GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:49
Tarih:21.01.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin geneli üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, bu kanun teklifi torba bir kanun. Dolayısıyla, aslında genelini biraz konuşmak, her zaman olduğu gibi zor. Ancak, tabii, üzerinde en fazla duracağımız konu burada, emeklilerle ilgili durum; ikincisi, Varlık Fonu meselesi. Ben bu konu üzerinde değerlendirmelerimi sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, bu kanun teklifi 13 maddeyle geldi, 2 tane madde ilave edildi Komisyonda ve 15 madde olarak Genel Kurulun huzurlarına geldi. Emeklilerle ilgili durum... Tabii, toplumda şu anda aslında gerçekten bir beklenti var, hatta bir infial var. Emeklilerimizin durumunu anlatmaya gerek yok aslında. Yani şu anda en düşük emekli maaşı 20 bin liraya çıkarılıyor burada ve 900 bin kişi daha en düşük emekli maaşı alma kapsamına giriyor. Yani artık her şeyi en düşüğünden, asgarisinden, vasatın da altında bir noktadan tartışır hâle geldik.

Ben mesleğe başladığım ilk yıllarda memur maaşı, emekli maaşı veya asgari ücret gibi meseleler yani işçi ücretleri daha çok, böyle, yoksulluk sınırıyla mukayese edilirdi. Bir süre sonra, AK PARTİ hükûmetleri döneminde bu, açlık sınırıyla mukayese edilmeye başlandı. Şimdi, aslında açlık sınırının da çok altında. Düşünün, açlık sınırı şu anda 30.143 lira. Bu 20 bin lira da bu şekilde çıkarsa eğer, hazirana kadar devam edecek, haziranda muhtemelen açlık sınırımız 33 binler civarında olacak. Yani 4,9 milyon emeklimiz üçte 2'sinin altında maaş alacak. Zaten asgari ücretliler de açlık sınırının altında. Dolayısıyla, böyle bir Türkiye manzarası var.

Tabii, bu, rakamlardan ibaret değil. Ben yine rakamlarla konuşacağım ama emekli gerçekten artık marketin önünden geçemiyor. Dün bir video gördüm, öyle diyor emekli. "Marketin önünden geçemiyorum torunumla. Çünkü 'Dede.' diyor yani markete girmek istiyor ama benim maketten torunuma bir tane çikolata alacak gücüm kalmadı." diyor. Bunu Hükûmetin görmesi lazım yani Türkiye gerçekten çok kötü yönetildi ve maalesef, bugün geldiğimiz noktada emekliler torunlarına harçlık verecek durumda değiller. Yaklaşık 24 milyon kişi açlık sınırının altında gelir elde ediyor; bakın, hane büyüklüğü olarak söylemiyorum bunu, gelir elde eden sayısı... Burada hane büyüklüğü kaç olarak alınır, onu tam tahmin edemiyoruz, o kadar istatistik yok elimizde ama aileleriyle birlikte tahmin ediyorum, yaklaşık 60 milyona yakın insan bu ülkede açlık sınırının altında bir gelire mahkûm edilmiş durumda.

Şimdi, peki, emekli maaşlarının -zaten en düşükten tartışmamız bir defa yanlış, birazdan o meseleye değineceğim ama- bu kadar düşük tutulması emeklilerin suçu mu, ona bir bakmak lazım. Emekli sayımızın her zaman fazla olduğu söyleniyor. Mesela, Almanya... Tamam, Almanya gelişmiş bir ülke, nüfusu bize göre yaşlı ama bizimle hemen hemen aynı nüfusta yani biz 86 milyonuz, onlar 84 milyon. Almanya'da 24 milyon emekli var değerli arkadaşlar ve emeklilerin nüfusa oranı yüzde 29, Fransa'da yüzde 31, İtalya'da yüzde 27, bizde yüzde 18,5. Demek ki aslında problem emekli sayısının yüksekliğinde değil, problem çalışan sayısının düşüklüğünde; bunu görmek lazım. E, bundan da kim sorumlu? Yirmi üç yıldır bu ülkeyi yönetenler sorumlu. İstihdamı artıramamışsınız siz yani ekonomi büyümüyor, istihdam artmıyor. Dolayısıyla, sürekli emeklilerin payını düşürme gibi bir noktaya gidiyor maalesef Hükûmet.

