| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 20.01.2026 |
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yine bir tezkere görüşmesinde, daha önce olduğu gibi, Genel Kurul açıklıkla, düzgün bir şekilde bilgilendirilmeden, konunun kapsamı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin orada bulunma nedeniyle ilgili gerekli açıklamalar yapılmadan yine bir oylamaya gidiyoruz. Değerli arkadaşlarım, bakın, bunu defalarca anlattık; Sayın Başkan, buradan zatıalinize de bir çağrıyla söylemek istiyorum: Bakın, geçen yıl ve bugün, bu görüşmekte olduğumuz tezkere metinlerinin tamamı aynı; bakın, geçen yılki tezkere metni ile bugün görüştüğümüz tezkere metni tamamen aynı. Benden önce çok değerli hatipler son bir yılda bölgede gerçekleşen önemli gelişmelerden bahsettiler. Yani tekrar tekrar bunu anlatmak istemiyorum ama en başta İsrail'in Somaliland'i tanıma kararı olmak üzere çok ciddi gelişmelerin olduğunu, bu korsanlık bakımından da ciddi değişimlerin olduğunu anlattılar. Şimdi, biz burada tezkere görüşüyoruz ama aynı tezkere metni yine önümüze konulmuş, bu yılda gerçekleşen olayların bu tezkereyle ilgisiyle ilgili en ufak bir ifade yok. Yürütme burada bulunmuyor ama yürütmede bulunan partiyi temsilen az önce konuşan Sayın Hatip konuyla ilgili maalesef konuşmadı; terörle mücadeleden bahsetti, efendim, Kıbrıs'tan bahsetti, yapay zekâdan bahsetti ama son bir yılda gerçekleşen gelişmeler ve bu tezkereyle ilgili açıklama hakkında hiçbir şey söylemedi, bu da yetmedi, deprem konutlarından bahsetti. Bakın, değerli arkadaşlar, yani, biz Meclis olarak yaptığımız işi ciddiyetle yapmayacaksak bu nasıl olacak? Bakın, geçen yıl da olduğu şekilde, burada deniyor ki: "Gereği, kapsamı ve zamanı Cumhurbaşkanlığınca takdir ve tayin olunacak şekilde..." Ya, biz böyle bir yetkiyi her seferinde niye veriyoruz, niye veriyoruz? Bakın, bu, bir imzayla bir kişi tarafından isteniyor ve Meclis bu yetkiyi bir kişiye veriyor ve tekrar dikkatinizi çekiyorum: Takdir, tayin, bütün yetki Cumhurbaşkanına bırakılarak gerek, kapsam ve zaman Cumhurbaşkanınca belirlenecek. Her yıl aynı tezkere geliyor arkadaşlar, on yedi yıldır bu tezkereyi görüşüyor bu Meclis. Yani, şu Meclisin üyeleri olarak, TBMM üyeleri olarak en azından bu kadarcık saygıyı hak etmiyor muyuz? Yani, bu meseleyi, görüşülmeden önce... Az önce konuşan Sayın Bakan ve Dışişleri Komisyonunun Sayın Başkanı komisyonları toplantıya da çağırabilirlerdi, bunun önünde, İç Tüzük'te bir engel yok. Silahlı Kuvvetler personeli gelir, Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı personeli gelir, Meclise açıklama yapar. Bakın, burada alınan kararların telafisi yok, bunu bilelim. Yani, Meclisten bir kanun geçtiğinde en azından onun norm denetimi bakımından Anayasa Mahkemesine götürülmesi imkânı var ama Meclisin tezkere gibi bir kararının telafisi yok, Anayasa Mahkemesi bunu görüşmüyor. Sonuç olarak burada telafisi olmayan bir karar veriyoruz ama bu kararı maalesef son derece ciddiyetten uzak bir şekilde veriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu kapsamda yine bu az önce görüşülmekte olan deprem konusuyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Sayın Bakanın 6 Şubat depreminden iki hafta sonra Anadolu Ajansı'nda yaptığı bir açıklama var. Zaten bugün de anlattığı gibi biz şunu oradan anlıyoruz: Silahlı Kuvvetlerin misafirhaneleri kullanılmış, Silahlı Kuvvetlerin depolarında bulunan akaryakıt kullanılmış, nakliye uçakları kullanılmış, yabancı ülkelerden nakliye uçakları istenmiş, bunlar var ama bildiğimiz anlamıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin deprem bölgesinde etkili şekilde önlemler alacağı bir ortam olmamış; bunun da arkasında maalesef bir korku var, bir endişe var. Bu iktidarın geçmişten beri maalesef Silahlı Kuvvetlerini, Türkiye'nin Silahlı Kuvvetlerini, Türk Silahlı Kuvvetlerini -ifadeyi doğru seçmeye çalışıyorum ama- geçmişteki darbelerden kaynaklı bir darbe paranoyasıyla sahaya çıkarmaması olayı var, bu teşhisi yapmamız lazım; kusura bakmayın, gerçeklik budur.
