GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:48
Tarih:20.01.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) - Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden Körfezi'nde görevlendirilmesine ilişkin tezkere üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda askerî operasyonlara katılımı ülkemize askerî, siyasi ve stratejik faydalar sağlamaktadır. Peki bu faydalar nelerdir? İlk olarak, ülkemizin katılımı uluslararası alanda ülkemize prestij ve itibar kazandırmaktadır. Birleşmiş Milletler çatısı altında asker göndermek Türkiye'nin hem sorumlu uluslararası aktör hem de küresel sorunlara çözüm üreten ülke imajını güçlendirir. Ülkemizin bu operasyonlara katılımı özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerde ve gelişmekte olan dünyada yumuşak gücümüzü artırır. Birleşmiş Milletler nezdinde saygınlığımızı ve güvenilirliğimizi de olumlu etkileyecektir. Bu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği adaylıklarında, seçimlerde ve diplomatik müzakerelerde ülkemizi avantajlı hâle getirebilir. Ayrıca Lübnan, Somali, Güney Sudan, Mali gibi Birleşmiş Milletler operasyonlarına katılım gösterdiğimiz bölgeler de Türkiye'nin bölgesel ve küresel etki alanının büyümesini sağlar. Çatışma sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde Türkiye'nin söz hakkının artması söz konusu olabilir. Özellikle Orta Doğu, Afrika ve Balkanlarda Türkiye'nin ara buluculuk rolünün güçlenmesini sağlar. Diğer taraftan da ordumuzun bilgi ve tecrübesini artırması muhtemeldir. Farklı coğrafyalarda, farklı iklim ve arazi şartlarında ordumuzun operasyonel yetkinliğinin yükselmesi imkân dahilindedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok uluslu görevlerde uluslararası standartlarda harekât tecrübesi kazanması, modern harp teknikleri ve kriz yönetimi kabiliyetinin geliştirilmesi açısından önemlidir.

Kısacası Türkiye için Birleşmiş Milletler kararıyla yurt dışına asker göndermek sadece insani ve uluslararası bir sorumluluk değil, aynı zamanda dış politikada çok ciddi bir kaldıraç etkisi yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu adımlar millî güvenlik kapasitemizi geliştiren stratejik bir yatırım niteliğindedir. Birleşmiş Milletler kararlarıyla yurt dışına asker göndermek cumhuriyetimizin geleneksel dış politikasıyla da uyumlu bir tutumdur. Bundan dolayı İYİ Parti olarak görüşülmekte olan tezkereyi desteklediğimizin ve "evet" oyu vereceğimizin bilinmesini isteriz.

Muhterem milletvekilleri, Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı küresel deniz ticaretinin en kritik su yollarının başında gelmektedir. Aden Körfezi; Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki küresel ticaretin ana transit hatlarından biridir. Yılda yaklaşık 21 bin gemi ticaret amacıyla Aden Körfezi'nden transit geçiş yapmaktadır. Bölge petrol, gaz, ham madde ve tüketim mallarının küresel tedarik zincirinde hayati bir bağlantı noktasıdır. Aden Körfezi'ni kullanılan ticari gemilerin önemli bir yüzdesini enerji ve konteyner yükleri oluşturmaktadır. Türkiye coğrafi konumu ve dış ticaret hacmi nedeniyle bu rotaya stratejik olarak bağlıdır. Türk ticaret gemileriyle Türkiye'ye bağlayan deniz hattının istikrarı ulusal ticaret ve lojistik güvenliğimiz açısından temel bir unsurdur. Bu hattın güvenliği Türkiye'nin ihracat ve ithalat faaliyetlerinin sürekliliğini doğrudan etkilemektedir. Aden Körfezi aynı zamanda Türkiye'nin denizcilik ve enerji güvenliği açısından da hayati bir kavşaktır.

Muhterem milletvekilleri, uluslararası ticaretin kesintiye uğraması, dünya ekonomisinde fiyat istikrarsızlığı ve arz zincirinde bozulmalar yaratabilir. Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı bölgesinde son dönemde yeniden artış gösteren deniz haydutluğu ve korsanlık olayları küresel deniz güvenliğini tehdit etmektedir. Bölgedeki korsanlık özellikle Somali'deki otorite boşluğu ve ekonomik istikrarsızlığın bir sonucudur. Yerel güvenlik zafiyeti, deniz ticaretine açık ve yoğun deniz trafiğiyle birleşerek korsan gruplarının faaliyet alanını genişletmiştir. 2024-25 döneminde deniz haydutluğu ve silahlı soygun vakalarında hem Adem Körfezi'nde hem de küresel alanda artış gözlemlenmektedir. Deniz haydutluğu ve korsanlık vakalarındaki artış eğilimi bölgeyi yeniden riskli hâle getirmeye başlamış durumdadır. Korsan saldırıları sadece ekonomik maliyeti artırmakla kalmamakta, aynı zamanda seyrüsefer emniyeti ve denizcilerin can güvenliği üzerinde de doğrudan etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle uluslararası iş birlikleri ve bölgesel istikrar çabaları Aden Körfezi'nin güvenliğinin sürdürülebilirliği için kritik önemdedir.

