| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 20.01.2026 |
CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de ulusal egemenliğimizin ve sonsuza kadar bu vatanda bağımsızca yaşamamızın güvencesi olan ay yıldızlı bayrağımıza yönelik provokatif saldırıyı en şiddetli biçimde kınayarak sözlerime başlamak isterim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, Aden Körfezi, Arap Denizi, Somali kıyıları ve mücavir bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının görev süresini bir yıl uzatan tezkere konusunda partimiz adına ikinci sözü almış bulunuyorum. Bu noktada, partimizin Birleşmiş Milletler kapsamında gelen tezkereler konusundaki tutumunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Cumhuriyet Halk Partimiz Atatürk'ün "Yurtta sulh cihanda sulh" şiarıyla dış politikamızın yürütülmesini desteklemektedir. Bu amaçla, dünyanın farklı bölgelerinde Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde ve uluslararası hukuk kapsamında kurulan barış güçlerine Türk Silahlı Kuvvetlerimizin katılımına bugüne kadar destek verdik. Bu tezkere ise, bildiğiniz üzere, yine, Meclis gündemine ilk olarak Somali kara sularında başlayan korsanlık faaliyetlerine karşı önce NATO sonra BM çerçevesinde bir askerî güç oluşturulması kararlarıyla geldi. Türkiye hem NATO hem BM kapsamında yürütülen girişimlerin parçası olurken Deniz Kuvvetlerimize bağlı gemilerimiz bölgede korsanlıkla mücadele faaliyetlerinde bugüne kadar başarıyla yer aldı. 2009 yılındaki ilk tezkerede ve akabindeki yıllarda Aden Körfezi'nde görev yapan Deniz Kuvvetlerimizin görev süreleri her yıl uzatılmış, partimiz bu görevlendirmelere kabul oyu vermiştir. Çünkü korsanlık faaliyetleri ülkelerin yalnızca ticari çıkarlarını tehdit etmekle kalmamakta aynı zamanda terör örgütlerinin ve organize suç çetelerinin de rahatça faaliyet gösterebileceği bir zemin yaratmaktadır. Türkiye küresel terörle mücadelede iş birliğinin parçası olarak bu operasyona katılmaktadır.
Yine, o bölgede korsanlık faaliyetlerinin engellenmesi dünya deniz ticaretinde payı olan Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti bandıralı gemilerimizin ve personelinin saldırılardan, yağmalardan korunması açısından önemlidir.
Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin barış gücü operasyonlarına katılımı ülkemizin uluslararası sorunların çözümünde söz sahibi olmasına da katkı sunmakta, silahlı kuvvetler mensuplarımız için de talim ve tatbikat olanakları sunmakta, ordumuzun dünyanın diğer silahlı kuvvetleriyle ilişkilerini geliştirmektedir.
Son olarak, barış amaçlı ve hukuk temelli operasyonlarda yer almak Türkiye'nin yumuşak gücünü yani dünyadaki itibarını desteklemektedir.
Tüm bu nedenlerle, uluslararası hukuka uygun ve dünyada barışı, huzuru ve istikrarı koruma amacı taşıyan tezkereye bugün de olumlu oy kullanacağımızı açıklıyoruz. Bu vesileyle, hem vatanımızın savunmasında hem de ülkemizin yüzlerce, binlerce kilometre uzağında bölgesel, küresel barış ve istikrarın sağlanması, uluslararası terörizmle mücadele gibi önemli görevleri başarıyla üstlenen kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımızı yüce Meclisimizden selamlıyorum. Aden Körfezi'ndeki görevlerini başarıyla tamamlayarak sağlıklı biçimde ülkemize dönmelerini yürekten diliyorum.
Sayın milletvekilleri, evet, burada ülkemizin dünya barışına katkısı için kahraman ordumuzu Aden Körfezi'ne, korsanlarla mücadeleye göndermeyi konuşuyoruz, bunun dünyadaki itibarımıza katkı sağlamasını bekliyoruz. İyi ama içerideki korsanları ne yapacağız? Adaleti, hukuku katleden korsanları, halkın iradesini gasbeden korsanları, emeklileri açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm eden korsanları ne yapacağız, nasıl mücadele edeceğiz? Dünya barışına katkı sağlayalım. Peki, ya bizim kendi iç barışımız ne olacak? İşte, hukuksuzca zindanlarda tuttuğunuz hak savunucuları, gazeteciler, siyasetçiler, belediye başkanlarımıza yaşatılanlar ortada. Tayfun Kahraman tam 1.370 gündür tutuklu; kentini savunduğu, hemşehrilerinin yaşam alanlarına sahip çıktığı için zindanda. Yaşatılan büyük adaletsizliğin yanı sıra, bir de ağır bir hastalığın pençesinde; MS hastası. Tedavisinin dışarıda yapılması lazım ama inatla cezaevinde tutulduğu için hastalığı daha da kötüye gidiyor. İşte, iki gün önce dengesini kaybedip düşüyor, başını yere çarpıyor, yaralanıyor ama bandaj, pansuman yapılıp yeniden koğuşuna gönderiliyor. Üstelik de Anayasa Mahkemesi onun hakkında yeniden yargılama kararı vermiş, hukuken masum ama bu karar uygulanmıyor. Eşi Meriç Kahraman bu hukuksuzluklara feryat ediyor, diyor ki: "Biz dört yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz. Her Allah'ın günü canımızdan can gidiyor. Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor. Biricik evladımın babasına daha fazla eziyet etmeyin, eşimi derhâl serbest bırakın." Bu, sadece Tayfun'un ailesinin isyanı değil arkadaşlar, bu milletin bu zulme karşı isyanı aynı zamanda
