GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:14.01.2026

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halep'te günlerce süren insanlık dramını barış, huzur ve güvenliğin tesisi ifadeleriyle açıklamak ve bunu 10 Mart Mutabakatı açısından bir fırsat olarak değerlendirmek doğru değildir. Çünkü Halep'te paramiliter cihadist çetelerin Kürt halkının yaşam alanlarına dönük sistematik ve bilinçli olarak etnik temizlik amacı güttüğü açıktır. 1 Nisan 2025 Mutabakatı'yla SDG Halep'teki Kürt mahallelerinde bulunan güçlerini ağır silahlarıyla birlikte geri çekti ve güvenliği yerel asayiş birimlerine devretti. HTŞ bunu fırsata çevirerek 1 Nisan Antlaşması'nı hiçe sayarak Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallelerine IŞİD artığı çeteleriyle saldırdı. Halep saldırısıyla 150 bin insan yerinden yurdundan edildi ve en az 500 kişinin de kayıp olduğu söylenmektedir. Tek bir Suriye dediğiniz şey, hastanelerin bombalandığı, çocukların, kadınların katledildiği ve sivillerin zorla yerlerinden edildiği, her türlü vahşet ve barbarlığın kol gezdiği bir anlayışla mı sağlanacak? Bir yerde hastaneler bombalanıyor, kadın ve çocuklar katlediliyor, yaşamını yitirenlerin naaşlarına işkence yapılıyorsa orada hedef askerî üstünlük değil toplumsal soykırımdır; işte Halep'te yaşananlar ve yapılmak istenenler de budur. Bu katliamları devletler meşrulaştırabilir ancak bu katliamlar o devletleri meşru yapmaz. Şeyh Maksud ve Eşrefiye'ye dönük kuşatma Halep'i Kürtsüzleştirme politikasıdır; bu sosyolojik ve siyasal açıdan da toplumsal barışı imkânsız kılan bir yaklaşımdır. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Süryanilerin, Hristiyanların güvende olmadığı bir Suriye'de kimse güvende değildir. Gerçeklik şudur: Halkları dışlayan her siyasal düzen istikrarsızlık üretir. Bölge açısından demokrasinin ne kadar hayati bir rolü olduğunun altını çizerken bu bilinçle söylüyoruz. Demokrasi bir ütopya değil, tam tersine bölgenin istikrara kavuşmasının tek çözüm yoludur.

Türkiye'de siyasilerin yaptığı açıklamalara bakınca gerçekten insanlık adına utanmamak elde değildir. Kürt halkını bin yıllardır doğduğu, büyüdüğü ve yaşadığı coğrafyada misafir olarak gören bir anlayış vardır. Kürt halkının bu coğrafyanın asli unsuru olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten korkan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Orta Doğu'da Kürt halkının bu denli açık saldırılara maruz kalmasının temel nedeni, demokratik yaşam ilkesini her alanda hayata geçirmek için mücadele etmelerinden kaynaklandığını biliyoruz. Rojava'da Kürt halkının inşa ettiği yaşam, halkların bir arada özgürce yaşadığı bir yönetim şeklidir. Tüm bu korkunun nedeni, Kürt halkının istikrarsızlığın, savaşların ve yıkımların merkezi hâline gelmiş Orta Doğu için yeni bir yaşamın mümkün olacağını ispatlamış olmasıdır.

İnsan yaşamı ve tüm farklılıklara rağmen birlikte yaşama umudu çeteler tarafından bir risk olarak görülmektedir. Suriye'de bir devlet yoktur, Suriye'de azınlıklar ve asli unsurlarını görmezden gelen çeteci bir anlayış vardır. Bu çeteci anlayış Fırat'ın batısını askerî alan ilan ederek Tişrin Barajı'nı bombalıyor, çeteleri ise Deyr Hafir'e, Tabka'ya saldırıyor. Zorla kurulan her düzen yıkılmaya mahkûmdur. Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de yaşananlar, IŞİD zihniyetinin hâlen sahada ve aktif olduğu, hâlâ silahlı ve korunur durumda olduğunu göstermektedir. "Kürt'ün kanı helaldir." fetvalarıyla saldıran, kadınları binalardan atan, sivilleri hedef alan bu zihniyetin adı değişse de ama özü değişmemiştir. Kısacası: Bugün Halep saldırısını bir "zafer" olarak tanımlayanlar, Kürt halkının iradesini kırdıklarını sananlar, uzun vadede Başur, Bakur ve Rojhelat ve Rojava'da milyonlarca Kürt'ü bir araya getirdi. Birilerinin yaptığı küçük hesaplar Şeyh Maksud ve Eşrefiye'deki halk savunma güçlerinin direnişlerine çarpmış ve yerle bir olmuştur. Bazı güçler sahada ellerinin güçlendiğini sanıyorlar. Oysa çok kısa bir zamanda büyük kaybettiklerinin farkına varacaklardır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)