Şimdi, biraz verilerle yine bu argümanımı desteklemek istiyorum. Bakın, 2010 yılını alalım; emeklilere ödenen toplam paranın millî gelir içerisindeki payı yüzde 6,8'miş değerli arkadaşlar. "Emeklimiz çok arttı." işte "EYT şöyle oldu." "Biz en düşük emekli maaşını artırıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz." diyorsunuz. 2010 yılında emeklilere yapılan toplam ödemenin millî gelir içerisindeki payı 6,8 iken 2024 yılında bu 6,1'e düşüyor, bunu görmek lazım. Şimdi, nüfustaki payın da az önce 18,5 olduğunu söyledi; mesela, 2010 yılında nüfusun içindeki payı yüzde 12'ydi. Düşünebiliyor musunuz, nüfus içerisindeki payı yüzde 12'den 18,5'a çıkıyor ama millî gelirden emeklilerin aylık olarak yani gelir olarak aldığı pay düşüyor yani siz daha az parayı çok daha fazla emekliye ne yapıyorsunuz, paylaştırıyorsunuz. Bu emeklilerin suçu değil, bu istihdamla ilgili bir sorunu, getirip bütün sıkıntıyı emeklilerin üzerine koymaktır. Şimdi Hükûmet ne diyor bugün bize? Cevdet Yılmaz özellikle söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor, Mehmet Şimşek söylüyor: İşte, Türkiye 17 bin dolar gelire sahip bir ülke hâline geldi, artık yüksek gelirli ülkeler grubundayız. Peki, bundan emekliler nasibini almış mı, bir ona bakalım: 2002 yılı -2002'yle mukayese etmeyi çok seviyorlar- ortalama emekli maaşı üzerinden söylüyorum, ortalama emekli aylığının kişi başına millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 46,4'müş değerli arkadaşlar; kişi başı gelir açıklanıyor ya, ona oranı ortalama emekli aylığının yüzde 46,4. 2025'te bu 17 bin dolar geldi ve işte, bugünkü yapılacak zamlarla bu oran 46,4'ten 28,9'a düşüyor. Yani siz "Pastayı büyüttük." diyorsunuz, "Geliri artırdık." diyorsunuz ama bundan milyonlarca emekli hiç faydalanmamış tam tersine emeklinin durumu sürekli kötüleşmiş. Şimdi, yine ortalama emekli aylığını asgari ücretle mukayese edelim. Asgari ücretle mukayese ettiğimizde, 2002 yılında asgari ücretin yüzde 22 üzerindeymiş ortalama emekli aylığı ama şu anda tam yüzde 22 altına düşmüş. Şimdi, şunu diyebilirsiniz: "Ya, asgari ücret çok artırıldı." Sizin "Çok artırıldı." dediğiniz asgari ücret şu anda 28 bin lira ve bu yılın sonuna kadar devam edecek. Yılın sonunda açlık sınırı 36 bin liraya gelecek eğer Hükûmetin enflasyon hedefi tutarsa, tutmazsa onu da geçecek. Düşünebiliyor musunuz yani bu rasyonun bozulması, ortalama emekli aylığı, asgari ücret ilişkisindeki rasyonun bozulması, emeklilerin aleyhine bozulması asgari ücretin çok artırılmasından değil, ikisinin de aslında çok düşük artırılmasından kaynaklanıyor.

