| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 49 |
| Tarih: | 21.01.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller, ekranları başında ve cezaevlerinde bizleri izleyen arkadaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında sevmediğim bir şey yapacağım, emekliler üzerine konuşmak istiyordum fakat çok daha acil bir gündem olduğu için konuyu değiştiriyorum.
Aylar evvel, geçen yıl yine bu kürsüde bir konuşma yapmıştım, kuzey ve doğu Suriye ve Kobani'de yaşamı anlatmıştım. Konuşmamda özellikle vurguladığım bir konu, dünyanın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın Kürtler açısından bu coğrafyadaki gelişmelerin nasıl bir duygu dünyası yarattığını anlatmıştım geçen yıl. Konuşmamın sonunda o coğrafya için "Çölde açan bir güldür, soldurulmasına izin vermeyeceğiz." uyarısında bulunmuştum. Sayın vekiller, bazı konuların iyi anlaşılması gerekiyor, bu nedenle bugün de Kürtlerin duygusal durumuna dair birkaç hatırlatma yapmak istiyorum, "duygu" diyorsam, soyut değil, somut bir gerçeklikten kaynaklanan bir duruma işaret etmek istiyorum: Sınırın iki tarafındaki Kürtler birbirleriyle gerçek anlamda akrabadır, Urfa'dan Cizre'ye geniş bir coğrafyada yaşayanlar sadece Kürt oldukları için aynı duygu ve ruh dünyasına sahip değiller, onlar gerçekten aynı ailelerin insanları, kardeşler, kardeş çocukları; Kürtler birbirleriyle gerçek anlamda akraba sınırın iki yakasında. Bunu bilmek lazım ve unutmamak lazım. Bunu anlamak çok mu zor? Ben de bunu anlayamıyorum. Daha anlaşılır olsun diye bir örnek vereyim: Bakın, Bulgaristan veya Yunanistan'da yaşayan Müslüman Türk toplumlarının başına bir iş geldiğinde Trakya başta olmak üzere Türkiye'de hangi ruh hâli oluşuyorsa bunun aynısı işte, bunu anlamak gerekiyor. "Soydaşlarımız" diye konuşmaya başlayanlara sesleniyorum: Suriye, Irak veya İran'da yaşayan Kürtler de Kürtlerin soydaşları, siz kabul etmiyorsunuz çünkü, onun için diyorum "Kürtlerin soydaşları" diye ve bir süredir Kürtler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, hangi siyasi aidiyetleri olursa olsun Rojava'da yaşanan gelişmelere aynı tepkileri veriyorlar. Bunu anlamadan adım atılamaz. Suriye'de yaşanan olaylar karşısında, katliam tehdidi, kırım tehdidi karşısında herkesin tepkisi ve duygusu ortak, Türkiye'de Kürtleri rencide eden bir dil ve üslup kullananlar bunu anlamak zorundadır. İlginç değil mi, ister iktidara yakın isterse muhalefete yakın olsun köşe yazarları, kalemşorlar, televizyon yorumcuları, eski diplomat veya eski asker sıfatını kullanan sözde uzmanlar, eli çubuklu harita tefsircileri, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, hepsi, hepsi nerede buluştu? Aynı yerde buluştu. O yer neresi? O yer Kürt'e düşmanlık yeri, o yer Kürtfobik olma yeri, o yer "Kürt, anasını görmesin." yeri, o yer "Kürt herhangi bir siyasi statüye ve demokratik kazanıma sahip olmasın." yeri, daha önemlisi o yer neresi biliyor musunuz? Türkiye'de süren ve mutlaka başarıya ulaşması gereken çözüm sürecine karşı olanların buluştuğu yer. O sürecin sabote olması, bitmesi, çökmesi istenen yer. Süreç karşıtları siyasetin sağından, solundan, ortasından fark etmiyor aynı yerde buluştular, Türk'ü, Kürt'ü fark etmiyor, aynı yerde buluştular. Eller ovuşturuluyor, "Tarihî fırsat yakaladık." sözleri havalarda uçuşuyor. Neyin tarihselliği bu? Neyin tarihselliği bu? Kürtlerin ezilmesinin tarihselliği mi, Kürtlerin kırıma uğratılmasının tarihselliği mi, haklarını alamamasının tarihselliği mi? Maalesef zihniyet bu, nerede olursa olsun zihniyet bu.
