| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; birinci bölüm üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan evvel gözü kulağı şu anda buradaki görüşmelerde olan emeklilerimize kısa bir bilgi aktarmak istiyorum. Onlar ekranlarda, medyada emekli maaşlarıyla ilgili gelişmeleri yakından takip ederken bu kanunda, temel kanun olarak getirilen ama içerik olarak tamamen torba kanun mantığıyla hazırlanan bu kanunda diğer bazı maddelerden belki de hiç haberdar değiller. Yani bu kanun içerisinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'yla ilgili atıflar var, Türkiye Varlık Fonuyla ilgili atıflar var, Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili madde var. Ayrıca bu kanunda Siber Güvenlik Kurumuyla ilgili kanun var. Yani emeklilerin meselesini tartışırken tam anlamıyla emeklilerin bütün problemleri, bütün dertleri tartışılmasın diye aslında temel kanun olarak getirilen ama içerikte torbadan hiçbir farkı olmayan bu konuyu bize şu anda kulak veren emeklilerimizin dikkatine sunmak istiyorum.
Dün burada Adana Milletvekilimiz Sadullah Kısacık Bey konuşmasını yaparken şöyle bir soru sordu, bu soruyu da sadece iktidar yetkililerine değil hepimize, muhalefete, hep beraber buradaki milletvekillerine sordu; soru çok net idi, dedi ki: "20 bin liralık bir emekli aylığıyla bir aile, bir emekli geçimini sağlayabilir mi?" Soru çok net, soru çok açık ve burada bu soruyu dinleyen milletvekili arkadaşlarımız, özellikle iktidar kanadındaki arkadaşlar bu soruyu duyduklarında her birisi bir anda telefonlarına ilişti yani soruya muhatap kendileri değilmiş gibi, böyle bir soruyu sanki ilk defa duyuyorlarmış gibi bir yaklaşım içerisine girdiler. Oysa TÜRK-İŞ'in verileri de olsa bir gerçeği ortaya koyuyor, her ne kadar daha önce yapılan bütçe görüşmelerinde bunun sendikal bazda taleplere temel oluşturmak adına dile getirilen rakamlar olduğu söylense de yani 30 bin liraya yaklaşan açlık sınırının olduğu yerde arkadaşlar, nasıl bir emekli kendi geçimini sağlayacak, onurlu bir yaşamı sürecek? 100 bin lira olmuş yoksulluk sınırı, insanlarımız nasıl geçimini sağlayacak? Maalesef buradan üzülerek emekli vatandaşlarımıza, büyüklerimize söylüyorum: Bu sorunun cevabını iktidar olarak bugün veremediniz.
Geçtiğimiz pazar günü, tam da bu gündemin olduğu yerde, Beyoğlu'nda, Kasımpaşa'da emeklievine gittik; yaklaşık bir saat emeklievinde kaldık, farklı masaları dolaştık. Burada farklı düşünce dünyasından büyüklerimiz vardı, farklı yaşam tarzlarını seçen büyüklerimiz vardı ama onları ortaklaştıran tek nokta, yaşadıkları zillet ve eziklik karşısında dışarı çıkamamanın, torunlarının yüzüne bakamamanın getirdiği bu eziklik duygusuyla karşılaştık. İçlerinden bazılarıyla sohbet ettik, yaşı 65 olan bir büyüğümüz denizci olduğunu, iş aradığını ve denizcilik firmasına gittiğinde de o firmanın kendisine yaşını bahane ederek iş vermediğini söyledi ve 20 bin lira alacağını düşünerek "Ben şu anda bir pansiyonda kalıyorum, evim Giresun'da ve maalesef, aileme buradan yardım etmek zorunda olduğum için burada günlük işlerle geçimimi sağlamak zorunda kalıyorum." dedi Değerli arkadaşlar, çok üzülerek söylüyorum, bakın, bu bir dramdır, işi ajite etmek adına da söylemiyorum; bunu, bu meseleyi bu Parlamento çözemeyecekse ve insanların umutla beklediği bu soruna "evet" diyemeyecekse, maalesef, biz bu yükün altından kalkamayız Parlamento olarak, başta iktidar. Hazreti Ali diyor ki: "Alt tabakadaki her türlü çareden mahrum, fukara ve biçare ile felaketzedeler, kötürümler hakkında Allah'tan korkmalı, hem de çok korkmalısın; bu tabakada hâlini söyleyen de var, söyleyemeyen de var." Yani, insanlar biçare şekilde 20 bin lirayla işte, şurada, yakında, görüyorsunuz Kızılay'da pansiyonlarda zor şartlarda onur mücadelesi vererek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Hâl böyleyken, değerli arkadaşlar, biz şu anda onlara 20 bin lirayı layık görüyor ve 20 bin lira maaşı onlara verdiğimiz için 2002'yle 2025 arasındaki kıyaslamayı yaparak onlara "Biz aslında size çok da iyilik yapıyoruz." şeklinde iktidar olarak bazı cümleler kuruyoruz.
