GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:21.01.2026

MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günden güne derinleşen ekonomik krizin 8'inci yılındayız. Geçilen bu sekiz yılda ekonomik krizin üstesinden gelebilmek için birçok şey denendi. Döviz kurunu kendi hâline bırakmak da denendi, baskılamak da denendi; kur korumalı sistem de denendi, kur korumasız sistem de denendi; Türkiye'yi gerçek bir hukuk devleti gibi göstermek de denendi, yatırımcı inanmayınca hukuk tanımaz rejimi tüm çıplaklığıyla sergilemek de denendi; "Dolar 10 liraya, 15 liraya çıkacakmış, çok beklersiniz." diyenin yöntemleri de denendi, gözleriyle ortalığa ışık saçanın yöntemleri de denendi; "Çözerse o çözer." denilenin yöntemleri de denendi, hâlen denenmeye devam ediyor; kısacası, rasyoneli de denendi, irrasyoneli de denendi; olmadı, olmuyor, olmayacak.

2026 yılı itibarıyla 8'inci yılına giren bir ekonomik kriz 5 bakan, 6 Merkez Bankası Başkanı eskitti ve bugün ülke ekonomisi 2018 yılını mumla arar oldu. Emekliler, çalışanlar, memurlar, asgari ücretliler, işçiler, çiftçiler, iş adamları, öğrenciler, anneler ve toplumun her bir ferdi bugün sekiz yıl öncesine hasret duyuyor; bu öyle bir çile ki sonu gelmiyor. İktidar, sosyal güvenlik sisteminden enflasyona, para politikasından dış ticaret dengesine, faiz ödemelerinden üretim ekonomisine, ekonominin birçok alanını tarumar etti ve etmeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, artık yoksulluk sınırıymış, açlık sınırıymış, bu gibi istatistikleri konuşmanın bir anlamı da kalmadı, artık konuşulması gereken kavram biyolojik açlıktır. Biyolojik açlık, gerçek açlıktır, temel gıda maddelerini dahi alım imkânının olmaması hâlidir. Ne hazindir ki gıdada kendi kendine yeten bir ülke on yılda biyolojik açlık gibi kavramları konuşur, tartışır hâle geldi. Biyolojik açlığın konuşulduğu ülkemizde bugün önümüze getirilen kanunun 7'nci maddesiyle en düşük emekli maaşı 20 bin TL'ye çıkarılıyor ve bu acziyet hâli vatandaşımıza, emeklimize âdeta bir müjde olarak pazarlanıyor. Peki, vatandaşa bunu bir müjde olarak anlatanlara, ana akım medyadaki sözde gazetecilere, iktidar mensuplarına sormak istiyorum; vatandaşın içine karışıp bu müjdeli hâli yerinde görmeye, çarşıya, pazara, manava, markete gidip emeklinin bu mutluluğunu yerinde görmeye davet ediyorum. Peri masalları anlattığınız stüdyolarınızdan, sıcak salonlarınızdan ayrılıp, milletin içerisine karışıp gerçeklerle yüzleşmenizi istiyorum. Bu soğuk kış günlerinde stüdyolarından, sıcak salonlarından ayrılmak istemeyenler olacaktır, onlar da bu müjdeli vaziyetten mahrum kalmamak için yalnızca bir aylığına 20 bin TL'yle hayatlarını idame ettirmeyi deneyebilirler. Belki bu müjdeli hâli bizzat deneyimleyerek unuttukları vicdanlarını yeniden hatırlama fırsatı elde ederler; belki bu müjdeli hâli bizzat yaşarlar da milyonlarca insanın çektiği sefaleti bir nebze olsun anlayabilirler.

Bu ülkede emekliler pansiyon odalarında yaşar oldu, kuru ekmek yer oldu, kahvede oturup birkaç bardak çay içmek bir yana dursun 75 yaşından sonra karton toplar oldu. 20 bin TL; yazık, çok yazık!

Peki, ülke ekonomisi neden belini doğrultamıyor? Neden emeklisini biyolojik açlığa ve sefalete mahkûm ediyor? Birçok sebep var elbette ama bu sebeplerden bir tanesi yine bu torba kanunun içerisinde yer alıyor.

Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği üzere Anayasa Mahkemesi dedi ki: "Türkiye Varlık Fonunu denetimden vareste tutamazsınız. Bu Fon milletin fonudur; kaynağın nereden geldiğini, nereye gittiğini millet bilecek." Peki, bugün önümüze getirilen düzenlemeyle ne yapılıyor? AYM'nin iptal gerekçesine uygun hareket edilmiyor; Varlık Fonunu millet adına denetlememizin önüne geçiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Bugün bu kanunla Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank, İstanbul Borsası, Türk Hava Yolları, PTT, TÜRK TELEKOM, TÜRKSAT, ÇAYKUR gibi milletin kurumları milletin denetiminden maalesef kaçırılıyor. Usulsüz işler yapmıyorsanız milletin denetiminden, Sayıştay incelemesinden niçin kaçıyorsunuz? 1 liralık işi 2 liraya yaptırmıyorsanız Devlet İhale Kanunu'ndan, Kamu İhale Kanunu'ndan neden kaçıyorsunuz? Emekliye 20 bin TL'yi reva görürken kimden neyi saklıyorsunuz? Bu devasa şirketlere neyi, neleri gizlemek istiyorsunuz?

Yüce Rabbimiz Ahzap suresinin 54'üncü ayetinde bizlere şöyle buyuruyor: "Bir şeyi gizleseniz de açığa vursanız da fark etmez; Allah her şeyi çok iyi bilmektedir."

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)