Şimdi, tabii, diğer bir sorun şu: Hep en düşük emekli... Yani bu Hükûmet bize vasata alıştırdı, en düşüğe, asgariye alıştırdı; en düşük emekli aylığı üzerinde maalesef tartışmak durumunda kalıyoruz çünkü yani artık orada sefalet çok daha fazla ama bu yanlış, bu, sosyal güvenlik sistemi açısından büyük bir risktir. Eğer herkesi siz en düşük emekli maaşında buluşturursanız hiç kimse sosyal güvenlik primi yatırmaz; düşük yatırır, en az sürede yatırır. "Nasıl olsa 3600 gün yatıranla 9000 gün yatıranın hiçbir farkı yok veya asgari ücretle yatıranla, onun 3 katı, 5 katı yatıranlar arasında fark yok." der, herkes o noktaya doğru gider, bu da sosyal güvenlik sistemi açısından çok büyük bir sıkıntı doğurur. Bakın, ortalama emekli aylığının en düşük aylığa oranı çok geride değil, daha altı yıl önce yüzde 209'muş. Yani en düşük emekli aylığı 100, ortalama emekli aylığı 209'muş, onun 2,1 katıymış. Şimdi, bugün geldiğimiz noktada biri 100'se öbürü yüzde 119; 1,2 katına düşmüş. Dolayısıyla yani sadece en düşük emekli maaşı üzerinden bu meselelerle tartışmak yanlış. Bütün emeklilerin durumunda bir kötüleşme var, hepsine ilişkin meselelere bakmak gerekiyor, bir çözüm bulmak gerekiyor. Dolayısıyla en düşük emekli maaşında, işte bizim yine önergelerimiz olacak. Plan Bütçe Komisyonunda en azından şunu söyledik biz: Bizim parti politikamız asgari ücret düzeyinde olması ama hadi onu yapmayacağınızı biliyoruz, daha makul bir rakam olsun "25 bin liraya çıkartalım." diye biz önerge verdik İYİ Parti Grubu olarak, önergemiz reddedilmişti. Tabii, biz önergelerimize burada devam edeceğiz, baskı yapmaya devam edeceğiz ama şunu söylemek lazım ki: En düşük emekli aylığında yaptığımız artışlarının aynısını bütün emekli maaşlarını da yapma ihtiyacının olduğunu da buradan ifade etmek isterim.

Şimdi, hem çözüm önerilerimizi hem de sorunun diğer boyutlarına biraz göz atmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, çalışanlar ile emekliler arasındaki uçurum da makas da çok açıldı. Yani özellikle bu seyyanen artışın -memurlar için söylüyorum- Cumhurbaşkanı tarafından söz verilmesine rağmen seyyanen artışın emeklilere verilmemesi, özellikle memurlarda çalışanlar ile emekliler arasında makası çok fazla açtı. Bu da aslında çok kötü bir durumdur. Hem insanların çok daha geç emekli olması gibi bir sonucu doğuruyor -ki Hükûmet bunu çok fazla istemiyor- hem de memurların belki de çalışırken, imkânı varken -işte, ne biliyim ben- birtakım usulsüzlüklerin içerisine girme gibi geleceğini garanti altına alma anlamında birtakım yollara sapmasına neden olacak. Çalışanlar ile emekliler arasındaki makasın bu kadar açılması herhâlde neresinden bakarsanız bakın son derece yanlış.

