| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bu yüce Meclis kurulduğu günden bu yana pek çok zorluğu, pek çok ihanet girişimini gördü ancak son beş aydır yaşadığı kadar hadsizliğe daha önce hiç şahit olmamıştı. Bundan daha ötesi olabilir mi derken, dün Türk Bayrağı'na uzanan o kirli girişimi gördük. Yazıklar olsun! Bayrağıma uzanan o eller kırılsın!
Değerli milletvekilleri, burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir, burası Türk milletinin Meclisidir. Tekrar etmek istiyorum: Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir, burası Türk milletinin Meclisidir. Bu çatı altında her şey konuşulabilir ancak devletin millî ve üniter yapısı, resmî dili ve şanlı bayrağı asla ve asla tartışma konusu yapılamaz. Bunları tartışmaya açarsanız işte sonuç tam olarak Nusaybin'de gördüğümüz bu acı ve çirkin manzara olur. Siz kalkıp bir terör örgütünün elebaşını Meclise çağırırsanız, onun için "kurucu önder" gibi ifadeler kullanırsanız ve hatta ona umut hakkı vermeyi konuşursanız, bir nevi ona bir meşruiyet verme içine girerseniz, sonunda Türk Bayrağı'na uzanan bu cüreti maalesef görürüz.
Ve sormak istiyorum: Biz bu değerleri korumak için dik durmayacaksak ne için dik duracağız? Biz bu bayrağı indirmeye yeltenenlere anında bedel ödetmeyeceksek kime ne zaman bedel ödeteceğiz?
Burada rahatsızlık duyduğum bir hususu daha dile getirmek istiyorum: Aynı hadsizler, Kurtuluş Savaşı'nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ilham veren, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Bayrağı'nın yılmaz savunucusu olan Adana'yı sanki işgal etmişler de olmayan bir devletin şehri yapmışlar havalarıyla sokaklarda terör örgütü lehine eylem yapmıştır. Adanalı bu durumdan son derece rahatsızdır, öfkelidir, tepkilidir; bu alçak girişimleri yapanları da buradan lanetliyorum. Adana, düşmanı hiçbir zaman içinde barındırmamıştır, bugün de barındırmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, bugün, yine bir "torba kanun" adı altında birbirinden tamamen kopuk düzenlemelerin bir araya getirildiği, âdeta ortaya karışık bir teklifi daha konuşuyoruz. Bu teklifin kamuoyuna sunuluş biçimine bakıldığında sanki emekliler bahane edilmiş, aslında eksik kalan düzenlemeler tamamlanıyor gibi gözüküyor. Neden böyle düşünüyorum? Çünkü emekli maaşlarına yapılması teklif edilen artış burada günlerce, saatlerce tartışılacak, kamu vicdanını rahatlatacak bir artış değil, sadece ve sadece 1.062 liralık bir artıştan söz ediyoruz bugün burada. Bu rakamı telaffuz ederken bile insanın içi sızlıyor. Bir market sepetinin, bir doğal gaz faturasının, bir çocuk harçlığının bile karşılığı olmayan bu rakamın milyonlarca emekliye zam diye sunulmasını biz kesinlikle kabul etmiyoruz.
Öncelikle çok net bir gerçeğin altını çizmek istiyorum: Emekli maaşı kesinlikle bir lütuf değildir. Emekli maaşı insanların çalışabilir yaşlarında çalışıp, kazancına göre prim ödeyerek belirli bir yaştan sonra hayatını çalışmadan idame ettirebilmesi için hak ettiği bir gelirdir. Bu, sosyal güvenlik sisteminin de özüdür, sosyal devletin temelidir. Vatandaş ortalama yirmi beş, otuz yıl boyunca gelirinin bir kısmını devlete emanet eder, bu parayı harcamaz, biriktirmez, başka bir yatırım yapmaz, devlete güvenir ve zamanı geldiğinde kendi parasını, kendi alın terini, kendi emeğini de geri almak ister, geri almayı bekler. Günümüz finans dünyası gözüyle bakacak olursak bu ödenen primlerin aslında bir de fırsat maliyeti vardır. Yani ne demek istiyorum? Bir kişi maaşından prim ödeyeceğine bununla belki bir miktar altın alabilir ya da borsada pozisyon alabilir gibi imkânlar vardır. Belki, hatta böyle yaptığında daha çok bile kazanabilir ama insanlar hiç bunları hesap etmeden direkt devlete güvenerek primlerini ödeyip karşılığını almaya çalışıyor. Bu sebepten ötürü "emekli maaşıyla geçinememek" diye bir kavramı kabul etmek mümkün değil. Hatta artık biz "geçinememek" kavramını da geçtik, artık insanlar maalesef sürünme noktasına gelmiş durumda; bu da bu sistemin iflas ettiğinin aleni bir göstergesi. Türkiye'deki sosyal güvenlik sistemiyle ilgili çok ciddi yapısal sorunlar olduğunu Cumhur İttifakı da kabul ediyor. Hatta bu sorunların 1980 sonlarına dayandığından da bahsediliyor. Doğru, yanlış değil ama 2002'den beri bu memleketi yöneten bir iktidarın yani yaklaşık yirmi üç yıl, hatta