| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ekranları başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı, yoldaşlarımızı saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.
Bugün bu kürsüden Nusaybinli biri olarak seslenmek istiyorum: Sınırın öte yakasındaki akrabalarımızın, akrabalarımın sesi olmaya çalışacağım. Biliyorsunuz, Nusaybin ile Kamışlı arasında sadece tel örgüler var ve daha önce de bu kürsüden ifade ettim, Kurtuluş Savaşı'na katılıp yaşamını yitiren akrabalarımızın çoğu maddi imkânsızlıklardan dolayı o dönemde Suriye'ye göç etmek zorunda kaldı ve çoğu Kamışlı, Haseki gibi illerde yaşamaktadır, hâlen de yaşıyorlar. Dolayısıyla, bugün bize laf atanlar, söz söyleyenler, partimize hakaret edenler, emin olun, oradaki yaşayan akrabalarımız kadar bu ülkenin kurulmasında bedel ödemediler çünkü Kurtuluş Savaşı'nda onlar bedel ödedi, yaşamını yitirdi ve maddi imkânsızlıklardan dolayı oradalar bugün.
Dolayısıyla, konuşmamı ben de emekliler üzerine, bu paket üzerine yapmak isterdim ama var olan durumu da aktarmazsam akrabalarıma -en azından- haksızlık etmiş olurum. Kuzeydoğu Suriye'ye bakınca sadece gündelik çıkarlarını görenlerin eliyle Suriye'ye barış getirileceğini düşünmüyoruz. IŞİD maşası üzerinden Batılıların cetvelle çizip birbirinden ayırdığı tarih, kültür ve kardeşlik katledilmeye çalışılıyor bugün Suriye'de, buna sessiz kalan tarih önünde yapmadıklarından da sorumlu olacaktır elbette. Suriye'de demokratik bir yönetimin oluşmaya başladığı günlerde bu saldırıların artarak sürmesi manidardır. IŞİD'e bir biçimde derin destek verenlerin bu kardeşliğe, komşuluğa ve vicdana ekleyecek sözlerinin tükendiğini görüyoruz, duyuyoruz. Halkların kardeşliğinden doğacak barış ve vicdan gücünün, üstü örtülü, çıkarcı siyasi aktörlerin günü kurtarmak için ortaya koyduğu davranışlardan daha değerli ve güçlü olduğuna inanıyoruz. Kuzeydoğu Suriye'yi güvence altına alacak her türlü adım insanlık onurunu da koruyacaktır. Kürtler Kobani'de, Rojava'da sadece bir yeri korumadılar; insanlığın onurunu korudular, insani değerleri korumak için direndiler ve yaşamlarını feda ettiler. Kültürüne, toprağına sahip çıkmak isteyenlerin bulunduğu, şiddetin karşısında hafızanın yaşatılmaya çalışıldığı, aynı yıldızı birlikte seyrettiğimiz komşuluğun da akrabalığın da adıdır aslında Rojava ve Kobani. Dün Şengal'de ve Musul'da yaşananlar bugün Suriye'de yaşanıyor. Yarın çok geç olmadan bu insanlık dışı, bu tarihin görmediği şiddet biçimiyle çocuk, kadın demeden katleden, dinî referanslarla terör estiren sapıklar ordusuna hep birlikte "Dur." demeliyiz. Bunun bir an önce ve daha fazla zaman ve insan katledilmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Suriye'de HTŞ-IŞİD canilerine teslim etmek istiyorlar Suriye'yi, istiyorlar ki orada yaşayan halk o cihadistlerin eline düşsün. Şunu açıkça ifade edelim: Bu ateş herkesi yakar, Orta Doğu'yu yakar, Türkiye'yi de yakar.
Bu kürsüden yalnızca bir dış politika başlığını, yalnızca Rojava ve Suriye'de yaşanan bir gelişmeyi ya da yalnızca bir güvenlik sorununu değil; bugün burada Orta Doğu'nun geleceğini, halkların kaderini ve Kürt halkının tarihsel kazanımlarına dönük çok yönlü bir tasfiye planını konuşuyorum. Zira Suriye'de yaşanan, bir rejim değişikliği değildir, bir istikrar arayışı ya da bir iç savaş hiç değil; yaşananlar, Kürt halkının kendi coğrafyasında eşit ve özgür yaşam iradesine karşı kurulmuş uluslararası ve bölgesel bir saldırı düzenidir.