Şimdi, biz hep şunu söyledik, dedik ki: "Emekli maaşı, memur maaşı, asgari ücret manşet enflasyon üzerinden tartışılıyor, daha doğrusu artırılıyor." Bir, manşet enflasyonu bir defa yanlış ölçtünüz, bunun düzeltilmesi lazım, geriye doğru düzeltme ihtiyacı vardır. Bugün bu sıkıntıların temelinde hileli, makyajlı enflasyon rakamları var, bunların düzeltilmesi lazım. İki, bu yetmez, manşet enflasyon üzerinden emekli maaşı veya çalışanların, sabit gelirlilerin maaşının ayarlanması yanlıştır çünkü onların enflasyon sepeti farklı. Dolayısıyla hem emeklilere, memurlara ve işçilere yönelik, onların maaşlarını artırmaya yönelik bizim yapmamız gereken şey yeni bir endeks oluşturmaktır. Buna "yaşam maliyeti endeksi" mi dersiniz, "hayat standardı endeksi" mi dersiniz, "asgari geçinme endeksi" mi ne denilecekse bir endeks deyip yine Türkiye İstatistik Kurumu yapsın bunu. Aynı fiyatlarla yapsın, tabii, onların düzeltilmesi ayrı bir konu ama onların sepetine uygun bir endeks oluşturulması lazım. Bakın, sadece 2024 yılına ilişkin bir örnek vermek istiyorum. 2024 yılında enflasyon, manşet enflasyon yüzde 44'tü ama toplumun en düşük geliri olan yüzde 10'luk, yüzde 20'lik kesimdeki enflasyon yüzde 66, aynı yıl için. Türkiye İstatistik Kurumu için söylüyorum bunu. Buna ilişkin akademik çalışmalar var. Bu çok net bir şekilde ortadayken, siz onların enflasyon sepeti Türkiye ortalamasındaki enflasyon sepetinden farklıyken Türkiye ortalamasındaki enflasyon sepeti üzerinden bu insanlara maaş ayarlaması yapmak, ücret ayarlaması yapmak, onları zaten baştan, efendim, biraz daha açlığa mahkûm etmektir, gelirini düşük artırmaktır. Bunun düzeltilmesi lazım. Bu konuda Hükûmeti defalarca biz uyardık. Buradan, tekrar, bu vesileyle, bir kez daha uyarmak istiyorum.

Diğer bir sorun alanı... Şimdi, bakın, bu sorunları çözmek lazım. Hiçbir yapısal mesele çözülmüyor bu ülkede. Şimdi, SSK, BAĞ-KUR emeklileri ile Emekli Sandığı emeklilerinin maaş artışlarında ayrı formülasyon var kanundan gelen. Bu, çok geçmişten beri gelen bir şey ama bunu artık düzeltmek lazım, bunun düzeltilmemesi için bir neden yok. Yani adalet temelli bakmak lazım meseleye, statü temelli olarak buna bakılması yanlıştır. Bunu, Hükûmetin bir an evvel yapması lazım. Kimi zaman biri yüksek kimi zaman diğeri yüksük oluyor ama her defasında toplumda bir huzursuzluk çıkartıyor bu, işte "Emekli Sandığı emeklileri şunu aldı, biz bunu aldık." şeklinde. Bunun düzeltilmesi lazım, diğer unsurlarla birlikte bunun da düzeltilmesi lazım.

Şimdi, 2000 sonrasındaki emekliler için, değerli arkadaşlar, bir intibak sorunu var. Bakın, bu, 2000 öncesi için çözüldü. Bu mesele ne demek, intibak sorunu? Şu: Yani aynı sürede, efendim, sigortalı olmuş, prim yatırmış, aynı miktarda prim yatırmış ama diyelim ki bir tanesi 1999 yılında emekli olmuş, diğeri 2001 yılında emekli olmuş. Bunların maaşları arasında ciddi uçurum var. Böyle bir şey olabilir mi? Sosyal güvenlik sistemine verdiği katkı bu insanların aynı, aynı sürede, aynı miktarda para ödemiştir fakat farklı yıllarda emekli olduğu için aralarında ciddi maaş farklılıkları var, aylık farklılıklar var. Dolayısıyla bu sorunun çözülmesi lazım, bu intibak sorunu mutlak surette Hükûmetin gündemine girmeli diye düşünüyoruz.

Şimdi, Hükûmet... Sayın Cumhurbaşkanı, sadece Hükûmet de değil yani en tepedeki insan bir söz verdi, değil mi bu seçimlerden önce? Dedi ki: "Bu 3600 ek gösterge meselesini adil bir şekilde çözeceğiz." Tamam, bir kesim insanlara verildi, gayet iyi; biz de zaten o konuda çok baskı yaptık ama 3600 ek göstergede ciddi adaletsizlik yapıldı, bunların düzeltilmesi lazım. Söz verildiği hâlde verilmeyen, toplumda bunu bekleyen bir kesim var, onların da bu haklarının mutlak surette iade edilmesi gerekiyor, bu hakkın verilmesi gerekiyor, adalet açısından bu bir ihtiyaç.

