönetim bu problemleri ortadan kaldırabilir; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)