Şunu açıkça bir kez daha ifade etmek istiyorum: Biz Rojava'nın yanında olmaya, Rojava'ya sahip çıkmaya devam edeceğiz. Çünkü Rojava'ya sahip çıkmak insanlık onuruna, halkların eşitliğine ve demokratik geleceğe sahip çıkmaktır. İnançların yan yana var olabilme cesaretinin adıdır Rojava. İşte tam da bu nedenle hedef alınmaktadır. Bugün Rojava'ya yönelen saldırılar yalnızca Kürt halkına yönelik değildir, Orta Doğu'da demokratik bir toplum ihtimalinin kendisine yönelik bir saldırıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 8 Aralık tarihinde Suriye açısından bir devrim olarak tanımlamıştır. Ama 8 Aralık, Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallesi'ne yönelik saldırılar Orta Doğu'da karanlık bir dönemin kapısını aralamıştır, cehennemin kapısını açmıştır. Dün uluslararası terör listesinde yer alan, kadınları köle pazarında satan, inançları yok eden, halkların iradesini kılıç zoruyla bastıran yapıların bugün şehirleri ele geçirmesine "devrim" demek, siyasi bir hafıza kaybı değil, bilinçli bir çarpıtma olsa gerek. Kadın kırımını, çocuk katliamını ve mezhepçi şiddeti "ilerleme" diye sunmak özgürlük değil kararlılığın yeniden iktidara taşınmasıdır. Dünyanın ve tüm insanlığın lanetlediği, terör örgütleri olarak kabul ettiği yapıların Rojava'ya yönelik yürüttüğü katliamlara "devrim" diyorsanız sizin özgürlük anlayışınız yalnızca Kürtlerin kazanımlarını yok etme başarısına endekslidir. Bugün sahada karşımızda olan yapı HTŞ değildir. Bu yapı, IŞİD'in ambalajı değiştirilmiş hâlinden başka bir şey değildir. Halep'te, Şeyh Maksud'ta, Eşrefiye'de yaşananlar bir güvenlik operasyonu değildi elbette. Bu, Kürt halkına yönelmiş açık bir soykırım saldırısıydı. Kadınlar binalardan atılırken, çocuklar sokak ortasında katledilirken bu ülkenin Millî Savunma Bakanı çıkıp "Memnuniyetle karşılıyoruz." diyebiliyorsa burada yalnızca bir siyasi tercih değil, insanlık suçuna verilmiş açık bir onaydan bahsedebiliriz. Soruyoruz, neyin memnuniyeti bu? Kadınların öldürülmesinin memnuniyeti mi yoksa çocukların katledilmesinin memnuniyeti mi yoksa yüz yıllık Kürt düşmanlığının HTŞ'ye ihale edilmesinin memnunluğu mu? Sayın Erdoğan Suriye'de tek devlet ve tek ordu söylemini tekrar etmektedir. Buradan açıkça ifade etmek gerekiyor: Kürtlerin iradesinin olmadığı tek bir ordu Suriye'ye barış değil diktatörlükten ya da bitmeyen bir kaostan başka bir şey getirmez. Bunu bir tehdit olarak söylemiyorum, bir tespit ve gerçeklik olarak sunuyorum. IŞİD ve HTŞ zihniyetiyle kurulacak her ilişki bu coğrafyayı daha büyük felaketlere sürükleyecektir.
10 Martta imzalanan mutabakat, eşit siyasi temsili ve Kürt halkının anayasal tanınması ile ateşkesin sağlanmasını, entegrasyonun ortaklık temelinde yürütülmesini, göçmenlerin güvenli dönüşünü ve terörle mücadelede ortaklığı öngörüyordu. Peki, ne oldu? Bu maddelerin hiçbiri hayata geçirilmedi, ateşkes HTŞ eliyle bozuldu; Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de askerî hareketlilikler arttı, Til Temir, Tişrin, Tabka ve Rakka bombalandı, sivil Kürtler SDG'ye destek bahanesiyle katledildi.
Bugün yeniden barbar IŞİD çetelerine karşı dünyanın onuru koruyan Kobani hedef alınmak istenmektedir. SDG komutanı Mazlum Abdi'nin sözleri son derece açık ve öngörülüdür: "Entegrasyon ortaklıktır, zorla dayatılamaz." Ama Ankara bu süreci sabote etti, Hakan Fidan Şam ziyaretinden sonra Paris'te toplantıları erteledi. Diplomasi, halkların barışı için değil Kürt kazanımlarını tasfiye etmek için bir operasyon aygıtına dönüştürüldü. Bir yandan çıkıp "SDG İsrail'le iş birliği yapıyor." denildi, diğer yandan Paris'te İsrail'in bölge stratejilerine hizmet eden masalarda oturuldu. Dillerinde Gazze vardı, ellerinde HTŞ'nin kanlı hançeri, ceplerinde Paris pazarlıklarının notları vardı.
Bugün Rojava sınırına yönelik gerçekleştirilen yürüyüşler Kürt halkının örgütlü gücünün bir kez daha gösterilmesinden başka bir şey değildir.
Değerli halkımız, tarih başkasının toprağında gözü olanları değil kendi toprağını, onurunu ve kimliğini savunanları yazar elbette. Rojava'nın demokratik ışığının söndürülmesine kimse, Kürt halkı izin vermeyecektir. Zulüm varsa direniş de olur elbette, saldırı varsa mücadele de olacaktır ve olmaya da devam ediyordur.
Son olarak, Şara'ya Şam yolunu açan İngiltere, Şara'ya Beyaz Saray'da icazet veren ABD, Şara'yı Bakü üzerinden finanse eden ise İsrail ve maalesef bu sirkin cambazı da Türkiye. Yani Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dediği "Suriye'yi aldınız." ifadesi cambaza bak hikâyesinden başka bir şey değildir. Şu sonucu unutturmamak lazım: Türkler ve Kürtler ya eşitlenerek bölgesel güç olacaklar ya da ayrışarak bölgesel meze olacaklar. Türkiye Kürtler olmazsa vasat bir Orta Doğu ülkesi olarak kalacak. Türkiye Kürtleri kazanmazsa eğer Türkleri de kaybedecektir. Kürtler bu ülkenin ya zayıf karnı olarak kalacak ya da güçlü yanı olarak kalacaklar. Türkiye artık Kürtlerin de devleti olmalı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
KAMURAN TANHAN (Devamla) - Ve son söz olarak, Şahımerdan Hazreti Ali'nin dediği gibi mazlumun zalimden öcünü aldığı gün, şüphesiz zalimin zulmettiği günden daha çetin olacaktır.
Tüm halkı saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)