GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:21.01.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tarihin gördüğü en büyük riyakârlıklardan biriyle karşı karşıyayız. Rojava'da Kürt halkına yönelik saldırılar devam ediyor. Yanı başımızda, sınırın öte yakasında bir halkın varlığına, onuruna, geleceğine yönelik barbarca bir saldırı yürütülüyor ve ne acıdır ki bu saldırıların arkasındaki siyasi irade, lojistik destek ve stratejik akıl maalesef bu çatı altında millî güvenlik nutukları atan bu iktidarın ta kendisidir. Halep'ten Kobani'ye, Şeyh Maksut'tan Tel Rıfat'a kadar uzanan coğrafyada Kürt halkı tarihin en karanlık çeteleriyle yani IŞİD zihniyetinin kravat takmış bir versiyonu olan HTŞ ve onun türevleriyle karşı karşıya ve soykırım, şiddet, yerinden edilme tehdidiyle yalnız bırakılmış durumda.

Şimdi "Suriye Millî Ordusu" denilen ordu IŞİD, El Kaide ve El Nusra gibi örgütlerin, onlarca irili ufaklı örgütlerin bir araya gelmesinden oluşmuş bir koalisyon. Ve gerçekten merak ediyorum Türklere, Farslara, Araplara hak görülen haklar; kendini yönetme hakkı, ana dilini konuşma, kendi kimliğinde yaşama hakkı söz konusu Kürtler olduğunda neden hak olmaktan çıkıyor? Sünni Araplar Esad rejimine karşı kendini savundu da Kürt halkı yıllarca ne için mücadele etti? Bir diktatörlükten ötekisine özgürlüğünü devretmek için mi ya da bir kölelikten diğerine köle olmak için mi bu kadar yıldır mücadele ediyor? Şimdi, 60 yaşındaki anneler, 70 yaşındaki dedeler, gençler, kadınlar bellerinde silahla sokaklarında, mahallelerinde Kamışlı'da, Halep'te Kobane'de evlerinin önünde nöbetteler. Kime karşı? Tam da bu çetelere karşı savunma hâlindeler. Soykırım suçluları kahraman ilan ediliyor ne yazık ki iktidarın manipülasyonlarıyla, dezenformasyonlarıyla ve ne yazık ki yandaş basının yaptığı yayınlarla; bunları kabul etmiyoruz.

Bakın, desteklediğiniz o çeteleri anlatmak istiyorum; lütfen, iyi dinleyin: Halep'te Şeyh Maksut Mahallesi'nde evini, sokağını savunan genç bir kadın savaşçıyı yani bir Kürt kadınını katletmekle yetinmediler onu 3'üncü kattan, inşaattan attılar, bedenini teşhir ettiler, beden bütünlüğünü bozdular. IŞİD'in Şengal'de Ezidi kadınlara yaptığını bugün ne yazık ki sizin müttefikiniz Colani'nin çeteleri Kürt kadınlara yapıyor. Yaşlı bir amcamızı tokatlayıp ona "Köpek gibi havla." diyerek işkence ediyorlar. İnsanlık onurunu ayaklar altına alan bu aşağılık zihniyete mi devlet kurduruyorsunuz? Sizin "kardeşlik" dediğiniz şey Kürt halkının onurunun çiğnenmesi midir? Sivillere saldırmaktan esir düşene işkence etmeye, suç işliyorlar, kadınların kafasına basıyorlar, kadın bedenini teşhir ediyorlar, aşağılıyorlar. Soykırım suçlularına devlet kurdurmak istediğiniz bu anlayış ne yazık ki sürekli savaş suçu işliyor günlerdir.

Sayın milletvekilleri, bu saldırı sıradan bir toprak kavgası değil, bu saldırı Rojava'da Suriye Demokratik Güçlerinin inşa ettiği demokratik sisteme yönelik bir saldırıdır. Bu saldırıları yapanlar, destekleyenler, yol verenler kadın özgürlükçü yaşamdan korkuyorlar, ortak yaşamdan korkuyorlar, (...)(*) felsefesinden nefret ediyorlar. İşte, bu yüzden IŞİD'in karanlığını yenen, dünyayı bu beladan kurtaran YPJ'li kadınların heykellerini yıkıyorlar çünkü o heykeller teslimiyeti değil direnişi temsil ediyor ancak bilsinler ki betonları yıkabilirler ama o kadınların inşa ettiği özgürlük fikrini yıkamazlar. Tehlike sadece Kürtler için değil diğer bütün halklar içindir, dünya halkları içindir aynı zamanda. Bakın, HTŞ çeteleri hapishanelere saldırıyor, Rakka'da, Haseke'de binlerce IŞİD'li soykırım suçlusunu serbest bırakıyorlar. Görmüşsünüzdür, Nadia Murad uluslararası topluma seslendi, Ezidi kadınların yaşadıkları hâlâ cezasız kalmış durumda., hâlâ binlerce Ezidi kadını kayıp durumda. Bu suçluların serbest kalması tarihin tekerrür etmesi, yeni soykırımların kapısının aralanması demek. Türkiye bu barbarlığın hamiliğini yaparak IŞİD'in yeniden dirilmesine zemin hazırlamakta, tüm bölgeyi dipsiz bir iç savaş kuyusuna çekmektedir. Buradan Diyarbakır'ın bir vekili olarak sesleniyorum: Siz sanıyor musunuz ki Rojava yanarken Diyarbakır sessiz kalacak, sanıyor musunuz ki Kobani'deki kardeşimizin çığlığı Amed surlarında yankılanmayacak. Bakın, Amed halkı bu saldırıları bir varlık-yokluk savaşı olarak görmektedir; günlerdir sokaktadırlar, günlerdir uyumuyorlar. Sınırları tellerle bölebilirsiniz ama halkımızın vicdanında birliğini bölemezsiniz. Siz para ve ganimet için savaşan çeteleri üzerimize salabilirsiniz ama karşınızda örgütlü, politik bir halk var. Mazlum Abdi'nin de dediği gibi gücünü halkından alan bir irade var. Kendi toprağını savunanlar işgalcileri mutlaka yenecektir. Şimdi, bu kürsüden saldırılara yol verenleri, destekleyenleri, sessiz kalanları uyarıyoruz: Colani gibi bir çete elebaşının ipine sarılarak Kürtleri boğmaya çalışmayın; bu yolun sonu karanlıktır, bu yol Türkiye'nin de güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