Ya, bir halk, sayın vekiller, kendi topraklarında, kendi yurdunda, o coğrafyada olan diğer halklar ve inançlarla birlikte eşit, onurlu ve özgür bir yaşamı paylaşmak istiyor, kendi kimliğiyle bunu yapmak istiyor, demokrasi içinde kendi yerelini yöneterek, yerinde yönetimi sürdürerek, yerel demokrasiyi güçlendirerek, anayasal eşit yurttaşlığa sahip olarak, kültürünü, dilini, geleneklerini sürdürüp geliştirerek bunu yapmak istiyor. Bunu anlamayıp ezbere konuşanlar ne demek istiyor peki? Kürt'ün yerine ne koymak istiyor Suriye'de? Unutmayın, Kürtler Suriye'de 2014 yılından beri IŞİD'le mücadele etti, o barbar çetelere karşı mücadele ettiler. Ölümlerin, kayıpların, büyük bedellerin olduğu bir süreçten söz ediyorum. Suriye, geçmişte kendi sınırları içinde yaşayan Kürtlere nüfus kâğıdı bile vermiyordu. Bugün eğer Suriye'de Kürtçenin ulusal bir dil olmasından, Kürt kültürel ve dilsel kimliğinden, Kürtlerin vatandaşlık ve tam eşitlik haklarından, merkezî devlet içinde kimi ortaklık adımlarından, güçlü yerinden ve yerel yönetimden, yerel güvenlik güçlerinden ve daha birçok konudan bahsediliyorsa, bunlar tartışılıyorsa, bunlar üzerine bir müzakere sürdürülüyorsa işte bu mücadelelerin sonucunda bu noktaya gelinmiştir; bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Şimdi, bugün gelinen noktada "Kürt'le Arap'ı çarpıştıralım, iki taraf da birbirini kırsın ve zayıflasın." zihniyeti insanlık düşmanı bir zihniyettir. Açıkça söyleyelim; "Bu çatışma olmasın, insanlar ölmesin." diye direnenler, diyalog kuranlar "Sorunlarımızı konuşarak müzakereyle çözelim." diyenler baş tacıdır bizim için. Kürt'le ve Arap'ı çatıştırmak isteyenler, Kürt'le Türk'ün de birbirine girmesini isteyenlerdir; Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın ve diğer halk ve inançların eşit, ortak ve özgür yaşam kurmasına; Orta Doğu'nun kaderini barış, demokrasi, eşitlik yönüne çevirmek isteyenlere o nedenle karşıdırlar. "Türkler ve Kürtleri ayrı düşürecek her adıma, her söze karşı durmalı bugün." diyenler haklı ve doğru bir yerde duruyorlar. Bu hassasiyetle, bu özenle, bu üslupla bugün davranmayan yarını kaybedelim diye çabalıyordur; açıkça bunu söylemek istiyoruz.