Şimdi, asıl cümle şu arkadaşlar, özellikle iktidar kanadındaki arkadaşlara sesleniyorum: Bu zamana kadar okuduğunuz ekonomi ilmini tersten okumazsanız, bakın, bir daha söylüyorum, ekonomi ilmini tersten okumazsanız bu sorunu çözemezsiniz çünkü siz düşünüyorsunuz, diyorsunuz ki: "İnsanların aylıklarına yapılacak zam enflasyonu azdırır." Azdırmaz. Azdırmadığının delili 1996 yılında REFAHYOL iktidarı döneminde yaşandı. Memura zam yapılacağı zaman yüzde 25 konuşulduğunda Başbakan Erbakan çıkıp da ilk kabine toplantısının ardından yüzde 50 zam açıkladıktan sonra, sendikalar dahi "Bu çok popülist bir yaklaşım. Kimin parasını kime veriyorsun? Türkiye ekonomisi batar." şeklinde söylemler içerisine girdiler ve Erbakan Hoca'mız bu açıklamayı yaptıktan sonra Devlet Planlama Teşkilatından kendisine gelip bu oranın verilemeyeceğini söyleyen o zamanki uzmanlara dedi ki: "İnsan giderini yani insana yaptığınız yatırımı bir şirketin gelir-gider tablosunda gider kalemlerinden, salt gider kalemlerinden biri olarak görürseniz bu işi çözemezsiniz. Önce kendinize şu soruyu sorun, deyin ki 'Ben kendi insanımın kaç parayla onurlu, izzetli bir yaşamı sürdüreceğine inanıyorum?' Onu verin, göreceksiniz hepsi kendiliğinden düzelecek." dedi, verdi ve düzeldi. 1997 yılında -daha önce bunu söylemiştim- denk bütçe yapabilecek iradeyi bu Meclis, o zamanki iktidar gösterdi.
Ayrıca, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin gelirleri, vergi gelirleri... Çünkü siz memura verirseniz, işçiye verirseniz, dar gelirliye verirseniz bu insanlar gidecekler, alışveriş yapacaklar, ekonomiye can olacaklar. Siz şu anda ekonomiyi sadece ekranlarda gördüğünüz dijital rakamlardan ibaret zannediyorsunuz ve bunu bu şekilde yaparsanız, insanları açlığa mahkûm edecek açlık sınırının altında oranlarla bu insanları yaşamaya zorlarsanız arkadaşlar, bu olmaz, bunu sürdüremezsiniz, bu ülke olarak bunu sürdüremeyiz; insanların aidiyet hissini zayıflatırsınız, insanların bu topraklara olan inancını zayıflatırsınız, insanların geleceğe olan umudunu zayıflatırsınız; insanların "Artık bu ülkeden bir şey olmaz." şeklinde sürekli telkin edilen duygulara maalesef mahkûm olmasına sebep olursunuz.
Değerli arkadaşlar, şunu ifade ederek sözlerimi tamamlayayım: Tabii, sözlerin girişinde Türkiye Varlık Fonundan da atıf yapıldı yani ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum, dün Sadullah Bey de söyledi, gerçekten anlayamıyorum yani içinizden bir kişi, sorumluluk sahibi bir kişi, işte helal, haram, günah, bu tür kavramlarla haşır neşir olan bir kişi desin ki: Türkiye Varlık Fonunun Sayıştay denetiminden çıkarılmasının gerekçesi şudur, söylesin arkadaşlar. Yani kamuya ait olan bir şirketin malı, kamunun emekleriyle, alın teriyle, yıllar içerisinde ayağa kaldırılmış bir yapı Türkiye Varlık Fonuna devredildikten sonra denetimden neden çıkar arkadaşlar? Neden? Yani bunun izahı, bunun anlaşılabilir bir tarafı var mı? Sonra, Sayıştayla ilgili "Şu kadar yıl önce kuruldu, Türkiye'nin göz bebeği kurumlarından biri." diyoruz ve maalesef, şu anda Türkiye Varlık Fonundaki şirketlerin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Başkanım...
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Türkiye Varlık Fonunun içindeki şirketlerin maalesef farklı finansal hesaplar adına bir yerlerde ipotek olarak kullanıldığını görüyoruz. Arkadaşlar, bakın, şu anda gelin, hâlâ vakit var. Emekliler şu anda bu ekranlardan bizleri takip ediyor, bu insanlara geleceğe dair umutlandıracak, bu insanların bu topraklara ait aidiyetlerini güçlendirecek bir adımı atalım, hâlâ bunun için gerekli adımı atabilirsiniz. 70 milyar lira şu anda verilen zamların bütçeye maliyeti, emin olun, 70 milyar değil, 700 milyar da olsa bu ülkenin bunları kaldırabilecek potansiyeli var diyor, bu noktada bir kere daha sizlere bu uyarıyı yapıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)