İzmir'de Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık, o da benzer bir zulmün mağduru; kanser hastası, 306 gündür tutuklu, hem de ailesinden yüzlerce kilometre uzakta, 15 kilo verdi, gözümüzün önünde eriyor. Hakkında bir hüküm dahi yok, tutuklu. Tedavisi özgür ve insani koşullarda yapılması gerekirken önce sürgüne gönderdiniz, yetmedi, şimdi de elinde kelepçe hastane hastane dolaştırıyorsunuz. Onun annesi kâh cezaevi önünde kâh hastane bahçesinde yirmi dört saat nöbette, evladı daha daha da erimesin diye yalvarıyor. "Sözün bittiği yerdeyiz." diyor. Her gün, her akşam haber kanallarında elimiz yüreğimizde bunları izliyor, bunları dinliyoruz. Peki, sizin hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararına rağmen, Tayfun Kahraman'ın ilerleyen hastalığına rağmen cezaevinde tutulması ona ve ailesine zulümdür. Murat Çalık'a çektirilenler zulümdür. Cezaevindeki tüm hasta mahkûmlara çektirilenler zulümdür. (CHP sıralarından alkışlar) Adalet, hasta bir insanı hücresinde yalnızlığa terk etmek değildir; adalet, insanı yaşatmaktır. Cezaevlerindeki hasta tutuklular için, Tayfun Kahraman için, Murat Çalık için adalet istiyoruz, özgürlük istiyoruz. Aksi hâlde, yaşanacak her olumsuzluğun sorumluluğu bu hukuksuzluğa, bu zulme göz yumanların omuzlarındadır.
Adaletsizlik hasta tutuklularla da sınırlı değil. Osman Kavala, iki gün önce cezaevinde 3 bininci gününü doldurdu. Selahattin Demirtaş tam on yıldır zindanda. Kaç bayramı, kaç yılbaşını ailelerinden, sevdiklerinden, özgürlüklerinden mahrum geçirmek durumunda bırakıldılar, hem de sizin iktidarınızda Anayasa'mızdan bile üstün kıldığımız AİHM kararlarına rağmen bu zulüm çektirilmekte onlara. Can Atalay, Mine Özerden, Çiğdem Mater bir kişinin inadı yüzünden, sarayın Gezi direnişinden suç yaratma inadı yüzünden dört yıldır özgürlüklerinden mahrum. Onların çalınan yıllarının hesabını kim verecek? Gazeteciler zindanda; Merdan Yanardağ, Enver Aysever aylardır sırf ifadeleri yüzünden hapis. Bu milletin iradesi zindanda; cumhurbaşkanı adayımız ve 16 milyon İstanbullunun Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek zindanda; İstanbul'un, Adana'nın yüz binlerce seçmenin oyuyla seçilmiş ilçe belediye başkanları zindanda; meclis üyeleri, bürokratlar, ilgili, ilgisiz memurlar, çalışanlar tam üç yüz gündür zindanda. Adalet yok, özgürlük yok, hukuksuzluk sürüyor. (CHP sıralarından alkışlar) "Tutuksuz yargılayın. Davaları canlı yayınlayın." diyoruz, sesiniz soluğunuz çıkmıyor.
Sayın milletvekilleri, bir başka adaletsizliği de bu ülkeye yıllarca emek vermiş emeklilerimize yaşatıyorsunuz. On üç gündür biz buradayız, yirmi dört saat bu Genel Kurulda emeklilerimiz için nöbetteyiz çünkü emeklilerimiz açlık sınırı altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermek zorunda sizin iktidarınızda. Sizin iktidarınız emeklilerimizi pazardan çürük sebze meyve toplamaya, marketlerde tarihi geçmiş gıdalar almaya mahkûm ediyor; kirasını, faturasını ödeyemiyor. "Gelin, düzeltelim." diyoruz, başınızı çeviriyorsunuz. Emeklilerimize bu hayatı, sefalet maaşlarını reva görenlere, bin liralık sadaka zammını lütuf gibi gösterenlere yazıklar olsun diyoruz buradan.
Değerli milletvekilleri, işte, böyle millet iradesine darbe indiren adalet haydutları, hukuk korsanları olduğu sürece biz ne içeride toplumsal barışımızı sağlayabiliriz ne de dışarıda itibarımızı koruyabiliriz. Aden Körfezi'ne bin değil 100 bin asker göndersek dahi Adalet ve Kalkınma Partisinin yarattığı bu tahribatı ortadan kaldıramayız, itibarımızı yükseltemeyiz. Yani sözün özü şudur ki: Dünyada itibarlı devlet olmanın yolu demokrasiden, hukuktan, özgürlüklerden; emeklinin, emekçinin 86 milyonun hakkını, hukukunu, refahını sağlamaktan geçer. Bunu bu iktidarın yapma şansı artık kalmamıştır. En yakın sürede "Getirin sandığı." ediyoruz. Ülkemizin hak ettiği halkın iktidarını Cumhuriyet Halk Partisi olarak getirmeye kararlıyız.
Bu düşüncelerle Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)