Bugün, Kürt sorununun Türkiye'de ve bölgede barışçı, demokratik çözümü üzerine konuşuyoruz, tartışıyoruz, fikirlerimizi, önerilerimizi anlatıyoruz, bunu yapmaya da devam edeceğiz. Herkes bizim gibi açık konuşabilseydi, düşüncelerine ambargo koydurmasaydı, geleneksel devlet ideolojisine takılıp kalmasaydı bugün bu söylediklerimizi sadece biz söylemek durumunda kalmazdık. Hep vurguladık, Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da Kürtlerin hakları gelişecekse bu Türk, Kürt, Arap ve diğer halkların ve inançların bu coğrafyadaki ittifakıyla gerçekleşebilir ve gelişebilir. Türkiye'nin bu konuda oynayacağı rol hem tarihseldir hem de konjonktüreldir. Bu hepimizi geliştirir, tüm bölge halklarını büyütür ve güçlendirir dedik. İşte, gerçek olan budur ve tarihî fırsat da budur. Bunu anlamayanlar, her türlü barışçı ve demokratik çözümün bozulması için çabalayanlar ve dua edenler, inanın, Türk'e de Kürt'e de Arap'a da tüm halklara ve inançlara da kötülük yapıyorlar ve bir gün bu kötülük bumerang gibi onları vuracaktır, bundan en ufak bir şüphemiz yok. "Türkiye, Suriye'deki güçler arasında ara bulucu olmalı." dedik, hep dedik bunu. "Suriye'de yaşayan bütün farklı halkların, kimliklerin, kültürlerin, ana dillerin, inançların eşit ve özgür olacağı bir demokratik, anayasal rejim oluşmalı, biz bunun teşvikçisiyiz." dedik, hep dedik bunu. Türkiye'yi yönetenlere de dedik ki: "Siz de bu yönde teşvik edin, ara bulucu olun, ara bozucu olmayın." "10 Mart 2025 anlaşmasına her tarafın uyması gerekir, bunu teşvik etmeliyiz." dedik. Bugün de "Bu anlaşma ve 18 Ocak mutabakatının müzakere edilmesi gerekir." diyoruz. Bulunduğumuz yer aynı. Suriye'de ortak gelecek ancak böyle şekillenir, böyle kurulur, hassas bir tavır ve dil böyle tutturulur, herkes bu sorumlulukla davranmalıdır. Bir kez daha bunu vurguluyoruz. Bütün vicdan sahibi insanlara da sesleniyoruz: Sahip çıkmanız gerekenler haksızlık yapılan, hakları çiğnenenlerdir. Bugün Suriye'de Bunların adı Kürtlerdir. Tercihiniz ne? Türk-Kürt ittifakıyla hem bölgede hem de dünyada ciddi bir güç yaratmak mı yoksa HTŞ-Şara ittifakıyla Kürtlerin haklarını yok sayacak politikalara ve çatışmaya, savaşa yönelmek mi? Bu tercihe ve alınacak karara göre Türkiye'nin neye benzeyeceğini, neye dönüşeceğini de sizler belirleyeceksiniz. İsrail'in Gazze'de yaptığını HTŞ ve Şara eliyle Kürtlere yaptırma anlayışı insanlık düşmanıdır. Suriye'de Kürtlere kaybettirme politikası yanlıştır ve herkese kaybettirir.
Kürtler dünyanın her yerinde ayaktalar. belki de ilk defa tüm parçalardaki siyasi yapılar ortak tutum geliştiriyor ve bir Kürt-Arap çatışmasının önüne geçerek bölgesel bir savaşı engellemeye çalışıyorlar. Bu tutumun kıymeti ileride çok daha fazla anlaşılacaktır. Bunun altını çizmek istiyorum.
"Kardeşiz." mi diyorsunuz? Bunu şimdi gösterme zamanıdır. Bu zamanın ruhuna uygun davranılmazsa hepimiz için büyük kayıplar yaşanacaktır. Toplumlar arası kırılmanın ve duygusal uzaklaşmanın etkileri onlarca yıl sürer. Bunu asla unutmayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İşte, tarihsel fırsat, kardeşliği gösterme fırsatıdır. Bu durumu görmezden gelmek veya eski alışkanlıklarla davranmak, durumu anlamaya çalışmamak büyük aymazlıktır.
Son sözüm: Ağustos 2019'da İmralı'da Sayın Öcalan mealen dedi ki: "Tüm çabam Kürtlere bir yer açmaktır. Tarihsel ve konjonktürel olarak Kürtlere yer açmak, Kürt'ün kendi kimliği ve kültürüyle, özgünlüğüyle hukukun içine alınması, demokratik siyasetin ve ülke yönetimlerinin asli bir parçası olması." İşte bu anlamda ve aynı zamanda barış ve demokratik toplum çağrısının önerilerinin yani Sayın Öcalan'ın bu fikirlerinin ve önerilerinin arkasındayız, yanındayız, bunların gerçekleşmesi için çabalıyoruz ve mücadele ediyoruz. Üstelik bunu sadece kendi adıma değil, partim DEM PARTİ adına söylüyorum. Nerede durduğumuzu merak edenlere, soranlara bunu söylüyorum. Bizim durduğumuz yer, işte burasıdır.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)