daha fazla bir süreyi konuşuyoruz, kendinden önceki yapılanları düzeltebilmek için yeterli bir zamana sahip diye düşünüyorum. Hatta kendinden önceki yapılan tüm hataları bir daha konuşulmamak üzere kapatacak kadar uzun bir zaman diliminden konuşuyoruz. Acaba bu yirmi üç yılda bu problemler üzerine ne kadar kafa yoruldu, nasıl hesaplamalar yapıldı ya da ne planlar yapıldı? Onunla ilgili de işin açıkçası hiçbir somut açıklama duymuyoruz. Bugün emeklilerimizin geldiği durumun, hatta sadece emeklinin değil Türk milletinin ekonomik olarak geldiği durumun tek bir açıklaması olduğunu düşünüyorum, bu da çok basit, açık ve net: Yanlış yönetim, yanlış yönetim, yanlış yönetim. Bunu açmak gerekirse çok klişe ama gerçek bir örnek vereceğim: Mesela, kur korumalının maliyeti bu millete 2,5 trilyon lira oldu. Bunun sebebi neydi? Tek kelimeyle iş bilmezlik. Kur korumalıyı icat eden zihniyet bir de Türkiye'nin borçlanma enstrümanlarını değiştirdi. Bugün, Türkiye gelirinin çoğunu faiz ödemelerine ayırmak zorunda. Bu sene Türkiye Cumhuriyeti devleti 2,7 trilyon gibi bir faiz ödeyecek, bunun sebebi de alenen yanlış yönetim. Emekliye bugün konuşulan artış rakamının maliyetini AK PARTİ Grup Başkan Vekili 50-60 milyar lira olarak açıkladı, 2 rakamı kıyaslayacak olursak emekliye kaynak değil, sadece emeklinin refahını arttırma niyeti olmadığını açıkça görüyoruz zaten bütçede de bunu çok konuştuk. Bütçeler, bir hükûmetin neyi hesapladığının ya da neye göre harcama yapacağının bir göstergesi değil, ne tarz bir yönetim yapacağının ya da neye önem verdiğinin bir göstergesi, biz de bütçe rakamlarında en çok yerin faiz almasını görerek açıkça emekliyi ya da Türk milletinin refah düzeyini ne kadar önemsediğini, verdiği önemi gördük. Türkiye'de yaklaşık 16 milyon emekli, özetle, nüfusumuzun yüzde 19'u gibi gibi bir rakam, en fazla hakkı yenmiş, en büyük refah kaybı yaşamış bir kesim hâline geldi. Şayet, bu kanuni düzenleme yapılmasaydı da son altı aylık enflasyona göre yine bir zam yapılacak da emekliye, bu da yaklaşık yüzde 12 gibi bir zam olacaktı ve en düşük emekli aylığı 18.932 liraya çıkacaktı. Dolayısıyla burada ekstra bir düzenleme yapıldığından da söz etmek mümkün değil.
Yine, AK PARTİ Grup Başkan Vekili yaptığı basın açıklamasında bugün 4 milyon 11 bin emeklinin en düşük emekli aylığı aldığını söyledi ve yapılan düzenlemeyle bu rakamın 4 milyon 917 bine çıkacağını yani yaklaşık 900 bin emeklinin daha düşük aylığa mahkûm edildiğini söyledi. Nasıl ki çalışanlarımız asgari ücrete sıkıştırılıyorsa emekliler de git gide her sene daha fazla en düşük emekli aylığı almaya sıkıştırılıyor. Biz, buna sistematik olarak bir yoksullaştırma politikası diyoruz, başka bir açıklama yapamıyoruz. Aslında bu sistem herkesi en altta eşitleyen bir sefalet düzenini kurmanın adımları gibi gözüküyor. Çalışma süresi, ödenen prim, alın teri artık hiçbir şekilde önem ifade etmiyor. Dolayısıyla insanlar da git gide kayıt dışılığa kayıyor, yüksek prim ödememe eğilimine giriyor ve dolayısıyla sistem git gide kendini yok ediyor. Bu sistemle ilgili çok ciddi adımlar atılması gerekiyor ve onunla ilgili de öyle bir adım atma niyetini yine iktidar tarafında pek göremiyoruz.
Ben son olarak biraz da bu paylaşımlı "scooter" konusuna değinmek istiyorum. Yine, bu torba yasada paylaşımlı "scooter" kullananlara Ulaştırma Bakanlığının vereceği bir lisansı var. Bu uyuyan kapasiteyi paylaşım ekonomisi gerçekten çok önemli bir konu. Özellikle Türkiye gibi kısa vadede çok miktarda gelir yaratma ihtiyacı olan ülkelerin çok ciddi şekilde üzerinde çalışması ve kafa yorması, aynı zamanda yatırım yapması gereken bir konu ama maalesef Türkiye buna da yeteri kadar önem vermiyor, bunu da devlet yine kendi hegemonyası altına alıyor. Hâlbuki bunu kesinlikle destekleyecek ve önünü açacak bir sistemi ivedilikle kurmak gerekiyor. Ben şöyle bir örnek vermek istiyorum sözlerime son vermeden önce: Mesela 2009 yılında kurulan paylaşım ekonomisi şirketi olan Uber'in şimdiki piyasa diye 176 milyar dolar iken 1916 yılında kurulan BMW'nin piyasa değeri şu anda 60 milyar dolardır. Bu bize paylaşım ekonomisinin ne kadar kısa vadede ülkeye ne kadar bir ekonomik büyüklük getireceğinin de aleni bir kanıtıdır. Bu konuda yetkilileri tekrar bir incelemeye ve göreve davet ediyorum.
Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)