Şimdi, seyyanen zam sözü, az önce ifade ettim, bu söz verildi. Şu anda yani 2023'ün Temmuzunda verilecekti, memurlara verildi, çalışanlara verildi ama emeklilere verilmedi. Şu anda, burada, emeklilere verilen söz çerçevesinde baktığımızda, aylık kaybı 22 bin lira. Hadi bunun tamamını veremiyorsunuz, hiç olmazsa yarısının emeklilere verilmesi lazım; hem bu çalışanlarla emekliler arasındaki o farkı bir miktar azaltacak hem de bütün emeklilerin durumunda bir düzeltmeye neden olacak.

Esnaf, BAĞ-KUR prim meselesi var, bu da söz verildi. Ya, bir Cumhurbaşkanı söz veriyor, daha başka ne olabilir? Cumhurbaşkanı söz veriyor fakat Cumhurbaşkanının sözü tutulmuyor; Cumhurbaşkanı kendisi sözü tutmuyor, kimseyi suçlamanın da bir gereği yok yani bunlar Cumhurbaşkanına rağmen yapılmıyor değil. 9000 günün 7200 güne düşürülmesine ilişkin söz vermişti, bu söz de yerine getirilmedi.

Şimdi, biz bunları söyleyince, bize sürekli "Ya, kaynak var mı, kaynak var mı?" diye söyleniyor; sanki kaynak işini biz bilmiyoruz, bunu sadece AK PARTİ biliyormuş gibi. Bakın, size sadece kaynağı gösterme adına somut rakamlar söylüyorum, bunlar gerçekleşmiş rakamlar. Sadece son dört yıldaki hatalı politikaların ve birtakım usulsüzlüklerin getirdiği yükü ben burada söyleyeyim, kaynağın olup olmadığını görelim; bunların bir kısmının da geri dönme imkânı var, bir kısmının geri dönme imkânı yok. İşte, bu yükler geldiği için -birazdan bunları tek tek sayacağım size- bugün emekli perişan, bugün memur perişan, bugün işçi perişan, bugün çiftçi perişan; onların da doğrudan destekleri kesiliyor, esnaf perişan. Bakın, bir tanesi, EPDK meselesini, o lisans meselesi buradan uzun uzadıya anlattım, şimdi sadece rakamını söyleyeceğim. Yirmi yıl için EPDK üzerinden -mesela bunun geri dönüş imkanı hâlâ var, hem Mehmet Şimşek'e hem de Sayın Cumhurbaşkanına burada sesleniyorum, bunlar iptal edilebilir- 53,1 milyar dolar. Arkadaşlar, bu net rakam, bu olmuş bir şey ve ben tek tek bunun rakamlarını açıkladım, bana bir bürokrat veya işte, Bakan, EPDK Başkanı, hiçbirisi bunun yanlış olduğunu iddia edemedi, excel dosyalarını dahi veririm dedim. 53,1 milyar doları burada yazalım.

Osmangazi Köprüsü, en az 10 milyar dolar oradan millete atılmış bir kazık var. Bunlar düzeltilebilir, tekrar masaya oturtulabilir, firmayla oturulabilir.

Trendyol... Bakın, buradan bas bas bağırdık, bir Trendyol kanunu çıktı, yıllık 1,5 milyar dolar kaybımız var. Yirmi yıl üzerinden bunu da yaptığımızda, 30 milyar dolardan da buradan, 93 milyar dolar.

Şimdi buraya devam edelim. Bir de yanlış politikalarımız var. Yani yirmi yıllık niye yapıyorum? Emekliye bir defa zam verildiği zaman 93 milyar yani diğer yıllarda da bunun yükü gelecek, yirmi yıllık verilebilecek bir bütçe çıkarmaya çalışıyorum.