Bu nedenle, bölgede talanların olduğu, hırsızlıkların olduğu, vatandaşlarımızın kendilerinin doğrudan fiilî olarak o hırsızlara müdahale ettiği manzaralarını hepimiz hatırlıyoruz değil mi? Yani, Silahlı Kuvvetlerin -orada koca 2'nci Ordu var- sahaya çıktığı bir durumda böyle bir manzara deprem bölgesinde olur muydu? Bu nedenle, değerli arkadaşlarım, birbirimizi kandırmayalım.
MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) - Ya, Yunus Bey, sahadaydı asker, 05.45'te sahaya girdi deprem bölgesinde; neden bahsediyorsunuz ya!
YUNUS EMRE (Devamla) - Evet, şimdi, bunları açıkladıktan sonra şunu tekrar dikkatinize sunmak istiyorum: Bize söylenen saat 13.00'dan sonra -2'nci Ordu bakımından- ilk takviyenin gerçekleştiği. İlk üç gün içerisindeki bütün ceride kayıtlarından bahsediliyor; ceride kayıtlarını ayrıca görmedik, bunu da ısrarla istiyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu Mecliste bugün birazdan bu oylamadan sonra çok önemli bir kanun metni gelecek 248 sayılı Kanun metni. Bu kanunun metninde bir madde var emeklilerimizle ilgili. Emekliler Türkiye'de perişan vaziyetteler. Bunun Türkiye'nin en önemli meselesi olduğunu görmemiz gerekiyor. Yani bu meseleyi Türkiye için önemini doğru değerlendirmeden bu Meclis görevini yapmış olmaz. Size bakın, bir örnek vermek istiyorum: Geçmişte, çok değil, bundan on yıl önce emeklilerin gayrisafi yurt içi hasıladan aldıkları pay yaklaşık yüzde 7 düzeyindeydi, yüzde 6,9'du, bugün bu pay yüzde 4,6'ya gerilemiş durumda değerli arkadaşlar. Şimdi, emekli sayısı artmış, emekli sayısının arttığı -2 milyondan fazla- bir ortamda emekliye gayrisafi yurt içi hasıladan verilen pay çok ciddi oranda düşmüş yani yüzde 7'den 4,6'ya düşmüş. Bu bir kaza falan değil, bu bilinçli bir tercih, yani Türkiye'nin kaynaklarını yönetenler bu kaynakları emekliye vermemeyi tercih etmişler, bunu görelim ve tekrar ifade ediyorum: Bakın, Avrupa Birliğinde bu oran yüzde 10'un üzerinde, OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 8'in üzerinde. Şimdi, bu orta yerde duruyor. Bu son derece açık bir gerçek. Aynı şeyi bütçe içinde de görürsünüz. Yani bütçedeki emekli maaşları bakımından SGK'ye aktarılan payları izlediğinizde de son yıllarda emekliye ayrılan kaynağın azaldığını görürsünüz, çok net bu. Bunları Plan Bütçede de defalarca konuştuk. Şimdi, bu şartlarda yani Türkiye'nin bir pastası var, Türkiye'nin bir geliri var, bu pastayı bölüyoruz, farklı kesimlere bölüyoruz değil mi? Çalışanlara bölüyoruz, iş adamlarına bölüyoruz, memurlara bölüyoruz. Emekliye geldiğinde bu pastanın yarısı on yıl içinde uçmuş, gitmiş, başkalarına gitmiş. Değerli arkadaşlar, peki, bu pastanın yarısı, emeklinin sofrasından çalınanlar nereye gitmiş? En net artış faiz harcamalarında arkadaşlar, faizde. Tevfik Fikret'in önemli bir dizesi vardır: "Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi." sizin döneminizde de "Faiz diye, faiz diye, faiz patladı." yani emeklinin sofrasından aldıklarınızı faize verdiniz. Başka? Garanti ödemelerine verdiniz.