Muhterem milletvekilleri, Aden Körfezi'nde güvenlik ve istikrarı desteklemek amacıyla ülkemizin attığı adımlar maalesef iktidarın Somali'de izlediği yanlış politikalarla zaman zaman gölgelenmektedir. Çünkü Afrika Boynuzu'na yönelik stratejimiz ulusal çıkarlarımızla uyumlu bir dengeyi az da olsa koruyamama olasılığı yaratmaktadır. Türkiye'nin Somali politikası insani yardım çabalarının ötesinde son derece riskli bir stratejik angajmana dönüşmüş durumdadır. Bu angajman milyarlarca dolarlık harcama ve asgari taahhütleri beraberinde getirmektedir. Belirtmek gerekir ki Somali'nin siyasi kırılganlığı, merkezî yönetimin zayıflığı, federal yapısındaki çözümü zor anlaşmazlıklar ve risk teşkil eden belirsizlikler devam etmektedir. Bu koşullar Türkiye'nin Somali'deki kalkınma projeleri ve bu projelerin koordinasyonu açısından risk teşkil etmektedir. El Şebab tehdidi Türk personelini, üssünü ve yatırımlarını doğrudan hedef hâline getirmektedir çünkü Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel rekabet şiddetlenmektedir. Etiyopya-Somali gerilimi, Somaliland'in İsrail tarafından tanınması, Somaliland yönetiminin 1 milyon Gazzeliyi kabul edilebileceğini açıklaması ve Kızıldeniz'deki ittifaklar, Türkiye karşıtı bir baskı alanı oluşturmaya başlamış durumdadır. Türkiye'nin varlığı bazı aktörler tarafından istikrarsızlık unsuru olarak algılanmaya başlamıştır. Enerji ve balıkçılık anlaşmaları Somali'nin merkezî yönetimi ile özerk bölgeleri arasındaki gerilimleri artırma potansiyeli taşımaktadır. Yatırımların ekonomik geri dönüşü konusunda büyük belirsizlikler mevcuttur. Hidrokarbon keşifleri gerçekleşmez ise şayet maliyetlerin boşa gitme ihtimali bulunmaktadır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler ambargoları bağlamında askerî desteğimiz bazı eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu eleştirilerin uluslararası arenada Türkiye'yi zor durumda bırakma ihtimali olabilir. Somali'ye yönelik uzun vadeli savunma taahhütleri çıkış stratejisini belirsizleştirmektedir. Somali'nin kendi ordusunu bağımsızlaştıramaması hâlinde Türkiye'nin yükünün artması olasılık dâhilindedir. Dezenformasyon ve yeni sömürgecilik anlayışı algısı, uluslararası kamuoyunda ülkemiz aleyhine yanıltıcı tartışmalara yol açmaktadır. Somali ve Somali'ye benzer ülkelerdeki politikalarımızla ilgili olarak stratejik sabır gösterilse dahi gerçekçi bir maliyet-fayda analizi yapılması önem arz etmeye başlamış durumdadır. İktidar, Meclisin bilgisi ve denetimi olmadan bu riskleri yönetemeyeceğini idrak etmelidir. Evet, Türk milletinin Somali'ye yönelik kardeşlik bağı güçlüdür. Kardeşlik bağımız kıymetli olmakla birlikte, devlet yönetimi duyguyla değil akılla yürütülmelidir. Bu bağlamda, ulusal çıkarlarımız duygusal taahhütlerin her zaman önünde olmalıdır. İYİ Parti olarak biz, dış politika stratejilerimizin her zaman gerçekçi bir risk değerlendirmesiyle yürütülmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Muhterem milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politika geleneği Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesi üzerine bina edilmiştir. Bu ilke, barışçıl bir dış duruşu, savunma odaklı bir anlayışı ve coğrafi olarak uzak, riskli angajmanlardan kaçınmayı esas alır. İktidarın Somali politikası, Türkiye'yi Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'ndaki büyük güç rekabetinin tarafı hâline getirerek geleneksel denge çizgisinden uzaklaştırma potansiyeli taşımaktadır. Geleneksel Türk dış politikasının realizm ve pragmatizm ilkesi, ulusal kaynaklarımızın verimli kullanılmasını ve öncelik alanlarımıza ağırlık verilmesini gerektirir. Bu bağlamda, Somali'ye aktarılan milyarlarca dolarlık yardım, altyapı yatırımları ve asgari angajman maliyetleri, iç ekonomik zorluklar ve Suriye, Irak, Doğu Akdeniz gibi yakın coğrafyamızdaki acil ihtiyaçlar düşünüldüğünde fayda/maliyet analizinin çok iyi yapılmasını gerektirmektedir. Ayrıca, burada açıkça ifade etmeliyiz ki iktidarın Somali politikası da büyük ölçüde ideolojik körlük ve dinî söylemlerle şekillenmektedir. Hâlbuki realist karakteriyle geleneksel Türk dış politikası ise ideolojiden uzak, ulusal çıkar odaklı ve pragmatik bir çizgiyi esas alır. Ülkemizden uzak bir coğrafyada faaliyette bulunurken, politika oluştururken büyük bedellere mal olan tarihî tecrübelerimizin dikkate alınması gerekir, umarım alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, dış politikada kurumsal hafızaya ve Dışişleri Bakanlığının potansiyel diplomasi geleneğine sadık kalınması gerektiği kanaatindeyiz. Biz, İYİ Parti olarak Somali halkına insani yardım ve kalkınma desteği verilmesini elbette değerli buluruz ancak bu politikanın ulusal çıkarlarımızın şeffaflığının ve geleneksel ilkelerimizin önüne geçirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Uzak coğrafyalardaki yoğun angajmanların ancak Türkiye öncelikli, dengeli ve riskleri minimize eden bir yaklaşımla anlam kazanacağını telakki ediyoruz. Bu vesileyle İYİ Parti olarak Somali politikasının geleneksel Türk dış politika ilkeleriyle daha uyumlu hâle getirilmesi, detayların Meclis denetimine daha şeffaf bir şekilde sunulması ve millî önceliklerimizin gözetilmesi gerektiğini vurgulamak isteriz.