Biz burada neyi konuşuyoruz bugün? Emeklilerin hakkını, emekli maaşını 20 bin liraya tamamlayan kanun teklifini konuşuyoruz. İktidar vekilleri çıkıp "Kaynak yok, bütçe yeterli değil." diyorlar. Külliyen yalan, hepimiz de biliyoruz ki bütçe de var, kaynak da var ama asıl önemli olan tercihler, siz bu bütçeyi, kaynağı nereye aktarıyorsunuz? Bakın, alın teri dökmüş, yıllarca emek vermiş emekliden, emekçiden sakınılan bütçe nereye aktarılıyor? Suriye Millî Ordusu dediğiniz paralı askerlerin maaşları kimin cebinden çıkıyor değerli vekiller? Düşünelim. Türkiye halkları açlık sınırının altında asgari ücrete, sefalet maaşına talim ettirilmek istenirken sınır ötesindeki çetelere dolarla maaş ödeniyor, Cumhurbaşkanı Yardımcısı bunu itiraf etti. Şimdi biz bu sefalet düzenine onay vermiyoruz, bir kere bunu ifade edelim. Mesele sadece maaş ödemeleri de değil mesele talandır, ranttır, paylaşımdır.

Bakın, önceki gün Nefes Gazetesi'nin manşeti neydi? Hatırlayalım: "2 milyar dolarlık vana Şara'da." Ne demek istiyor? SDG'nin elindeki petrol sahalarının Türkiye'nin onayıyla Eş-Şara yönetimine devredilmesi; Kürt halkının kaynaklarının gasp edilmesi demek bu. Sadece petrol mü? Hayır. Bir de Suriye'nin yeniden inşası söz konusu yani yandaş inşaatçıların dişleri kamaşıyor şu anda; Türkiye'deki rantı bitirdiler, şimdi Suriye'deki topraklara gözlerini diktiler. Bu durumda inşaat baronları, Halep yıkılsın, Kürtler sürülsün, Kobani yıkılsın, kimin umurunda, umurlarında değil; demografik yapı değişsin istiyorlar, müteahhitlere yeni rant kapıları açılsın istiyorlar. Suriye'deki paylaşım savaşında milyar dolarlık petrol vanalarının, inşaat ihalelerinin peşine düşmüşler. Sermayedarlar ganimet paylaşırken faturayı yoksul halkımıza ödetmek istiyorlar. Bizim buna izin vermeyeceğimizi buradan bir kere daha söyleyelim.

Son sözümü söylüyorum: Biz bu kirli ticaret savaşını, emperyalist savaşı reddediyoruz. Kürt halkının kanı üzerinden petrol pazarlığı yapmanıza, emeklinin rızkını çalıp cihatçı çetelere ödemeler yapmanıza, yedirmenize sessiz kalmayacağız. Amed halkı nasıl "Varlık-yokluk savaşını biz kazanacağız." diyerek seferberlik hâlinde nöbette ise biz de halkımızın haklarını burada ve her yerde savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Unutmayın diyoruz; tarih, işgalcileri ve onlara alkış tutanları değil, bugün Kürt halkının kazanımlarına saldıranlara alkış tutanları, sevinenleri değil, mücadele edenleri, direnenleri, toprağını savunanları yazacak. Biz buradayız, Ankara'da, Diyarbakır'da, Van'da, Nusaybin'de, Hevler'de, Süleymaniye'de, Rojhilat'ta, Rojava'dayız; diz çökmeyeceğiz, teslim olmayacağız. Varlık-yokluk savaşını insanlık onurunu savunanlar kazanacak. Bizim Türkiye'den beklentimiz, kardeşlik, ahlaki ve rasyonel politikalara dönmektir, adalete, hukuka dönmektir; bunu gerektirir, tarihsel olan budur ve bunu bekliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, bizi izleyen herkesi de selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)