Şimdi, bu şartlar içerisinde, değerli arkadaşlar, şunu tahlil etmek gerekiyor: Niye on yılda gayrisafi yurt içi hasıla içerisinde emeklinin aldığı pay azaldı? Çünkü ekonomik büyümenin -Türkiye'nin gerçekleştirdiği ekonomik büyümenin- sonuçlarını emekliye yansıtmadınız. Aynı zamanda -bunu hatırlayacaksınız, bunları çok defa konuştuk- aylık bağlama oranının düşürülmesi gibi meselelerle bu duruma gelinmiş vaziyette ve gerçekten, sayın milletvekilleri, bu Meclisin emekli maaşlarından önemli bir işi yoktur. Bu Meclisin her görevinin önünde, 16 milyon, 17 milyon emeklimizin bu sefaletten kurtarılması gelmektedir. O nedenle, birazdan burada, normal bir kanun görüşmesi yapıyormuşuz gibi bu kanunu görüşemeyiz. Sizler, bu Meclisin üyeleri olarak ellerinizi kaldırıp bu metni kabul edemezsiniz, bunu "kanun" diye kabul edemezsiniz. Bakın, işimize geldiğinde "Gazi Meclis" diyoruz, Birinci Mecliste kimi milletvekilleri cephede de fiilî olarak savaşmıştır değil mi, savaşmıştır. O nedenle de kendileri hem kırmızı hem yeşil renkli, şeritli İstiklal Madalyası'nı taşırlar yani bu Meclisin üyeleri, millet savaştayken, istiklal mücadelesini yaparken onlar da o mücadelenin fiilî olarak içinde olan insanlardır, cephede dövüşen insanlardır. Bu nedenle, bugün bizler şu sıcak odalarımızda emekli bu hâldeyken, emekli bu vaziyetteyken, bu sefalet içerisindeyken hiçbir şey olmamış gibi bu kanunu görüşemeyiz, bu kanunun bu maddelerini kabul edemeyiz. Akıl, vicdan, insanlık, bu memlekete olan bağlılık, bayrağımıza olan bağlılık buna engeldir değerli milletvekilleri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
YUNUS EMRE (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
O nedenle, bu tezkereden sonra görüşülecek olan 248 sıra sayılı Kanun görüşmelerinde emeklilerle ilgili düzenlemelerin bütün grupların da katılımıyla, desteğiyle değiştirilmesi gerekmektedir. Bu hâliyle geçerse emin olun, hiçbiriniz, hiçbirimiz, annelerimizin-babalarımızın yüzüne bakamayız çünkü bu, 16 milyon, 17 milyon sayısı bir istatistik verisi değil. Bu insanlar anne, baba, dede, nine. İlaç alacaklar, sofralarına ekmek koyacaklar, otobüs bileti alıp torunlarını görmeye gidecekler. Hayatlarının sonbaharında, ikinci baharında onlardan bu mutluluğu, bu saadeti esirgemeyin değerli milletvekilleri.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)