Şimdi kur korumalı mevduat; bu da yanlış politika, bunun artık geri dönüşü yok. Ne kadar zararı? İki yıllık zarar 73 milyar dolardı, 2025 rakamları da çıkacak, kabaca 100 milyar dolar da buradan bu millete atılmış bir kazık var, bir servet transferi var; şimdi bunu da koyun bir yere. Bunun geri dönüşü var mı? Maalesef, geri dönüşü yok ama bunlar yapılmasaydı, emekliye verilecek paraydı. O zaman sizin yanlışınızın sıkıntısını niye emekli çeksin, böyle bir şey olabilir mi? Az önce rakamları verdik yani emeklinin millî gelir içerisinde aldığı pay sürekli düşüyor, sayısı artmasına rağmen. Ekstra faiz yükü, bu Bakan Nebati'nin yani "Nas var politikası" veya "Faiz sebep, enflasyon sonuç." politikasının faiz üzerinde bugünden başlayarak önümüze getirdiği yük tamı tamına 237 milyar dolar. Bunu da Hazine Bakanı Mehmet Şimşek'e tek tek rakamlarıyla açıkladım, buna ilişkin de bir tane itirazı olmadı, bunu da yazalım.

Uzun dönem enerji anlaşmalarının zamanında yapılmaması, "Spottan alacağız." dediler, oradan yolsuzluk yapmanın peşine düştüler ve en az 10 milyar dolar da oradan geldi. Birazdan detaylarını fırsatım olursa Varlık Fonu için söyleyeceğim. Varlık Fonu'na bugüne kadar tam 35 milyar dolar kaynak transfer etmişiz, böyle bir şeyi kurmasaydık hiç ihtiyaç olmayacaktı, 35 milyar dolar da buradan. Arkadaşlar, toplamı 475 milyar dolar. Bakın, yirmi yılda 475 milyar doları bölün siz, emekliye ne kadar para verilebileceğini düşünün.

Şimdi, şu anda emekliler için bir düzenleme yapılıyor. O düzenlemenin maliyeti neydi? Yaklaşık 2 milyar dolar civarında bir şeydi, değil mi? Yirmi yılla çarpın, onun 5 katı kadar burada sadece şu saydığım 7 tane madde üzerinden bir zararı var maalesef Türkiye'nin. Dolayısıyla bunların bir kısmından geri dönülebilir ama bir kısmından geri dönme imkânı yoksa da bunu emekliye yüklemeye kimsenin hakkı yok. 475 milyar dolarlık 7 kalem üzerinde son dört yılda yapılmış hatalı politikalar, bilerek yapılmış politikalar ve usulsüzlükler nedeniyle kamu bir zarara uğramış, bu zararı da getiriyorsunuz şimdi siz emeklilere "Çekeceksiniz." diyorsunuz. Bakın, bunun içerisinde şu yok, şunu söylemiyorum, ayağı yerine basmayan bir şey söylemiyorum: Efendim, 60 milyar dolar bu yıl faiz ödememiz var, bunu ödemeyin falan demiyorum zaten onu borçlanmışsınız, mecbur ödeyeceksiniz. Ben sadece ekstra yüklerin üzerinden bu hesabı yapıyorum. Bunun anlamı nedir arkadaşlar? Bu kaynak nedir biliyor musunuz? Yirmi yıl boyunca bütün emeklilerin maaşını yüzde 22 artırabilecek bir kaynak işte, bu 7 kalemde var. Tekrar söylüyorum: Yirmi yıl boyunca bütün emeklilerin -sadece en düşük emekli maaşını değil- maaşını yüzde 22 kadar artıracak kaynağı biz buralarda heba ettik. Tabii, bunu buralarda heba ederseniz ondan sonra emeklilere verilecek hiçbir şey maalesef kalmaz. Dolayısıyla, emeklilerin durumunu mutlak surette düzeltmemiz gerekiyor.

