GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:14.01.2026

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sözlerime başlamadan önce bir tabloya dikkat çekmek istiyorum. 8 Ocakta Cizre'de 2 genç hukuksuzca gözaltına alınıp bırakıldı. Dün gece Silopi'de 6 genç evleri basılarak gözaltına alındı. Bugün ise Cizre'de, Halep'te Şeyh Maksud, Eşrefiye, Beni Zeyd, Deyr Hafir, Tişrin'de yaşanan insanlığa karşı suçlara karşı demokratik tepkisini protesto gerçekleştirmek isteyen gençlere, kadınlara, partililerimize, gazetecilere, sivil toplum kuruluşunun bulunduğu kitleye polis saldırmış, gözaltılar yaşanmış, Şırnak ve ilçelerinde şu an 17 kişi gözaltındadır. Bu baskıyı ve bu tahammülsüzlüğü kabul etmiyoruz. Daha 8 Ocakta bu protestoları takip eden Gazeteci Emrullah Acar'a karşı polisin açıkça saldırısı ve tehdidi hafızamızda tazeyken bu akşam aynı şekilde Azadiya Welat Ajansı Muhabiri Nedim Oruç polisler tarafından kameralar önünde işkenceyle ve hukuksuzca gözaltına alınmıştır. Şırnak ve ilçelerinde yaşanan bu tablo, Valilikten Emniyete, Kaymakamlığa karşı var olan idari tutumdan bağımsız değil ama aynı zamanda Türkiye'nin Suriye'de yaşananlara karşı tarafsız olmamasını, Türkiye'de yaşanan suçların Suriye'deki suçların bir parçası ve ortağı olarak bu suçları gizleme refleksi olduğunu söyleyebiliriz. Rojava'da, Suriye'nin farklı kentlerinde başta Kürtler olmak üzere halklara ve inançlara karşı saldırılar sürerken hiçbir Kürt, hiçbirimiz sessiz kalmadık, kalamayız, kalmayacağız. Rojava'yı savunmak, bu protestoların demokratik haklarını kullanmak suç değildir, Rojava'yı savunmak insanlığı ve onuru korumaktır. Gözaltına alınan gençler, gazeteciler ve tüm yurttaşlar derhâl serbest bırakılmalıdır.

Suriye iç savaşının başladığı ilk günden bugüne kadar Türkiye'de hep aynı kelimeleri duyduk: "Sınır güvenliği", "dış tehdit", "beka", "Suriye, Suriyelilerindir, Suriyeliler karar vermelidir." diye. Bu söylemler, Suriye'deki cihatçı çeteleri palazlandırdı, Kürtleri hedef hâline getirdi, Türkiye'yi de bu savaşın bir parçası, bizzat yürütücüsü pozisyonuna getirdi ama ne açıktır ki bu kadar yıldan sonra ne siyaseten ne meşruiyet kazandırmadığı gibi Türkiye halklarının hiçbirine de bir koruma sağlamamıştır. Dünyada savaş çanları çalarken Orta Doğu'daki dengeler, köklü değişimlere doğru giderken, İsrail saldırılarından dolayı her gün bölgede ateş püskürtüldüğü bu kürsülerden ifade edilirken, Suriye sahası şu an yeni bir paylaşım sahası olarak görülüp denklem yeniden ördürülürken, Türkiye "Dört tarafımız bir kuşatma altında." derken bu kuşatmayı bizzat sahada yapanlarla aynı safta duruyor, aynı safı tutuyorsunuz. 1 Nisan Mutabakatı'yla Gazze'de ve Şam geçici hükûmetinin arasında yapılan sözleşmeyle çekilen, yalnızca asayiş güçlerinin bulunduğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahalleleri için "HTŞ çatısı altındaki gruplara askerî destek vermeye hazırız ve nazırız." dediniz ya, soruyorum, herkes soruyor: Halep'teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallesi'nin Türkiye'nin hangi sınır güvenliğine bir ihlali söz konusu, nasıl bir tehdit görüyor da var olan hazır nazır çağrılarına ve çetelere açık bir destek ortaya koyabiliyor? "Mesele içeride barış ve kardeşlik." derken neden Suriye'deki Kürtlerden yana değil de bu cihatçı çetelerden yana bir tutum takınıyor? Burada bir plan, burada bir yalan, burada bir çarpıtma, burada gerçeği yok etme siyaseti var. Halep'in Ezidi, Süryani halkının ama en çok da Kürtsüz bırakma bir siyaset, saldırı ve göç ettirme politikası ortaya çıkıyor. Nereye gidecek Suriye, nereye evrilecek, ne kadar daha tehlikeli bir hâl alacak? Çok bilinmeyenli bir denkleme doğru gidiyor.

Burada, Türkiye için "Tek devlet, tek millet, tek dil." diye bağıranlar, bunu topluma dayatanlar, bugün "Suriye Suriyelilerindir." diye ifade edip bu kürsüde, her yerde Suriye için bayrak biçmeye, Suriye için dil biçmeye, Suriye için din biçmeye çağırıyor. Bu durum, ortaya çıkan bu tablo, Kürtler açısından, burada yürütülen sürece güven duyan herkes açısından bir güven kırılması, bir güven krizi ortaya çıkarıp yaratmaktadır. Bir yandan "Gideriz, ederiz." deyip bir yandan kardeşlik ve süreç naraları atmak bir siyaset, başarılı bir politika değil tam tersine, siyasetsizlik, tarih bilmemezlik, gerçeği görmemezlik, politikada politikasızlığın ta kendisidir. Kürt'süz Halep, Kürt'süz Suriye olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Kürtlerin varlık olgusuyla, varlık iradesiyle bir özne olduğunun kararını vermek Türkiye'ye kalmamıştır. "Suriye, Suriyelilerindir." deyip Kürtlerin orada en ufak hakkına, statüsüne açıktan saldırmak, saldırının önünü açmak aynı zamanda içeride yürütülen bu sürecin kendisine doğrudan bu sözleri kuranlar tarafından açıkça bir sabotajdır.

Buradan ifade ediyoruz ki tüm Kürt halkını inciten, yaralayan bu politikalarla asıl süreci ve kardeşliği heba eden bizzat sizlersiniz. Kürt düşmanlığı bu kadar yıldır bu ülkeye hiçbir şey kazandırmadı, bu saatten sonra da hiçbir şey kazandırmayacaktır. Buradan hiçbir şekilde ne Kürt halkı ne de yaptığınız pazarlıkları Orta Doğu'da bir arada yaşamak isteyen halklar unutmayacaktır.

Bir kez daha ifade ediyoruz ki Rojava'yı savunmaya, Rojava'nın onurunu korumaya, Kürtlerin her yerde özne olarak, çoğul olarak statüsünü ve hakkını savunmaya devam edeceğiz. (DEM PARTİ Sıralarından alkışlar)