| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 20.01.2026 |
ADİL KARAİSMAİLOĞLU (Trabzon) - Sayın Başkanım, Değerli Gazi Meclisin milletvekilleri; Kızıldeniz saldırıları, küresel ticaretin karşılaştığı zorluklar kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölge ülkelerinin kara suları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesinin Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle uzatılmasına dair teklif için görüşlerimizi sunmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Ben konuşmamı gündeme sadık kalarak tamamlayacağım inşallah.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin üç kıtayı birbirine bağlayan eşsiz jeopolitik konumu, deniz taşımacılığında bize devasa fırsatlar sunduğu kadar bölgesel istikrarsızlıkların getirdiği riskleri de kapımıza taşımaktadır. Özellikle Aden Körfezi, Arap Denizi ve Somali açıkları gibi kritik sularda tırmanan deniz haydutluğu, Türk ticaret filosu için sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir maliyet kalemine dönüşmüş durumdadır. Söz konusu alanlarda yoğunlaşan deniz haydutluğu faaliyetleri ticaret rotalarımızı doğrudan hedef almaktadır. Bu durum, yükselen sigorta maliyetleri ve ek güvenlik harcamalarıyla birleşerek denizcilik sektörümüzün küresel rekabet gücü üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Türkiye, bu küresel tehdit karşısında NATO ve Birleşmiş Milletler bünyesindeki Birleşik Görev Kuvveti operasyonlarına aktif destek vererek bölgedeki korsanlık faaliyetleriyle mücadele etmektedir. Bu misyon doğrultusunda Afrika ve Orta Doğu ülkeleriyle yürüttüğümüz savunma iş birliklerini stratejik bir boyuta taşıyoruz. Ortak operasyonları ve bölgesel dayanışmayı teşvik ederek deniz haydutluğunu kaynağında engelleyecek kalıcı çözümler üretiyoruz. Süveyş Kanalı gibi kritik güzergâhların istikrarı ekonomimizin sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir. Dolayısıyla attığımız her adım, Türkiye'yi bölgesel denizcilik politikalarında yön tayin eden oyun kurucu bir güç hâline getirme gayemizin bir parçasıdır.
Değerli arkadaşlar, küresel ticaret yolları uluslararası krizler nedeniyle büyük bir türbülans geçirmektedir. En kadim söylemlerden biri olan "Yol medeniyettir." sözü bugün yüksek hızlı tren raylarında, akıllı liman terminallerinde ve kısaca lojistik ağların tamamında yeniden şekillenmektedir. Küresel ticaretin toplam hacmi 30 trilyon dolar seviyesini aşmış durumdadır, ne var ki uluslararası ticari taşımacılık giderek daha riskli hâle gelen rotaları sorgulamaktadır. Büyük bir kısmı Rusya'da bulunan Kuzey Koridoru savaşların ve yaptırımların gölgesinde her geçen gün zayıflamakta, Güney Koridoru ise Süveyş Kanalı'ndaki tıkanıklıklar ve Kızıldeniz'deki güvenlik krizleri nedeniyle emniyetini büyük ölçüde yitirmektedir. Küresel ticaretin zorlu bir tercihe mecbur edildiği böylesi bir atmosferde alternatif ulaşım koridorlarıyla denize aşırı bağımlılığı azaltma arayışımız da hız kazanmıştır. Asya'dan yola çıkan bir yük gemisinin Avrupa'ya ulaşması için Ümit Burnu üzerinden yaklaşık kırk beş gün, Güney Koridoru üzerinden ise otuz beş gün sürerken "modern İpek Yolu" diye adlandırılan ve ülkemizden geçen Uzakdoğu'yu Batı Avrupa'ya bağlayan Orta Koridor bu süreyi on sekiz günün de altına düşürüyor. Netice itibarıyla Süveyş Kanalı merkezli krizlerin tetiklediği yeni güzergâh arayışında Orta Koridor'un her geçen gün daha fazla öne çıkması tesadüf değildir.
Ülkemizde liman altyapısını güçlendirerek uluslararası taşımacılıkta güvenilir bir aktarma merkezi olma hedefiyle yatırımlarımızı 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı ışığında kararlılıkla sürdürüyoruz. Bölgesel güvenlik sorunlarının çözülmesi ve deniz yollarının daha güvenli hâle getirilmesi, Türkiye'nin taşımacılık sektöründe rekabet gücünü koruyabilmesi için kritik önem taşımaktadır. Türkiye'nin denizlerde saklı olan muazzam potansiyelini harekete geçirmek ve ülkemizi dünya denizciliğinde zirveye ulaştırmak hepimizin ortak gayesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin büyümesi ve küresel bir güç hâline gelmesi denize verdiğimiz kıymet ve denizcilik vizyonumuza biçtiğimiz ufukla doğru orantılıdır. Bugün denizcilik sahasında yürüttüğümüz her çalışma temelini 1926 yılında yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu'ndan almaktadır. Geride bıraktığımız yirmi dört yıllık hizmet dönemimizde, Kabotaj Kanunu ruhuna sadık kalarak denizcilik sektörüne hak ettiği önemi verdik ve yerli, millî imkânlarımızı küresel talepleri karşılayacak düzeye ulaştırdık. Jeopolitik konumumuzu fırsata dönüştürme yolunda attığımız adımlarla ülkemizi dünya ticaretinin en stratejik aktarma merkezlerinden biri konumuna taşıdık. Ticaret koridorlarının kesişim noktasında, Süveyş Kanalı ve Akdeniz üzerinde üç kıtanın pazarlarına açılan kapı olduk. Bugün Türkiye, deniz ticaret hacmini her geçen gün büyüterek küresel arenada yerini sağlamlaştırmaya da devam etmektedir. Türkiye'nin deniz ticaretindeki rolü artık yalnızca bir transit ülke olmanın da ötesine geçerek uluslararası lojistik ve gemicilik sektöründe büyüme potansiyeli yüksek, belirleyici bir aktöre dönüşmüştür. "Güçlü liderlik" ve "liyakatli temsiliyet" kavramları bu noktada asla göz ardı edilemez. Liderlik ve temsiliyet gücü düşük olan ülkeler küresel ticaret ağında dikkate alınmazlar.
Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80'i deniz yoluyla gerçekleşmektedir. Türkiye lojistik kapasitesiyle küresel tedarik zincirinin vazgeçilmez bir halkası hâline gelmiştir. 2025 yılı sonu itibarıyla elde ettiğimiz dış ticaret verileri bu yükselişin en önemli kanıtıdır. İhracatımızın yaklaşık yüzde 60'ını deniz yoluyla gerçekleştiriyor olmamız mavi vatandaki gücümüzün ekonomi için taşıdığı hayati önemi gözler önüne sermektedir. Bugün Türkiye denizcilikteki küresel rekabetin bir parçası olmasının da çok ötesine geçmiştir. Bu rekabete yön veren, kuralları belirleyen bir potansiyele ulaşmıştır.
Değerli arkadaşlar, elde ettiğimiz bu başarıları asla tesadüfün eseri olamaz. Bu büyüme güçlü bir liderliğin, isabetli politikaların ve kararlılıkla atılan adımların doğrudan sonucudur. Hükûmetimiz, denizcilik sektörünü en stratejik önceliklerden biri olarak kabul ederek tüm yatırımlarını bu vizyonda planlamıştır. Özellikle, limanlarımızda hayata geçirdiğimiz modernizasyon hamleleri ve dev altyapı projeleri ülkemizi bölgesel bir deniz ticaret üssü konumuna yükseltmiştir. Deniz ticaretindeki bu yükseliş ekonomik yatırımların bir sonucu olmanın da ötesinde, Türkiye'nin uluslararası arenadaki duruşunun ve denizlerdeki haklarını koruma iradesinin bir meyvesidir. Doğu Akdeniz'deki meşru haklarımızdan geri adım atmadan kararlı tutumumuzu sürdürüyoruz. Münhasır ekonomik bölgelerimizdeki enerji kaynaklarımızı ve haklarımızı korumak adına hem diplomasi masasında hem de sahada etkinliğimizi her geçen gün artırıyoruz. Türkiye denizlerdeki gücünü hem ticari hem de stratejik olarak tahkim etmeye devam edecektir. Bu bağlamda, NATO ve Birleşmiş Milletler bünyesindeki deniz güvenliği operasyonlarına aktif destek vermek söz konusu hakların savunulabilmesi noktasında olmazsa olmazımızdır. Nitekim, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'de artan güvenlik tehditlerine karşı CTF-151 gibi misyonlara verdiğimiz katkılar Türk bayraklı gemilerimizin ve deniz ticaretimizin güvenliğini sağlamaktadır.
Değerli arkadaşlar, denizcilik, bir ülkenin gücünü, bölgesel nüfuzunu ve küresel stratejisini tayin eden en kritik sahaların başında gelmektedir. Denizlerdeki emniyetin sadece teknolojik altyapıyla sınırlı kalmayıp etkin bir görev gücü varlığıyla mümkün olduğu da aşikârdır. Bu vizyonda ticaret yollarımızın güvenliğini sağlamak için uluslararası kuvvetlerde aktif rol alıyoruz, mavi vatanımızdaki varlığımızı bölgesel istikrarın teminatı kılıyoruz. Modernize edilen takip sistemlerimiz, güçlü filo yapımız ve uluslararası arenadaki caydırıcı gücümüzle Türk denizciliğini daha da görünür kıldık. Potansiyelimiz ve deniz sınırlarımızda yaşanan olaylar bizleri söz konusu görev gücüne katılmaya sevk etmektedir.
Deniz haydutluğuyla mücadele amacıyla oluşturulan görev gücünün başarısı ortada olup deniz ticaretinin sürekliliği açısından ülkemizin söz konusu oluşumda yer almaya devam etmesinin son derece önemli olduğu görüşündeyiz. Görev gücünün dağılması bölgedeki deniz haydutluğu faaliyetlerinin yeniden artma riskini de doğuracaktır. Uluslararası barış ve istikrarı tehlikeye düşüren ve millî menfaatlerimizi de olumsuz etkileyen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele yönündeki uluslararası çabalara ülkemiz tarafından etkin bir biçimde destek verilmesi ve bölgede seyrüsefer emniyetinin sağlanmasına katkıda bulunulmasının uluslararası ve millî sorumluluklarımızın bir gereği olarak görmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ADİL KARAİSMAİLOĞLU (Devamla) - Bu itibarla, ülkemizin de tarafı olduğu Denizde Seyrüsefer Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme başta olmak üzere ilgili milletlerarası antlaşmalar ve teamüller çerçevesinde 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'nda belirlenen ilke ve esaslar da dikkate alınarak bahse konu bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele, müşterek operasyonlara destek verilmesi son derece uygun olacaktır.
Bu gerekçelerle Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölge ülkelerinin kara suları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesinin Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca bir yıl daha uzatılmasına yönelik teklifi olumlu karşılıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)