Muhterem milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası milletimizin en hassas alanlarından birisidir. Bu politika, devletimizin sürekliliğini, güvenliğini ve itibarını doğrudan ilgilendirir. Son yıllarda dış politikamızda bazı önemli hususlar dikkat çekmektedir. İlk olarak, ilişkilerimizin büyük ölçüde kişisel münasebetlere, ideolojik körlüğe, mezhepsel ajandaya ve bunlara bağlı olarak da ani değişimlere dayandığı gözlemlenmektedir. Önce "dost" olarak nitelenen aktörlerle daha sonrasında ciddi gerilimler yaşanabilmektedir. Bu durum, uzun vadeli uluslararası ilişkilerde güven inşa etmeyi zorlaştıran bir faktör olarak değerlendirilmektedir.

İkinci olarak, iktidarın dış politika kararları çoğu zaman stratejik bir çerçeveden ziyade, kısa vadeli tepkilerle şekillenmektedir; hâlbuki dış politikada tutarlılık ve öngörülebilirlik uluslararası ilişkilerde en değerli kavramlardır. Ancak iktidarın uygulamalarına bakıldığında, Türk dış politikasında bu niteliklerin zayıfladığı yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır.

Üçüncü olarak diplomasi geleneğimizin ve kurumsal birikimin yeterince dikkate alınmadığı yönünde de hem yaygın bir kanaat hem de çok sayıda somut gelişme bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki "devlet aklı" dediğimiz şey, esas itibarıyla uzun yıllara dayalı tecrübelerle oluşturulan deneyim ve kurumsal liyakat üzerine kuruludur. Bu birikimin karar süreçlerinde daha etkin rol oynaması milletimizin menfaatine olacaktır. İlgili kamuoyunda uluslararası kuruluşlar ve müttefiklerimizle bağlarımızın geçmişte olduğundan daha kırılgan bir hâle geldiği tartışılmaya başlanmış durumdadır. Bu durumun Türkiye'nin bölgesel ve küresel ağırlığını olumsuz etkileme riski vardır. Dış politika tarihimize bakıldığında, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlar ve müttefiklerimizle uyum içerisinde hareket etmesinin geçmişte ülkemizin gücüne etkisi olduğu görülmüştür.

Sonuç olarak, iktidarın yıllardan bu yana uyguladığı ve geleneksel dış politika anlayışımızla bağdaşmayan politikaların Türkiye'yi uluslararası arenada daha yalnız ve güvenilirliği tartışmalı bir konuma getirdiği yönünde emareler artmış durumdadır. Bu tutumlardan kaçınılması ülkemizin lehine olacaktır.

Muhterem milletvekilleri, şimdiye kadar zikrettiğimiz ve iktidara yönelik eleştiri olarak nitelendirilebilecek hususlar esasında ülkemizin menfaatlerinin maksimize edilmesi konusunda durduğumuz çizgiyi göstermektedir. Çünkü İYİ Parti olarak biz Türk dış politikasında rasyonel ve ilkeli bir yaklaşımı, dengeli, uzun vadeli stratejik bir vizyonu, kurumsal hafızaya ve diplomasi geleneğine bağlılığı, millî menfaatlerimizi merkeze alan dengeli ilişkiler kurmayı, uluslararası kuruluşlar ve müttefiklerimizle yapıcı ilişkilerin sürdürülmesini, bölgesel istikrarı önceleyen maceradan uzak bir dış politika anlayışını savunuyoruz. Zira, Türkiye'miz tarihî, birikimi ve coğrafi konumuyla çok daha güçlü bir aktör olmayı dış politikasını ekonomik refahını artıracak şekilde icra etmeyi hak eden ve bunu geçmişte başaran bir ülkedir. Dolayısıyla, milletimizin refahı, güvenliği ve itibarı için dış politikamızın yeniden bu temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğine inanmaktayız.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken Aden Körfezi ve Somali açıklarında görev yapan kahraman Mehmetçiklerimize başarılar diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)