Bu Varlık Fonu'yla ilgili Anayasa Mahkemesi iptalleri oldu. Bundan dolayı iki, üç tane madde var burada, bunlar bir şeyi çözecek falan değil. Az önce söyledik işte, bugüne kadar 36 milyar dolar Varlık Fonu'na transfer yapılmış. 36 milyar dolar arkadaşlar, yani çok büyük bir rakam. Niye? Orada bir denetimsiz alan oluşturuldu, oralar keyfî bir şekilde yönetiliyor. Bakın, sadece size bir tane rakam vereceğim yani bunlar bize dağıtılan, bu, bizim Plan ve Bütçe Komisyonunda uzun uzadıya konuştuğumuz Devlet Denetleme Kurulu raporu. Değerli arkadaşlar, DDK raporu sadece konsolide bilançodan söyleyeyim size, kârı ne kadar artmış biliyor musunuz? Varlık Fonundaki bütün şirketlerin kârındaki artış yüzde 15,8 yüzde 16 diyelim. Aynı yılda enflasyon kaç? Yüzde 31. Yüzde 31 olan bir yılda kârlılıkta sadece artış yüzde 16. Bunların hepsi özel sektör gibi çalışan şirketler yani normal şartlarda enflasyonun da en az 5 puan, 10 puan üzerinde kârının artması beklenirken enflasyonun 15 puan altında veya yarısı kadar ancak artmış. Dolayısıyla, reel olarak zarar etmiş bu şirketler. Varlık Fonuna alınan şirketlerin tamamının durumu kötüleşiyor. Biz bunları Plan ve Bütçe Komisyonunda detaylı bir şekilde, şirket şirket irdeledik, hemen hemen tamamının durumu kötüleşiyor. Dolayısıyla, yapılacak iş, Varlık Fonunun mutlak surette tasfiye edilmesidir. Bu tasfiye gerçekleşmezse yani Türkiye bu zararı daha fazla ödeyecek. Getirecekler yükü yine emeklinin üzerine bindirecekler, getirecekler yükü yine memurun, köylünün, işçinin üzerine bindirecekler. Varlık Fonunun tasfiye edilmesi lazım, daha fazla bir şey söylemeyi gerektirecek bir durum yok. Şu anda getirilen maddeler de denetimle ilgili herhangi bir sorunu çözmüyor.

Son konu olarak, bu 2014 ile 2019 arasında taşeronları, firmalar üzerinde çalıştırdığımız işçilerin kıdem tazminatının ödenmesi meselesi var. Bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda aniden gelmiş 2 madde. Bir defa bu soruyu sormak lazım: Niye bunu aniden getiriyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) - "Yılların problemini niye bir anda oldubittiye getiriyorsunuz?" diye sormak lazım.

İkincisi de şu: Bundan kim faydalanacak? Yani bununla ilgili çok ciddi iddialar var. Yani kamuoyunda ismi bilinen bazı firmaların çok ciddi bir yükümlülüğü var burada, o yükümlülüğü şu anda devlet üstleniyor. Evet, işçinin mağdur edilmemesi lazım. Ya şu beceriksizliğe bir bakın: Beş yıl boyunca ihale yapılıyor, yapılan ihalelerde para ödüyorsunuz siz özel sektör firmalarına fakat çalıştırılan işçinin kıdem tazminatını kim ödeyecek? Bu, belli değil. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Kim ödeyecek? Belli değil. Özel sektör mü ödeyecek, devlet mi ödeyecek? Devletin müteselsil sorumluluğu olduğu için özel sektör ödememiş; devlete kalmış, devlet ödemiş. Devlet şimdi şirketlere rücu ediyor "Bunu sizin ödemeniz lazım." diyor. Bu kanun maddesiyle ne geliyor? Diyor ki devlete: "Sen artık oraya rücu etme; bunlar, bütün yük devletin üzerinde kalsın." Evet, gerçekten bazı firmalar bunu, kıdem tazminatını ihale bedelinin içerisine koymamışlardır ama ben inanıyorum ki büyük kısmı bunu ihale bedelinin içerisine koydu; devletten, oradan parayı aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - Ama şimdi kıdem tazminatını getirdiler, devletin üzerine yıktılar; bu, kabul edilebilir bir şey değildir. Devletin bu şekilde yönetilmesine biz itiraz ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)