| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 47 |
| Tarih: | 14.01.2026 |
CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Günlerdir tüm dünya ABD Başkanı Trump'ın alışkanlık hâline getirdiği uluslararası hukuk ihlallerini konuşuyor. Venezuela örneği bu "yaptım oldu" anlayışının zirve yaptığı bir operasyon olarak tarihe geçti. Bir Devlet Başkanını kendi ülkesinde alıkoyarak ABD'ye getiren ve burada yargılayacağını söyleyen bir anlayışın yapacaklarının bir sınırı olmadığını anlamamız gerekiyor. Bunu münferit bir hadise olarak değil uluslararası alanda bir ahlaki sorun olarak dikkate almalı ve değerlendirmeliyiz. Bu olay bize şunu göstermiştir: Bugün Washington'da şekillenen dış politika korku yayma üzerine şekillenmektedir. Uzun yıllar boyunca küresel düzen kusurlu da olsa kurallara ve biçimsel meşruiyete ihtiyaç duymuştur. Bugün ise bu ihtiyacın terk edildiğini görüyoruz. Güç artık kendisini açıklama gereği bile duymamaktadır.
Sayın milletvekilleri; Bugün ABD yönetiminin izlediği çizgi "müttefiklik" kavramını aşındırmakta, hukuku araçsallaştırmakta ve dış politikayı kısa vadeli anlaşmalar zincirine indirgemektedir. Bu anlayışta ilke yoktur, kalıcılık yoktur, öngörülebilirlik yoktur. Bu, küresel siyaseti istikrara değil kaosa sürükler. Biz, bu olaylar silsilesini yalnızca bir adamın çılgınlıkları olarak göremeyiz, ticari kaygılarla atılmış yanlış adımlar olarak nitelendiremeyiz. Şu anda tüm dünya hukuksuzluğun, başıbozukluğun kurumsallaşması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Peki, bu ortamda ülkeler ne yapmalıdır? Öncelikle, şunu açıkça söylemeliyiz: Güçlü devletlerin hukuku çiğnediği bir dünyada askerî kapasite tek başına bir savunma aracı olmayacaktır. Savunmanın en önemli unsuru ülke içindeki siyasal meşruiyettir. Demokratik kapasitesi zayıflamış, toplumsal uzlaşısı aşınmış, kurumları tartışmalı hâle gelmiş ülkeler dış baskılara karşı dirençli olamaz. Bugün İran'da yaşanan olaylar da bunun somut örneklerindendir. İran rejimi uzun yıllar bölgede toplum mühendisliği yaparken halkının talep ve şikâyetlerine kulaklarını kapattı. İran'ın sert ve mezhepçi yönetim anlayışı bugün ABD'nin İran'a müdahalesini gündeme getirmekte maalesef, halk desteğini zayıflatarak İran'ı savunmasız hâle getirmektedir. Bu nedenle, biz Türkiye olarak iç cephemizi tahkim etmek zorundayız. Demokrasi bir lüks değil ulusal güvenlik meselesidir. Hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, güçlü bir Meclis ve hesap verebilir bir yönetim dışarıdan dayatılan otoriterliğe karşı en sağlam kalkandır. Demokratik dönüşümünü tamamlamamış bir ülke yükselen küresel otoriter dalgaya karşı duramaz.
İkinci temel mesele ise bölgesel vizyondur. Bugün Orta Doğu büyük güçlerin nüfuz alanlarına bölünmüş durumdadır. Sınırlar halklara ayıran duvarlara, ekonomiler rekabet yerine bağımlılığa, güvenlik anlayışı ise ortaklıktan ziyade tehdit algısına dayanmaktadır. Oysa bu coğrafyada kalıcı istikrar tek tek ülkelerin güçlenmesiyle değil birlikte güçlenmesiyle mümkündür.
Değerli arkadaşlar, burada dış politikaya dair yaptığım neredeyse her konuşmada söylediğim gibi yine söylüyorum: Türkiye'nin Orta Doğu'da kalıcı barış ve refah için atması gereken adım, sınırları değiştirmeden, sınırları anlamsızlaştıran işbirlikleri kurmaktır. Avrupa Birliği tüm sorunlarına rağmen yüzyıllarca savaşmış ülkelerin barışı kurabildiğini göstermiştir, Orta Doğu da bunu başarabilir. Enerjide, ticarette, ulaştırmada ve güvenlikte kazan-kazan temelli mekanizmalar inşa edilmedikçe bu coğrafya büyük güçlerin oyun alanı olmaktan kurtulamayacaktır. Türkiye'nin tarihi, coğrafyası ve diplomatik birikimi ona bu süreçte edilgen değil ilke temelli ve kurucu bir rol oynama imkânı vermektedir ama bunun yolu içeride demokrasiyi güçlendirmekten, dışarıda ise barışı, hukuku ve bölgesel iş birliğini savunmaktan geçmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) - Başkanım, çok az...
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) - Türkiye tüm bölge halklarını kucaklayan ve kaybedeni olmayan barış siyasetini bölgemizde hâkim kılacak adımları atmalıdır. İçinde bulunduğumuz coğrafya ancak barış iklimiyle emperyal güçlerin menzilinden çıkacak, kendi potansiyelini gerçekleştirecektir.
Yüce Meclisi meşruiyeti, demokrasiyi, insan haklarını koruyacak, sağlamlaştıracak ve yaşatacak adımlar atmaya davet ediyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)